Google Adsense Otomatik

"Bir canım kaldı… Daha ne bedel ödeyebilirim?" - Sedef Kabaş

"Bir canım kaldı… Daha ne bedel ödeyebilirim?" - Sedef Kabaş

Cumhurbaşkanına hakaret, Türkiye’de 4 yıla kadar hapis bedeli ödeten tehlikeli suçlardan biri, bu suçtan son yıllarda tam 128 bin kişi yargılandı. Pek çok gazeteci yazdıkları haberlerden, çizerler karikatürlerinden, gençler attıkları tweetten, göstericiler açtıkları pankarttan mahkemelere düştü, pazarcılar patlıcana koydukları etiketten bile sorgulanırken, pahalılıktan şikayet eden yaşlı teyzeler  gözaltına alındı. Sedef Kabaş ise “paylaştığı bir atasözü nedeniyle” tutuklanıp,  49 gün hapis yatarak” bu zincire dahil oldu.

Kabaş’la Ankara’da Gazeteciler Cemiyetinin düzenlediği konferansta bu 49 günün öncesi ve sonrasını değerlendirdik, “Bir canım kaldı” diyen Kabaş, “ama haksızlık karşısında asla susmayacağım” sözüyle korkmadığını dile getirdi.

Peki neydi Sedef’i bir gece saat 02.00’de gözaltı sürecine ve 49 gün hapiste yatmaya  götüren olay? Özeti şu: Bir gün kafası bozulup "Öküz saraya çıkınca kral olmaz. Ama saray ahır olur." Diye tweet paylaşmış, sonrasında ise Uğur Dündar’ın yönettiği bir TV programında aynı sözü tekrarlamıştı. Sen misin bunu yapan? Savcılar hemen harekete geçti ve infaz süreci başlatıldı… Sonrasını söyleşimizden aktaralım:

SORU: Herkesin merak ettiği şu: Sedef neden hedef oldu da böyle bir cezaya reva görüldü?

KABAŞ: Gazetecinin hapsedilmesi artık Türkiye’de haber değeri taşımıyor. Sıradanlaştırıldı. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Ama benim olayım neden istisna? Dünyanın hiçbir yerinde,  demokrasinin az buçuk işlediği bir ülkede bile bir atasözü hakaret değildir, olamaz. Karikatürler, atasözleri, fıkralar neden vardır? Yıllar öncesinden süzülür ve anonimdir. Dünyanın hiçbir yerinde bir atasözünden, bir masaldan dolayı biri hapsedilemez. Eğer herhangi biri hapsediliyorsa orada demokrasinin D’sinden, hukukun H’sinden, basın özgürlüğünün B’sinden bahsedilemez. Bir atasözünden gazeteciyi hapsetmiş ilk ve tek ülkeyiz.

SORU: Sadece bir atasözü mü?

KABAŞ: Bunun öncesi var. 2015’de 17-25 aralık sürecinde, pek çokları hatta basınımızın değerli üyelerinin duayenlerin bile sustuğu bir dönemde ben -bunca belge, bilgi, tape, ifade, varken, tek celsede delil yetersizliğini göstererek olayları sümenaltı edemezsiniz- dediğim için, ağır cezada yargılandım, 10 yıl hapsim istendi. Değerli basınımız bunu görmezden geldi, sustu.

Ben o dönemde -Fetöcü- ilan edildim zerre umrumda olmadı, çünkü ben korkuyla susmayı tercih etmem çünkü herkes kendini bilir, suçum yok, vicdanım rahat… Ortada bir realite var. Rüşvet, yolsuzluk, kara para aklama, uluslararası çapta gizli altın ticareti, ambargoları delme ve Türkiyeyi çok zor duruma sokma gayreti var. Eğer böyle bir gerçek varsa neden susuyoruz? Yargılamadan beraat ettim ama bu yargılama süreçleri sistemli yapılıyor 49 ilde birden aynı anda hakkımda suç duyurusu yapıldı. Defalarca yargılandık. Geçen sene bu zamanlarda, ODTÜ’de, eğitmen kimliğimle -malum gazetecilikten para kazanılmıyor-, 2 bin kişilik salonda bir konuşma yaptım, iletişimin hangi teknikleri kullanılarak kara propaganda yapıldığı meselesini anlattığım bir konuşmaydı, siyasetin S’si yoktu. -Yalan haberler, manipülasyonlar nasıl zihinleri işgal ediyor ve biz teslim oluyoruz?- Bunu anlatmaya çalıştım 20 dakikalık bir konuşma. Hitlerin sözcüsü Göbels’den örnek veriyorum, -Büyük yalanlar söyleyin, sürekli tekrarlayın,sonunda size inanırlar- diye. AKP’nin adamları sanki bu sözleri ben söylemişim gibi montajlıyor ve Cumhurbaşkanı  Erdoğan bu montajı halka açık canlı yayında, grup toplantısında kullanıyor. Diyor ki, -bakın 128 milyar dolar sorusu varsa, bu yalan soruyu işte CHP’ye o bayan sundu- diyerek beni milyonlara hedef gösteriyor. Ben Erdoğan’a 128 kuruşluk tazminat davası açtım iftira edip beni aleni hedef gösterdiği için, yarın bir gün beynime birisi kurşun sıkarsa Türkiye müsebbibi bilsin diye…Yani benim durumum çok öncelere dayanıyor.

—önce astılar sonra yargıladılar—

SORU: Mapuslukta 49 gün nasıl geçti?

KABAŞ: Tutuklu yargılama bahanesiyle, yani katalog suçu bile olmayan hakaret suçu iddiasıyla önceden cezalandırmayı seçerek beni hapsettiler. Önce astılar sonra yargıladılar. 49 gün ne yaptım? Bence hapis, mekandan ziyade mental bir durum. Bedenin hapistedir zihnen özgürsün. Ben moralimi hiç bozmadım. Desteğim çoktu, birilerinin arkamızda durduğunu bilmek çok büyük güç veriyor. Vicdanım özgürdü, orayı inzivaya çekilmek gibi gördüm. Bol bol okumak yazmak ve morali sağlam tutmak…49 gününün sonunda şunu gördüm içerde çok büyük dram yaşanıyor. Korkunç orası. Herkesin göğüsleyebileceği yerler değil. Adalet kan ağlıyor.

—Adalete ters kelepçe—

SORU: Bir de ters kelepçe tartışıldı?

KABAŞ: Ben ne zaman mağduru oynadım? Polisin dediğini yaptım, asıl bu ülkede adalete ters kelepçe takıldı. 49 günü söylemeye ile utanıyor insan, çünkü orada  öyle örnekler gördüm ki. Aralarında avukat görmemiş, bugüne kadar doğru dürüst savunma yapamamış olanlar var. Ben de sizler, kamuoyu sahip çıkmasanız siyasi rehin olarak hala hapiste kalmaya devam ediyordum. Enteresan olan şu. Çağlayan Adliyesinde önce savcıya ifade verirken, etrafımda polisler var, avukatım var, dostlar meslektaşlar var ama ben gıyabımda ters kelepçe manipülasyon haberleri yapıldığını görmüyorum. Polislerden biri geldi, dedi ki -algı yaratmaya çalışıyorlar, ters kelepçe yapıldığı iddiasıyla-  o polis,  -buradan çıktıktan sonra( benim serbest bırakılacağımı sanıyorlardı çünkü)  polisin size bunu söylediğini söyler misiniz?- dedi. Onlar bile bu çirkin algı ve kara propagandadan rahatsızlık duydular yani, o polislere selam ediyorum.

SORU: Halen de bu eziyeti çeken gazeteciler ve siyasetçiler var hapislerde ne yazık ki… Bakırköy’den çıkarken -haksızlık karşısında susmayacağım- dediniz. Bu sizin kamuoyuna ve basına çağrınız olarak da değerlendirilebilir, ama ya size bedel ödetmeye devam ederlerse? Belki bazıları -nush ile uslanmayanın hakkı kötektir- atasözünü bile akıllarından geçiriyordur?

KABAŞ: Hapse girdim,  bir can kaldı, daha nasıl bir bedel öderim bilmiyorum. Peki biz niye korkuyoruz? Aslında bir suçumuz var mı? Suçlular korkar. Adam mı öldürdük, cinayet mi işledik, uyuşturucu ticareti mi yapıyoruz? Terör örgütü üyesi miyiz, terör ele başlarına övgü mü düzdük, silah ticareti mi yapıyoruz? Biz bu ülkenin dürüst, işini yapmaya çalışan vatandaşlarıyız. Suç işlemiyoruz. Ama tepki göstermezsek, suskunluk sarmalına mahkum ediyoruz bu toplumu çünkü sen susuyorsun, o susuyor, sonra herkes susuyor. Diktatöre sormuşlar -nasıl diktatör oldun diye? Kimse olamayacağını söylemedi- demiş. Susmak, her türlü haksızlığa rıza göstermek.

—49 günü kim geri verecek?—

SORU: Bu ceza o atasözünün bedeli miydi?

KABAŞ: İronik olan şu, atasözünden 2 yıl 4 ay hapis cezası aldım ben, hüküm giydim ama tutuklanmama bakmayın, tutuksuz yargılanmam gerektirdi, çünkü hakaret suçu, katalog suçlardan değil, yatarı bile yoktu. Onun için mesele yapıyorum ama bu üst mahkemelere gidecek, Yargıtay’a, orası onaylarsa Anayasa Mahkemesine, eğer o da  onaylarsa kendi varlığını inkar etmiş olacak. Sonra sırada AHİM var, tazminat diyecek, Bir TC vatandaşı olarak üzülüyorum çünkü o tazminatı Türkiye ödeyecek bana, yani bizim vergimizle ödenecek. Aslında TCK 299 yok hükmünde bir madde, yani şu anda hukuku göz göre göre çiğneyerek fiili durum yaratıyordular. Tıpkı İstanbul Sözleşmesini oldu bittiye getirip 1 gecede yok ettikleri gibi…Bu sürece dur demek lazım.

SORU: AYM’ye de giderim dediniz ama, geç gelen adalet adalet olmuyor sonuçta, siz yattınız çıktınız, peki sonuçta -bu ceza haksızdı- deseler bile o 49 günü size kim geri verecek?

KABAŞ: Onu geri veremeyecekler ama ben onu bir çeşit mezuniyet olarak gördüm, oradaki kızkardeşlerimin derdine ortak olmayı bir mesleki kazanç gördüm. Aslında bu hapis mevzusu zihinle ilgili, dışarda bir sürü özgür olduğunu sanan insan var ama vicdanları hapiste…

—Hepimiz birimiz için—

SORU: Sizce gidişatın yeterince farkında mı kamuoyu?

KABAŞ: Erkan Baş (TİP Başkanı) bana dedi ki, -sen içerideyken bizi o kadar kilitledin ki… Seni içeride tutmanın (onlar için) maliyeti arttı -dedi… Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için…Ben içeriye alındığım sırada, Murat Ağırel, Barış Pehlivan ve  Hülya Kılınç’a da o kadar üzüldüm ki… İnanın içerideyken hiç gözyaşı dökmedim ama sadece bir tek an oldu, o Hülya’yı polisler tek başına ahlak polisleri eşliğinde aldılar ya… Çok içerledim arkadaşlar. Hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz. Kim olursa olsun kim olursa olsun hiçbirimiz yalnız kalmamalı.

https://gc-tr.org/

https://youtu.be/y_28bZGYsAc

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar