Emel Seçen

Emel Seçen


Mustafa Kemal Selanik

Mustafa Kemal Selanik

Yüzüncü yılımızın şafağını sayarken peş peşe, etkinlikler, söylemler, projeler, ve vizyona henüz girmeden, girmişçesine konuşulan, ATATÜRK, filmini nihayet dün izleyebilme imkânı buldum.

Daha önceki basın toplantısına davet edilmediğimiz gibi bunu da son yirmi dakika içinde öğrendim. Zor yetiştim. Neyse filmin açılışı, yapımcı, Saner Ayar’n, son derece samimi ve iyi niyetli konuşması ile başladı. Filmin ilk sinyali başlar başlamaz, en azından şimdiye kadar çekilmeye niyet edilmiş tüm filmlerden daha iyi olacağının vurgusunu veriyordu.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün, babası Ali Rıza Efendi’yi canlandıran Mehmet Günsur’n zaten beyaz perdeye yansıyan sıcaklığı, ele avuca sığmayan, sürekli sorular soran Mustafa’nın, Selanik günlerinden, en vurucu yani hikâyenin aslının başladığı yerden ve hayatları boyunca hiç ayrılmayacak, hele bir de birinin can dostu ve ölümünde intihar etmeyi göze alacak kadar bağlılığının göstergesi arkadaşları olarak açılması, bende ki heyecanı artırdı. Her şey çok güzel gidiyordu. Bunca emek, filmin gösterildiği ve geç kaldığım için tam inceleyemediğim ve 144 dakika sonra çıktığımda toplanmış olan filmde kullanılan kostümlerin, sergilerinden tutun da her detay ciddi emek gerekiyor ancak tarihi doğru aktarabilmekte, bir o kadar tarafsızlık ve özen.

Ne zaman ki Harbiye’de okurken, askeri okuldan arkadaşları ile toplanır, bir yerde içki içerler ve kalkarken çarpıştığı ve ilerleyen sahnelerde, Madem Corinne, olduğunu öğreneceğimiz ana kadar. Filmin, 4 Ağustos 1915’de başlaması, cepheden babasını kaybettiği sahneye, evdeki kılıç ve oradan yeniçeriliğe, yani direnişe uzanış kurgusu güzel. Ancak aynı özeni, Sofya ataşesi olarak 100.yılında Türkiye Cumhuriyetinin mihenk taşlarını henüz orada yani önce çocukluğu Selanik ve sonrasında ilk Opera hayalini kurmasında yanında olanlar filmde geçmemekte. Kendisine filmde âşık olduğu ki bu doğru, evlenmek ister ancak Bulgar General kızını bir Türk’e vermek istemediğinden ondan ayrılır.

Ancak ayrılırken kızan bir Mustafa Kemal’in bazı evrak topladığına şahit oluruz!

Operada, George Bizet’in, Carmen’i izlerken yalnız bir kadın vardır yanında oysa ilk geceki gösterime bilet bulamayan, Mustafa Kemal, dönemin Varna Milletvekili Şakir Zümre’den talepte bulunur. Gece de Atatürk’ün filminde ki gibi bir kadın değil Sofya elçisi Fethi Bey, vardır. Bulgar Kralını locada görür ve şaşırır, Mustafa Kemal, devletin en yüksek noktası da sanatın içindedir. Şaşırır ve uykusu kaçar, otelde Fethi beyin odasının kapısını çalar ve “Balkan Savaşını neden kaybettiğimizi anladım” der. Neden ilk opera kuruldu! Hepsi ayrı bir tarih…  Bunları Atatürk filminde bulamıyorsunuz sadece loca da gülümserken, birden “aklıma bir şey geldi” duruşu dışında. Halk, nereden bilecek bunları peki. Esasında bunları, biz çektik bir belgesel olarak(Mustafa Kemal Sofya Günleri) tam 58 dakikadan gösterebilmek için kapı kapı dolaşırken, 55’e indi. Gerçekler, destek olamayan ya da olmak istemeyenler tarafından gösterilmedi ama Amerika, Avrupa’da birçok yerde izlendi. İşte orada Yeniçeri kıyafetini giymesinden, bu hayallerini paylaştığı tek kişi olan, Madam Corinne’e, o sırada dostane yazdığı mektuplar, tarihçiler yani danışmanların kontrolünde açıklanıyor. Ama herkes belgesel izleyemez, izlemeyeceği gibi 100. Yılımızda öğrenmek ve Atasına biraz daha yaklaşmak ister.

Daha önce belirttiğim gibi Atatürk filminin içinde zaten tarihin önemi ve dönemi açısından zor anlaşılır olması ve dünyada eşi benzeri olmayan bir galibiyetin kahramanının, özne olarak yer almasının zorluğu, filmin içindeki geri dönüşler arasında kayboluyor. Hemen hemen her oyununda ayakta alkışladığımız, Celile Toyon, şark cephesinde duruşu, Atatürk’ün annesine özlemi ile birleşiyor ve tüm annelere saygı gönderiyor. Kendi annesinin ikinci evliliği, matematik öğretmenin isim vermesi, dayısının evinde karga kovalamaca yok çok şükür, yeni Atatürk filminde. Daha çok dayısına mütemadiyen sorular soran Mustafa var. Hepsi güzel. Farklı ama bir de biraz gerçekler anlatılabilseydi.

“GÜVERCİNE BAKARSAN GÜVERCİNİ, DOĞAN’ A BAKARSAN DOĞAN’I GÖRÜRSÜN”

Mustafa’nın çocukluğu babasına verdiği söz ile perçinleniyor ve annesine “Gör, bak bakalım nasıl olurmuş” deyişine kadar devleşiyor. Alman generalden savaş taktiği alması ama Çanakkale’de aslında çok okuduğu için Truva savaşlarının taktiklerini zaten Mustafa Kemal kendi yaratmakta. Bunlar Atatürk filminde gösterilmiyor. O her daim babasına verdiği sözü tutacaktır. İstasyona atanır ama treni götüren sonunda Mustafa Kemal’dir, demir ağlarla kurar o ve kendisi gibi düşün arkadaşları ile ATATÜRK. Bunlar filmde değil seyirciye kalmış yorumda.

Tabii ki tarihi sürecin tamamını anlatamayız, zaten Atatürk sığmayacağı ve esasında da savunmaya ihtiyacı olmadığındandır. Çünkü ne yaparsanız yapın, tarihi, hep gerçekler belirler. Mesela filmin içinde kendisi adına hiçbir şey talep etmeyen, İngilizler kendisini aç olarak günlerce nezarethanede tutarken, Mustafa Kemal’i satmayan, İtalyan kökenli Madam Corinne’in, dul bir hanım olarak piyanoya ile kendisini etkilemeye çalışması, üstelikte, “Bülbülüm altın kafeste” çalması, düşündürücü.

Neden?

Madam Corinne, hanım ile Mustafa Kemal tanıştığında, Harbiye’de öğrencidir ve Atatürk filmindeki gibi Nuri kendisini, kafan dağılsın seni bir yere götüreceğim, demesi ile olmaz. Birinci Balkan Harbinde hayatını kaybeden Atatürk’ün yakın arkadaşı Ömer Lütfü’nün eşi olacaktır. Ve o tanışılan ortama o götürecektir. Bunlar tarihte var.  Kitapta var. Filmin bitiminde kısa sürelide olsa yapımcı ile konuşabildiğimde bana, filmin 5 Ocak 2024 tarihinde ikinci bölümünü izlemelisiniz, önerisinde bulundu. Ben 5 Ocak tarihini beklerim de, Kurtuluş Savaşımızda şehit olmuş bir ecdadımızı, Mustafa Kemal’in, tüm en yakın arkadaşlarından biri olarak isimsiz yapmanız, anmamanız, üstelik filmde dul bir kadın olarak tasvir etmeniz, Sofya’dan gelirken tren istasyonunda karşılamasını göstermeniz, ne olacak. Biz böyle kurguladık, diyorsunuz da tarihsel karakterlerde kurgu yapılmaz hele hele ATATÜRK gibi şahsiyetlere ait bilgilerde.

Atatürk filmine, altı danışman destek vermiş ve öğrendiğim kadarı ile yapımcının bana söylediği “İkinci filmi izleyin, ama zaten birbirlerine aşk mektupları var!”  Kitabını yani akrabası ve Almanya’da ADD’nin kurucu ve başkanı olarak yıllarca, Atatürk ve ilkelerini savunmuş yazarı, yeğeni Melda Özverim’in  anlattıklarını bir çözümleyin. Biz, Atatürk’ün Harbiye’den sınıf arkadaşı ve yakın dostu, Ömer Beyin tanıştıklarında orada olduğunu biliyorduk ama koymadık, diyor peki bu anmamak ne tür bir kurgu oluyor? Bu sadece belgeselcilerin işi değil.

Madam Corinne hanımefendinin, vasiyetini ve tüm haklarını, ailenin ferdi Dr. Tuncay Özverim takip etmekte. Ve kendisi, çok yakın dostumdur. Hiçbir zaman sevgili olmamış ve bu zamana kadar yaşadığı sürece herhangi bir açıklama yapmamış ve şehit birinin eşinin, kökleri İtalya’da bulunan ailenin Avrupa’dan ne tür tepki alacağı da ayrı bir konu.

Keza Almanya’da kurucusu olduğu, ADD’den de.

Bu konu neden önemli dostlar, esasen Mustafa Kemal’in savaş cephesinde tek yakın dostu mektuplaştığı ve Fransızca’sını öğreten, ilerlettiren. Öğretmesinin yanında, Atatürk, için kuracağı Türkiye Cumhuriyeti’nde ki “ideal”kadın profili Madam Corinne.

Güçlü, ayakları üzerinde duran, birçok lisan bilen, entelektüel, aydın, sanatçı, piyanist ve birçok yetenek barındırdığı için.

Ve onu Salih gibi satmayan insan olduğu için.

Merakla bekleyeceğim filmin devamını ama benim için her ne olursa olsun, “cephede asker yemeden yemek yemeyen Atamızın”, Tekirdağ’da cephede kar soğuğunda savaşa gitmek istemeyen askerin yanına çöküp, çok büyük Çanakkale harbinin geldiğini söylemeden önce, “verin bana da bakalım, bir tas çorba, Alp’e de (köpeği) kemik falan ne kaldıysa, yemek aramaz”, demeyeceğine eminim. Bu kurgu bile olsa topluma değil ancak kişiler arasında ki diyalog da olabilir.

Bu arada Alp, Atamızın sevdiği ve sahip olduğu üç köpekten ilkidir. Sokak köpeğidir ve Çanakkale cephesinde, Yunan tarafından geçer ve Atamız sahip çıkar. Ciddi bir hayvan sever olan Atamızın, yine sayesinde, 6 Mart 1924 tarihinde, ilk Hayvan sever derneği kurulur. “Türkiye Hayvanları Koruma Derneği”

(Alp, Çanakkale Savaşında, sokak köpeği- Alber, Kurtuluş Savaşında, Alman Pointer cinsi ve en sevdiği Foks, Cumhuriyet Döneminde yanından hiç ayırmadığı, Weimaraner Irkı)

Hepimiz Atamızı seviyoruz ancak her birimiz, onu anladığımız kadar ile anlatmaya çalışıyoruz. Yoksa Atatürk, gerçekten Şam’da, askerine ceza için işkence yaptırmış, askerin oturduğu yere tekme atmış mıdır, disiplini sağlamak için? Bunlar tarihte var mıdır?

Netice itibari ile gözünden yaralansa da çöl fırtınasına tutulduğuna öldü haberi uçurulduğu için felç inen annesine de hayata da doyamamıştır ama en çok tıpkı bir öğretmen gibi anlatmaya çalışmıştır. Dünyayı daha yaşanılır kılmak için.

Daha iyi anlayıp, daha iyi anlatabileceğimiz, gerçeklerden her ne pahasına sapmadığımız sanatlı günlere.

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar