Murat Bayar

Murat Bayar


Kast

Kast

Yıl 1998, sonradan adı CNBC-e olan Kanal E’de çalışıyorum. TÜSİAD’ın bir gece davetinde, Rahmi Koç, Hindistan’da bir muson düğününden dönmüş.  Ve Türkiye için kurtuluşu gösteriyor:

“Türkiye’de de kast sistemi olmalı!”

Aklıma meşhur Avare filmi gelmişti.

Kanuni Esasiye'ye göre, Osmanlıyı temsil ettiği için memur, hanedanın koruması altındadır. Yazılı olmayan bir kuralla günümüzde, Osmanlı Hanedanı'ndan gelen isimlerin Türkiye’de yoksulluğa düşmelerine ve isimlerinin kirlenmesine izin verilmezdi.

Yine de, bu biz de olmaz demiştim.

Meğer büyük laf etmemek gerekirmiş!

Anonim bir hikâye ile devam ediyorum:

İlk defa İsveç’te bir kızla muhabbet ediyoruz.  Kız sevdiğim filmleri, okuduğum kitapları, gezdiğim yerleri soruyor. Ama işimi sormuyor.

Türklerden alışmışım, adından sonra ikinci soru, ne iş yapıyorsundur?

Ama hayır, döndük dolaştık sevdiğimiz yemeklere geldik, ancak kız halen, “Sen ne iş yaparsın?” diye sormuyor!

Sonunda dayanamayıp ben sordum: Bana her şeyi sordun da bir işimi sormadın!

Kız bizim için ezber bozan bir yanıt verdi:

“Ne iş yaptığını sorarsam, dolaylı olarak sosyal statünü, kaç para kazandığını sormuş olurum.

Ayıptır!

Ben paranla, statünle değil seni merak ettiğim için buradayım.”

O gün anladım ki, bizimkisi kast sistemiymiş!

Zaten, davul bile dengi dengine çalar diye atasözümüz de var.

İsveç’te ikinci haftam yüksek mühendis yaşlı bir beyefendi ile sohbet ediyoruz.

Ülkede bilinen köprülerden, havalimanlarına, tünellere, çok sayıda prestijli projenin sahibi.  Senin yaşında bir oğlum var, dedi. Sizin gibi mühendis mi, dedim. Hayır, duvar ustası, dedi.

Gayri ihtiyari, “Sizin gibi bir mühendisin oğlu nasıl olur da, işçi olur” sözü çıktı. Sonra ekledim: “Türkiye’de aile döve döve bile olsa onu da mühendis yapardı.”

Bizim içim normal sayılan bu soruya kızgınlıkla tepki verdi beyefendi:

“Zorla kötü bir mühendis olacağına, iyi bir duvar ustası oldu oğlum. Onunla gurur duyuyorum.”

Utandım, utandım yerin dibine girdim. Toplum olarak böyle yetiştik, yetiştirdik. Bizde kast sistemi var. Mühendisin oğlu, gerekirse zorla mühendis yapılır.

“İyi bir duvar ustası olmasına izin verilmez!”

TÜRKİYE ABD MANDASI MI?

27 Mayıs tarihli, “Türklere kırmızı dolar yeter” başlıklı Muhalif’teki makalemde, ABD Dışişleri Bakanı Dallas ile yıkıcı faaliyetler ve dolaylı saldırı durumunda, Amerika’ya, Türkiye’ye müdahale hakkı veren, Ana Mukavele’de yine Meclis’e sorulmadan, Fatin Rüştü Zorlu imzasıyla, yürürlüğe sokulduğunu anlatmıştım.

Aynı makaleden devam ediyorum:

1951’DE TAM BAĞIMSIZLIK BİTTİ

Ottowa’da toplanan NATO Bakanlar Kurulu Türkiye ve Yunanistan’ın, NATO’ya girmesini onaylar. Karardan hemen sonra Türk ordusunun bütün kuvvetleri NATO’ya bağlanır. Böylece, Menderes, güvenliği kayıtsız şartsız NATO’ya bağlayarak, Atatürk’ün tam bağımsız Türkiye anlayışını, 20 Eylül 1951’de bitirir.

HKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şahbaz, geçtiğimiz Pazar Avusturya merkezli Welg TV’deki programımda, ABD mandacılarının, Türkiye’nin Nato’ya girmesiyle emellerine ulaştıklarını anlatıyor. Şahbaz, Menderes’in dış işleri bakanlığına atayacağı kişiyi ABD Büyükelçisine sunduğunu anımsatıyor:

“Lütfen, bu kişiyi Washington’dan sorun.  Hariciye nazırı (Dışişleri bakanı) yapmak istiyorum. Kabul ediyorlar mı, etmiyorlar mı?” 

İNÖNÜ’NÜN ACI KONUŞMASI

27 Mayıs’tan sonra 1964’te İnönü AP ile koalisyon ittifakı şeklinde iktidara gelir. Yüksek düzeyli bir toplantıda İnönü şöyle konuşur:

“Daha bağımsız, kişilikli bir politika izlememizi istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım, ben bunu! Haber vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar etraflı çalışmalarını yapacak, raporlarını hazırlayacaklar.

Yapabilirler mi bunu!

Hepsinin etrafında, ‘uzman’ denen, yabancılar dolu. Başaramasalar bile işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmaz ise karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum, neticesi bana gelmeden, Washington’a gidiyor. Sonucu memurumdan önce, ABD sefirinden öğreniyorum. Böyle mi teslim ettik biz milleti? Bana şu ana kadar derdimize deva, tek rapor gösteremediler. Hepsi yasak savma kabilinden şeylerdi. Ne yapıyorsak, kendi elemanlarımızla yapıyoruz. Peki, bu binlerce adam, avare kasnak gibi mi dolaşıyor. Elbette kendileri için önemli marifetleri var. İstiklal Savaşı’nda esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa hudutlar fiili bir durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda hallederdik. Bütün mücadele idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek, uzman vermek için büyük tavizler vermeye hazırdılar.”

İsmet İnönü kayıtlara, tüm devlet kademelerinin Amerikalı uzmanlar tarafından işgal edildiğini, dış politikadan, iç politikaya, eğitimden sağlığa ABD’nin çıkarına değilse yapılmadığını not düşmüş.

Finans Dünyası Dergisi için 15 yıl önce “Ünlü Babalar ve Çocukları” başlıklı bir yazı dizisi hazırlamıştım. Bu dosya çalışmasında konuyla ilgili şu notu anımsatmak gerekir:

“Türkiye’de, devlet bürokrasisine atanacak Frankafon (Fransız dili ve kültürü eğitimli) isimler, ABD’ye ‘İngilizce kursuna’ gittikten sonra bürokrat olarak atanırlar.”

-tüm bu konuları, canlı yayında konuştuk, İBB’nin yanıt hakkı açıktır-

HKP Genel Sekreter Yardımcısı Avukat Sait Kıran, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İBB arşivine verdiği diploması ile ilgili yönelttikleri soruya, yetkililerin “Bu kişiye ait özel bilgidir, paylaşılamaz” yanıtını da bu çerçevede okuyor!

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar