Erkut Tokman

Erkut Tokman


Yeni yıl yaklaşırken eski bir şehirden anılarla bugüne dair yeni umutlar

Yeni yıl yaklaşırken eski bir şehirden anılarla bugüne dair yeni umutlar

Herkesi şimdiden bir yeni yıl telaşı aldı. Sokaklar hareketli. İstanbul’da meteorolojiden gelen haberlere göre her an bir kar yağışı da pek yakında... Kadıköy çarşısının küçük meydanlarında yıllardan beri görmeye alıştığımız şekerciler, pastaneler, kiliseler, çeşit çeşit dükkanlar dış cephelerini, vitrinlerini ve duvarlarını çeşitli yeni yıl objeleri ve ışık illüzyonlarıyla süslediler bile; sokakların tepelerine gerilen renkli, sarı, beyaz ışık perdeleri de yine içimizi şenlendirmeye devam ediyor. Yılbaşı biletleri de halihazırda satışa çıktı: Bu yıl da milyonlarca kişi şansını büyük ikramiyede deneyecek. Kimilerimiz şimdiden yakınlarımıza yeni yıl hediyeleri seçmeye belki de başladık bile. Evlerinde heyecanla yeni yıl ağaçlarını süsleyenler, altlarına hediyelerini bırakanlar, çocuklarına Noel baba hikayeleri anlatanlar da olacak bu yıl da. İstanbul bir medeniyetler şehri olarak yüzyıllardır farklı gelenek, görenek, kültür, dil ve dinlerin kesiştiği bir dünya şehri olageldi, yeni yıl batıdan gelen Hristiyan kökenli bir kutlama olmasına rağmen, hicri değil miladi takvimi kullanan biz Türkler için de batılılığımızın olduğu kadar doğululuğumuzun da kabul ettiği bir modern ritüel olarak hayatlarımızda yer edinmiştir. Hristiyanların da Müslümanlardan esinle bizimle ortak kutladıkları, en azından paydaş oldukları geleneklerimiz vardır (Ramazan Bayramı gibi). Çocukken İstanbul’da büyüdüğüm mahallede Rum ve Yahudi ailelerinin çocuklarıyla oyunlar oynayarak; kapımıza Hristiyan dostlarımız tarafından getirilen paskalya çörekleri, renkli yumurtaları yiyerek büyüdüm. İstanbul’un ruhunda ve karakterinde yatan kültürler ve dinler arası bir köprünün bizler iki yakasına geçenleri olarak -tıpkı İstanbul’un iki yakası gibi- pek çok şeyi bu insanlarla ortak olarak yüzyıllardır git gel paylaştık, bugün de paylaşmaya devam ediyoruz. Kiliselerde, havralarda yeni yıl ritüelleri ayin ve dualarla bu yılda coşkuyla kutlanacak. Dinsel hoşgörü ve çeşitlilik bu şehrin zenginliği, boynuna takılı elmas bir gerdanlık gibidir.

İstanbul’un bir cazibe merkezi olması sadece bu yüzyıla ait bir şey değil her daim bu böyle olagelmiş. Eğer dünya tek bir devlet olsa başkenti İstanbul olurdu diyen Napolyon’dan bugüne epey geçse de arada bir kendime ve çevremdeki dostlarıma söylediğim bir şey var: “Bugün İstanbul kanserli bir dünya güzeli gibi.” ama bu durum onun cazibesini, güzelliğini ve ona olan sevgimizi değiştirmiyor. Yurt dışında yaşadığım ya da dış ülkelere seyahat ettiğim yıllarda-biraz da eski ve antika kitaplara olan özel merakımdan-özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde çeşitli batı dillerinde İstanbul üzerine yazılmış pek çok kitaba rastladım: İstatistiksel olmasa da kendimce vardığım bir sonuç olarak İstanbul’un şehir olarak bu dönemlerde üzerine en çok kitap yazılan şehirlerin başında geldiğidir. Bu gözlem de paragrafın başındaki sözlerimi kanıtlar nitelikte. Bu kitaplardan biri de ve bugün de eskisi gibi güncelliğiyle su yüzüne çıkmış olan İngiliz kadın yazar Miss Julia Pardoe’nun “Beauties of Istanbul” kitabı (Sultanlar Şehri İstanbul olarak Türkçeye çevrilmiştir.)  Kitap 90lı yıllarda orijinal dönem baskısıyla, İstanbul kitap koleksiyoncularının ve müzayedecilerinin, İstanbul üzerine yazılmış kitaplar arasında en gözde kitaplarından biriydi. Orijinal dönem baskısına o yıllarda ben de rast geldim fakat öğrenci olduğum o dönemlerde bu kitabı satıldığı fiyatlara almam mümkün değildi. Bahsettiğim kitap Julia Pardoe’nun, 1836’da, hemen Tanzimat dönemi öncesinde geldiği ve 10 ay süresince kaldığı İstanbul üzerine gözlem ve düşüncelerini yansıtan bir kitaptır. Bu kitapta yazar İstanbul’un konaklarından, harem hayatına, saltanat düğünlerinden, panayırlara ve dönemin Levantenlerinin İstanbul yaşamlarına kadar pek çok olayı ve gözlemlerini olabildiğince önyargısız kaleme almıştır. Kitap döneminde ülkesinde büyük ilgi görmüş, başlangıçta üç cilt olarak yazılan bu seyahatname 1854’de yeniden yazar tarafından gözden geçirilerek kısaltılmış versiyonu ve W.H.Bartlett’in gravürleriyle yeniden basılmıştır. Bu kitap 2010 yılında İş Bankası Kültür Yayınları tarafından Türkçe ve İngilizce versiyonları ile yeniden Türkiye’de basıldı. Julia Pardoe gibi adı İstanbul’la anılan başka önemli batılı seyyahlar (orientalist ya da şarkiyatçı da deniyor.) elbette çok var ama bunlardan bazıları bizim için diğerlerinden daha çok önem arz ediyor. Bunun sebebi bu seyyahların adeta artık İstanbullu olmalarından hatta adeta bir Türk gibi bu şehre aşık olarak burada uzun yıllar kalmalarından; Türkçe öğrenmelerinden, ülkeleri ve Osmanlı arasında bir bilgi ve kültür köprüsü oluşturmalarından ve bizlerin de geçmişten günümüze dek uzanan kültür yaşamımızda kalıcı yer edinmelerinden kaynaklanıyor. Bunlardan ilki belki de en meşhuru Pierre Lotti, İstanbul’da Pierre Lotti tepesini bilmeyen yoktur herhalde? Çoğunuz belki de ziyaret ettiniz bu en güzel Haliç manzaralı tepeyi Eyüp semtindeki? Pierre Lotti, hem Osmanlı’nın son yıllarına (Abdülaziz ve II. Abdülhamit dönemleri) ve bunun yanı sıra Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti kuruşuna da tanıklık etmiş biri. Türkiye’ye ilk gelişi bir bahriyeli olarak 1870 yılında İzmir’e ayak basmasıyla başlıyor sonraları ise Selanik ve oradan da İstanbul’a geçiyor. İstanbul’da en uzun süre kalan seyyahlardandır. İstanbul’daki yıllarından esinle yazdığı ilk ve belki de en tanınan romanı Aziyade’yi 1879 yılında yayınlamıştır. Balkanlar, Osmanlı Rus Savaşı, İstanbul Konferansına kadar dönemin önemli olaylarını da ele aldığı romanında adeta bir doğulu gözüyle batıya bakmış ve eleştirel bir tavır benimsemiştir. Bir diğer batılı seyyah (gezgin) da soyadını hepimizin bugün de bildiği, günümüze kadar ulaşan ve hala da kullanılan, hazırlamış olduğu İngilizce-Türkçe sözlüğüyle, tercüme alanında ve iki dilin anlaşılması; öğrenilmesi adına en sağlam köprülerden birinin kurulmasına öncülük etmiş dilbilimci Sir James William Redhouse’dırAslında ömrünü Osmanlı’dan parasını peşin aldığı ve hazırladığı İngilizce-Türkçe sözlükten daha da büyük ve kapsamlı bir sözlük yazmaya adamak istemesine rağmen bu projesini İstanbul’daki Amerikan misyonerleriyle anlaşarak yarıda bırakmış ve bu yarım kalan çalışmalarını İstanbul’a geri yollamıştır. Bu sözlüğün sadece 10 cildi tamamlanabilmiştir. Bu projeyi neden yarıda bıraktığı da hala cevapsız kalmış bir soru olarak tarihimizde esrarını korumaktadır. Bir diğer böyle değerli şahsiyet de Avusturyalı tarihçi Joseph Von Hammer’dır. Viyana Üniversitesi’ndeki Şarkiyat Akademisinin bir öğrencisi olarak Arapça ve Türkçe öğrenmiştir. Kendisi aldığı eleştirilere rağmen Alman-Avusturya akademik oryantalizminin kurucusu olarak kabul ediliyor. Osmanlı devletinin kuruluşundan 1774 yılına kadar olan dönemi kapsayan 10 ciltlik Osmanlı tarihini anlatan bir eser yazmıştır. Bu eserde Batı kaynaklarının yanısıra, Arapça, Farsça ve Türkçe (Osmanlıca) kaynakları da tarayarak geniş bir perspektiften olaylara bakmaya özen göstermiştir ama bunun kadar önemli bir başka hizmeti de Katip Çelebi’nin meşhur Seyahatnamesi’ni Batıya tanıtması olmuştur. İstanbul’un ve tarihimizin geçmişine ışık tutan bu şahsiyetler elbette bugünü batılı gözüyle anlamamız için bugün de bizim önümüzü aydınlatıyor ve geleceği de daha iyi anlama ve yorumlamamıza yardım ediyorlar.

Yeni yıla girerken gündemimizde seçim var. Harıl harıl seçim üzerine tartışmalar televizyon kanallarımızda ve basında devam ediyor. Muhalefetin hala adayını belirleyememesi çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmiş durumda. Herkeste alıp başını giden enflasyonun ve hayat pahalılığının bir nebze de olsa artık azar azar düşmesine yönelik bir beklenti ve umut var. Asgari ücrete ve emeklilere verilecek yeni zamlarla birlikte milyonlarca kişi de EYT için çıkacak düzenlemeyi merakla bekliyor. Dışarıda ise yakın coğrafyamızda devam eden Rusya-Ukrayna savaşı ile endişeyle yatıp kalkıyoruz. Nükleer bir savaşın ya da üçüncü dünya savaşının eşiğinde miyiz? Rusya ilk defa İngiltere ve Amerika’yı uzun menzilli füzelerle vurmayı bu kadar ciddi gündeme getiriyor. Çin, Ortadoğu ve Afrika pazarında yeni hamlelerle dünya liderliğine oynuyor. Böyle bir ortamda yeni yıl gün be gün yaklaşıyor. Umutlu olmak istiyorum. Umutlu olmalıyız. Geleceği değiştirecek gücümüz ve potansiyelimiz hala var. Hala güzel bir dünya ve gelecek hayalinden vazgeçmek için erken. Herkese iyi hafta sonları…

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar