Leyla Emeç Tavşanoğlu

Leyla Emeç Tavşanoğlu


Putin Kıbrıs çözümünü nasıl dinamitlemiş

Putin Kıbrıs çözümünü nasıl dinamitlemiş

Bugünlerde ilginç bir kitap okuyorum. İsmi “Crans Montana- Kıbrıs Sorununun Çözümü Nasıl ve Neden Engellendi”. Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis’e danışmanlık yaptıktan bir süre sonra bu görevinden istifa eden gazeteci Makarios Druşotis tarafından Rumca yazılmış. Türkçeye Çağdaş Polili çevirmiş.  Kıbrıs’ta Türk ve Rum taraflarının 2017’yle 2019 ve 2020 arası bir anlaşmaya varmak üzerileyken çözüm planının Rusya, daha da açık söylemek gerekirse, kuramcısı Aleksander Dugin eliyle lideri Vladimir Putin tarafından nasıl dinamitlendiğini, Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs Rum ve KKTC hükümetlerinin de Putin’in planına nasıl alet oldukları kitapta anlatılıyor. İsmini ise Kıbrıs görüşmelerinin çözümsüzlükle sonuçlandığı İsviçre’nin Crans Montana kasabasından alıyor. 

Kitabın ilgili bölümü şöyle:

“YİNE MOSKOVA

“Teknik olarak Kıbrıs sorunu anlaşmaya oldukça yakındı. Kıbrıs’ın iki kesimli federasyona dönüşmesinin, her topluluğun kendi bölgesini yönetmesinin ve Kıbrıslı Türkler’in federal düzeyde etkin katılımının olmasının kabul edilmesinden itibaren çözümün parametrelerine dair kağıt üzerinde anlaşılmış durumdaydı. AB’ye katılımla birlikte, AB müktesebatı, çözülemez kabul edilen pek çok sorunu çözmüştür.  Askıda olan başlıca konular, siyasi eşitliğin nihai kabulü, toprak düzenlemeleri, güvenlik ve garantilerdi. Konular içiçe geçmişti; yani sonuçta bir al-ver olması gerekiyordu.

“Hidrokarbon perspektifi ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in enerji pşanlarının parçası olma girişimi, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmak için Türkiye’ye ek güdü sağladı. Enerji kaynaklarının kullanımında Türkiye’yle işbirliği esastı. Bu işbirliği coğrafya ve Pazar tarafından dikte edilmişti. Türkiye enerji denkleminin dışında kaldığında, rezervlerin değeri ne olursa olsun bunlar buharlaşacaktı.

“Egemen siyasi görüş bu gerçeği kabullenmeye yanaşmadı. Ekonomik faydaların ötesinde, Kıbrıs 1974’ten beri ilk kez, görüşme avantajına sahipti ve bundan yararlanmanın zamanı gelmişti. Ancak Kıbrıs (Rum) siyasi sistemi bunu faydaya çevirmeyi reddetti.

“Kıbrıs güya Kıbrıs sorunundan bağımsız olduğu için enerji programını uygulayacağını ilan ederken mevcut durumda enerji sorununun çözümünün kilit bir parametresiydi.

“Öte yandan Türkiye kendi katılımı olmaksızın enerji kaynaklarının işletilmesine izin vermeyeceğini göstermek üzere kris ortamı hazırlıyordu  2017’nin Temmuz ayında ENİ ve TOTAL şirketleri tarafından bir dizi sondaj planlanmıştı. Türkiye araştırmaları engelleyeceğini ve Kıbrıs (Rum) Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sondajlar gerçekleştireceğini açıkladı.”

Mayıs 2017’de BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Norveçli Espen Barth Eide’nin Genel Sekreter Antonio Guterres’e görüşmelerin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, ortada iki senaryo bulunduğunu anlattığına dikkat çekilen kitabın bu bölümü de şöyle:

“Olumlu senaryo planlanan sondaj tarihinden önce anlaşmaya varılmasıydı. Olumsuz senaryo ise çöküş ve Doğu Akdeniz’de tansiyonun tırmanmasıydı. “

Kitabın başka bir bölümünde ise Rum Lider Anastasiadis’in, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide’nin bir an önce çözüme ulaşma çabalarını nasıl engellemeye çalıştığı da şöyle anlatılıyor:

“Anastasiadis, Eide’nin ulaşmak istediğini yakaladığında, BM’den gelen köprü kuruc u önerilerine karşı olduğunu açıklayıp onu taraflı olmakla suçlayan kamuoyu kampanyası başlattı: ‘(diyalogun) Kıbrıs aidiyetinde olduğunu, takvim istemediğimizi defalarca dile getirdik. Şimdiyse devamlı olarak sürecin uzaması durumunda ortaya çıkabilecek tehlikelerden bahsettiğini duyuyorum.’

“Ayrıca, Eide’yi  ülkesi Norveç’te eylül ayında yapılacak seçimlerde aday olacağından ötürü görüşmelerin tamamlanması için aceleye getirmekle suçladı: ‘Cumhurbaşkanlığı seçiminin işaret edilmesi veya fısıltıyla da olsa yayılması beni daha da üzüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi 2018 yılının Şubat ayındadır ve ben seçimlerin yapılacağ tarihi dikkate almış değilim. Böyle bir şey göstermedim de. Ancak takvimlerle koşuşturmaların, eylül  ve özellikle Norveç’te yapılacak başka seçimlerle ilişkisini de gözden kaçırmıyorum,’dedi. Ertesi gün ‘Norveçliler’in açıkça Türk yanlısı tutumu hakkında’ yayın yıldırımı vardı. “

RUSYA KIBRIS RUMLARA HIZIR GİBİ YETİŞİYOR 

Başka bir bölümde de Anastasiadis’in çözümün önünü tıkamak için Rusya’ya dümen kırması şöyle anlatılıyor:

“Anastasiadis Eide’nin girişimlerini etkisiz kılmak adına Kıbrıslılar’ın Deux Ex Machina’sı (Latince, Hızır gibi yetişen anlamında) Moskova’ya baş vurdu. Eide’nin BM Genel Sekreteri’yle görüşmesinden sonraki gün Simerini gazetesi ön sayfasından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Kıbrıs’a gelişini duyurdu. Lavrov’un ziyareti Eide’nin girişimleriyle bağlantılandırıldı. “

Bir başka bölümde de şu ifadeler yer alıyor:

“Güvenlik konusunda Kıbrıs sorununa çözüm yolu açabilecek şekilde yakınlaşma perspektifi Moskova’nın propaganda mekanizmasını alarma geçirdi. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılması tehlikesi’Yunanistan’la Kıbrıs’ta Rus yanlısı lobinin kullandığı ve Kıbrıs sorununa çözüm için her girişimde bulunulduğunda gündeme getirilen en güçlü propaganda araçlarından biridir. 2017’nin Ocak ayında ilk Cenevre konferansının toplanmasından kısa süre önce Dimitris Konstantakopulos Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak sadece konferansa katılmanın bile Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracağı yönünde gazetecilik kampanyası yürüttü. Konstantakopulos haziranda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortadan kaldırılması senaryosunu farklı bir argümanla geri getirdi. ‘Garanti ve İttifak Antlaşmaları meşru değildir. Yasal olarak yokturlar. Ancak konferansa katılımla meşrulaştırılacaklar.’

“Aslında konferansın amacı mevcut antlaşmaları ortadan kaldırmaktı. Rusya’yı endişelendiren de buydu.”

Sonuçta  Crans Montana görüşmelerinde tam da Rusya’nın istediği biçimde sorun çıkmaza girdikten sonraki gelişmeler son bölümde şöyle anlatılıyor:

“Moskova’nın jeopolitik ve enerji çıkarlarını etkileyen konularda Doğu Akdeniz politikalarının şekillendirilmesinde parmağının olmaması imkansızdır. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün en büyük kazananı Moskova oldu. Rusya Türkiye’yi yanına çekti; Batı’dan kesin kopuşuna ramak kalmıştır.  

“2004’te Annan Planı’na ‘Ohi’ (Hayır) denilmesinin ardından Putin Erdoğan’la ilk kez buluştuğunda, Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nden gelen telgrafa göre,Putin’in Erdoğan’a söyledikleri şöyledir: ‘Türkiye AB (üyelik) fantezilerini unutsun. Türkiye AB’ye boyun eğiyor. Oysa buna ihtiyacı yok. AB’ye direnebilmesi adına Türkiye’yi tam olarak destekliyoruz.’

ALEXNDER DUGİN BAŞ ROLDE

“O zamandan günümüze kadar geçen 17 yılda  Putin ve Erdoğan onlarca kez bir araya gelip görüştüler. Belki de dünya tarihinde bu kadar çok görüşen başka iki lider yoktur.Son görüşmeleri Eylül 2021’de Soçi’de gerçekleşti. Görüşme günü televizyondaki tartışmada konuşan Aleksander Dugin ‘Putin Mavi Vatan’ı (Akdeniz) dikkatle izliyor. Erdoğan Soçi zirvesinde Mavi Vatan’ın önemini ivedilikle izah etmelidir. KKTC’nin Mavi Vatan’daki konumunu iyi anlatırsa Putin KKTC’yi kabul edebilir. Putin müzakere sevmez ama sembolik takaslar da olmaz değildir. Türkiye Kırım’ı Rus toprağı olarak tanırsa Rusya da KKTC’yi tanır”

Bakar mısınız gösterilen havuca?

Okumaya devam edelim:

“Bir kaç gün sonra Türk basınında Putin-Erdoğan görüşmesine ilişkin değerlendirmede bulunan Dugin,’Rusya Mavi Vatan doktrinini destekliyor ve Türkiye’nin bu konuda güçlenmesine dayanak veriyor. Türkiye Kırım’daki pozisyonunu değiştirirse Rusya KKTC’nin egemenliğini tanıyabilir,’dedi. Bu noktada Dugin’in Türkiye’nin Batı’dan kopma fikrinin teorisyeni ve 2016’da Putin’le Erdoğan’ın barışmalarına aracılık eden kişi olduğunu hatırlatmak gerekir (15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önce darbe olacağı haberini Ankara’ya veren Dugin’in kendisiydi mesela L.E.T).

“Dugin’in açıklamaları Kıbrıs’ta (Rum kesimi) hiç dikkate alınmadı. Yunanistan’da ise Rusya Dışişleri Bakanlığı Basın Dairesi Sözcüsü Maria Zaharova’nın yorumladığı ve Türkiye’nin Kırım’daki tutumunun KKTC’nin tanınmasıyla ilişkisini ‘mit’ (uydurma, masal) olarak nitelendirdiği yayınlar vardı. Zaharova’nın açıklaması üstüne, yeni kurulan Rus yanlısı DİPA Partisi bir bildiri yayınlayarak,’Bunlar Türk medyasının propagandası,’dedi. “

 Kitabın  izleyen bölümünde ise Rusya’nın Türkiye lehine Ermenistan’ı nasıl satışa getirdiği şöyle anlatılıyor:

“Yunanistan’da Ermeni asıllı DİPA Başkanı Marios Karoyan Rusya’nın Ermenistan’la askeri ittifakı olmasına rağmen Ermenistan’dan vaz geçtiğini ve Türkiye’yle birlikte yürüdüğünü bilmeliydi. Ermenistan’ın Azerbaycan’la yaşadığı ihtilafta Ermenistan’ı öylece bıraktı.”

Alexander Dugin’in Türkiye-Kıbrıs ilişkilerinde rolünün giderek nasıl etkinleştiği kitapta şöyle anlatılıyor:

“Kasım 2019’da, Girne’de Bahçeşehir Üniversitesi Deniz Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi işbirliğiyle ‘Değişen Dünya Düzeni: Doğu Akdeniz’de Mavi Savaşlar’ konulu bir konferans düzenledi. Konferansta konuşan Dugin Türkiye ve KKTC’nin geleceğinin Avrasya’da olduğunu savundu. ‘Ben Doğu Akdeniz’de KKTC’nin varlığının Türkiye’nin desteğiyle pekiştiğine inanıyorum. KKTC’nin bağımsızlık mücadelesi Doğu Akdeniz’in itibarıdır,’dedi.   

“Dugin’in KKTC’nin tanınmasını desteklemesi, Anastasiadis’in iki devlete yönelmesinde Putin’in parmağı olduğu değerlendirmesini daha da güçlendiriyor. On yıllar boyunca Rusya’nın tercihi Kıbrıslılar’ın (Rumlar) açık yarasını Batı’nın bağrında tutmaktı. Çözüm perspektifinin kaybolduğu görüldüğü andan itibaren Türkiye’nin de Avrasya’ya kayması göz önünde bulundurulduğunda, bölünmüş Kıbrıs’ta , kuzeyin Türk, güneyin ise Rus himayesi altına girmesi, Batı’nın Doğu Akdeniz’deki nüfuzunun zayıflatılması adına ideal bir gelişme olurdu. “

Bundan sonraki bölümde Makarios Druşotis Rum lider Anastasiadis’i açık açık şöyle suçluyor:

“Anastasiadis, Kıbrıs’ın eline geçen fırsatları Rus çıkarları için harcadı. Onu Kıbrıs’ta bu feci politikaya iten nedenler bağımlılık, yolsuzluk, korkaklık ve beceriksizliğin karışımıdır. Aslında Anastasiadis Kıbrıs sorununu görüşmedi, Rus çıkarlarına Kıbrıs’ı av olarak sundu.

“Kıbrıs sorunu çözülecekse çözüm sadece Batı’dan gelecek. Çünkü çözüm Batı’nın çıkarlarına hizmet ediyor. Kıbrıs (Rum) toplumugerçeklerin bu kadar basit yorumunu hiç bir zaman özümseyemedi. Özümseyememiş olması Rus propagandasının bu denli etkili olmasından bellidir.Ancak Batı da Kıbrıs’taki Rus etkisini saptayıp yönetmekte çok başarısız oldu. Batı, Rusya’nın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik tüm girişimleri ardı ardına, göstermeden, nasıl boğduğunu deşifre etmemişti. Rus riskini ele almaksızın Kıbrıs sorununun çözümünde ısrar edilmesi Tanrılar tarafından bir kayayı dağın tepesine çıkarmakla cezalandırılan ve taşı tam çıkardığı sırada taşın yeniden aşağı yuvarlanmasıyla aşağı inip tekrar taşı yukarı çıkarmaya çalışan Sisifos söylencesine benzer.”

Hiç kimse, hele de 1960 tarihinde imzalanan Londra ve Zürih Antlaşmaları’nda garantör olan ülkelerdeki siyasiler ve bürokratlar, Kıbrıs sorunu neden hala çözümsüz, diye sağda solda yakınmasın. Rusya’nın gazına gelip küçük, kişisel menfaatler uğruna ülkelerinizin çıkarlarını bir başka ülkenin ruh hastası teorisyenlerinin “hayali ülküsü” için satarsanız  daha çok ağlaşırsınız; günün birinde de insan içine çıkacak yüzünüz kalmaz.

Bir sonraki yazımda kitaba göre Türkiye’den kimlerin nelere aracı ve alet olduklarını yazacağım. Kalın sağlıcakla.

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar