Emel Seçen

Emel Seçen


Viraj, Müsilaj, Sürmenaj!..

Viraj, Müsilaj, Sürmenaj!..

Salgın döneminde genel kültürümüz en üst seviyeye ulaştı.
Pandemi, entübe vs. gibi kelimeler, duymak istemeyip ama dinlemek zorunda kaldığımız kelimelerdi. 

Naj naj, bas gaza…

Bir de yolda giderken aldığın virajlar oldukça önemlidir. 
Neden, çünkü viraj alamazsan uçurumdan aşağı iniverirsin.

Naj naj, naş naş diyemiyorsun ve yaşıyor, yaşatılana mecbur katlanıyorsun.

Neredeyse iki yıldan fazladır, üstüne de salgının gölgesi ile herkes diarrhée buccale durumda. Entel, dantel yazmıyorum bu Fransızcası ama olaya Fransız kalmayalım.
Türkçesi, ağız ishali.

Elle tutulur, gözle görülür olanlar değerlendirilmezken olmayacak şeylere zihni sinir fikirler bilim ötesine gidiyor.
Bilimin nutku tutulmuş durumda.

Naj Naj, Müsilaj…
Mevzu malum, deniz salyası.

Salyalar her türlü aka dursun, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Muharrem Balcı, şöyle bir bilimsel açıklamada bulundu:
“Deniz salyası, deniz ortamında oluşan mikroorganizmaların aşırı artış göstererek ortama salgıladıkları organik bileşikler sonucunda oluşuyor. Bu organik bileşikler suyla temas ettiklerinde şişiyor, gözle görünür hale geliyor ve deniz salyası oluşuyor. Deniz salyasının oluşması için bazı özel koşullara ihtiyaç vardır. Bu özel koşullar için yüksek derecede azot ve fosfat girdisi ve su sıcaklığına ihtiyaç vardır. Bu gidişle küresel ısınmanın etkisi daha da arttığı için deniz salyası ile birlikle bazı özel mikroorganizma grupları ortaya çıkacaktır. Bu mikroorganizmalar oldukça zehirlidir. Bu zehirli maddeler bazı balıkları daha çok bazı balıkları daha az etkiler. Mesela midye zehirli maddelerden daha az etkilenir. Midyeler bu zehirli maddeleri biriktirir ve soframıza kadar gelir. Bu midyeyi yediğiniz anda felç bile geçirebilirsiniz…” 

Salgından itibaren yeni soru şu:
Müsilaj ne zaman bitecek?

İklim değişikliği, dünyada değişimler ve su yüzeyinin ısınmasıyla bağlantılı olduğu belirtilen deniz müsilajının, özel mikrobiyal biyoçeşitlilik içerdiği ve çevreleyen deniz suyunda bulunmayan patojenik türlere ev sahipliği yaptığı ortaya çıktı. Geçmişe dönüldüğünde 1980-2010 yılları arasında müsilaj salgınlarının sayısının katlanarak arttığı ve 2, 3 aya kadar yaşam süresi olduğu ifade ediliyor.

Naj Naj…

Yani salgını çözdük, denizi kalmıştı o da kabak gibi yüzeye çıktı.
Pislik pislik üstüne, her şeye rağmen pis sulara rağmen açan eşi benzeri olmayan bir Lotus çiçeği gibi dünya. Bazı inanışlarda kutsal çiçek olan Lotus çiçeği tüm kirlilikler içinde en temiz olandır.

İşte tam da o yüzden “insansak” önce insan öğrenecek ki doğayı, yaşadığı evi pisletmeyecek. İnsan oturduğu yeri pisletir mi? O hesap. Ama iki yıl boyunca bırakın kaldırımı ağaç dallarına asılı halde kullanılmış maskeler gördüm!
Havalimanlarında unutulmuş eşya reyonu gibi denizin dibi. 

Dört gözle bekliyor ki göğü de delsin, orayı da yaşanmaz hala getirsin. Kuş uçmasın kervan geçmesin.
Utanmayan ve insan diye geçinen mahlûkat!

Elbette müstahak yapay zekâya, duygu olmayan muameleye.
Oturup bir gün dahi “ben niye bu dünyadayım, içtiğim sigaranın, yediğim gofretin çöpünü neden yere atıyorum, neden durmadan mağara devri Homo Sapiens gibi yere tükürüp duruyorum" diye düşünme zahmetinde bulunmamış ki!

Denize işer, sonra para verip denizden çıkanı rakı ile bir güzel yer!
O yüzden viraj dönülecek gibi değil.

Naj naj…
Ve bu işin sonu toplu sürmenaj!

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar