Emel Seçen

Emel Seçen


Dünya ne alem?

Dünya ne alem?

Yedi yaşındayım, Edip Akbayram “Aldırma gönül”ü söylüyor, ne çok seviyorum. Barış Manço, Seyyal Taner, Erkin Koray, Tülay, Zerrin Özer, döne döne dinliyorum. Yasaklar arasında dolanıyorum sanki bir bağ bozumu, kimi arasam yasak! Selda Bağcan, Cem Karaca, Zülfü Livaneli, yeni yeni Ahmet Kaya. Niye ki? Odam kireç tutmuyor, ablamla söylüyoruz, kimi zaman ağlayarak, saatler boyu annemin örtüsünü diktiği divanın üzerinde. Bozulmuş diğeri, şimdiki sobamız gaz, kuyruk var. Sular sık sık kesiliyor. Herkes dönemin Başbakanı Ecevit’e kızıyor. Babam, masada Cumhuriyet okuyor. Bazen sesli okuyor, bunu dinleyin, diye! Ya Uğur Mumcu, ya da Hasan Pulur, genellikle. Hocası, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun, Söylev (Nutuk) u okudunuz mu, diye soruyor, yaz tatilinde. Gazete kupürlerini kesip, aldığım karton üzerine önemli haberleri yapıştırıyorum ama nedense, öğretmen olmak istiyorum.

Aman Petrol, şarkısı ile Ajda Pekkan Eurovision da bizi temsil edecek. Darbe oldu,  sokağa gizlice çıktım o sabah. Korkunçtu, soğuktu, tabur tabur geçiyorlardı çocuk gözlerimden. Ben daha anlamamıştım, niye kitapları topluyor, okulda ki öğretmenler götürülüyordu. Anaokulu bombalandı, okullar önünde lastikler yakıldı, daha ne çok şey oldu… Korkunç şeyler! Başbakan Özal, oldu. Her şey iyi olacak deniyordu. En çok Emin Çölaşan yazıyordu sanki. Çocuktum, ilk ithal peynir, ilk renkli televizyon, hep ilkler! Ilık ılık esiyordu Liberalizm, Gima vardı, Sana yağ, uğruna kuyruklara girdiğimiz sonra Migros oldu, Rama, diye ilk yumuşak yağ çıktı, tereyağ olmayan. Annelerimiz zamanı Vita varmış, onlar söylüyor. Ergenliğe geçiyorum, Modern Talking henüz başlamadı, an meselesi Taksim’de ilk Mc Donalds açıldı. THY ofisinin hemen yanında, meydanda. Otobüs durakları hala The Marmara’ya bakıyor, Onat Kutlar yaşıyor. Gazeteciler, yaşıyor. Asala, ne? Laura Branigan, ölmemiş. Michael Platini, Dünya Kupası ve Fransa Futbol takımının kaptanı, efil efil dalgalı saçları geçiyor, bir yanımda Slyvester Stallone, hafiften aşk rüzgârları… Robert Redford’ma rakip çıkmış gibi. Diana, görkemli bir düğün ile dünya izliyor. Henüz, Fransa’da, öldüğü caddeye ismi verilmemiş. Brooke Shields, Mavi Göl. Yok, yok gidemezsiniz, öyle filmlere deniyor. Gidiyoruz, elbette! Richard Gere, ise Pretty Women’nı daha bulmamış, gencecik ve bir jigolo rolünde. Siyah beyaz ekranlarda, uykusuz, Carlos Saura bekliyorum. Flamenko! Aşkım. Muhammed Ali’yi görüp, dövüşü izlemiyorum. Kazanacağından eminim. Hayranı olacağım, Merly Streep, hayalimden çıkıyor, bir gece yarısı ekranda, Sophia’nın Seçimi. O güzelim Kraliçe, Grace Kelly yaşıyor. Bir gün bende, Audren Hepburn gibi Roma Tatili yapabilir miyim? Ne çok seviyorum, Filiz Akın, Gülşen Bubikoğlu, Fatma Girik’i. Ya Türkan Şoray, laf yok! Hele hele Göksel Arsoy, Ediz Hun,Cüneyt Arkın.. Nerede kaldı mavi boncuk, Tarık Akan& Emel Sayın. Bitmedi gitti, bana Emel Sayın,  diye seslenişleri, ilkokuldan beri. Ne çabuk geçti üzerinden Hulusi Kentmen ile yan yana aynı anda Adile Naşit’in, ellerinden öpüşüm. Kerem Yılmazer, patlayan bombadan dolayı, yoldan geçerken ölmedi. Cyndy Lauper, seviyorum sonra Madonna, Cyndy’nin hakkı yeniyor, gibi geliyor. Haksızlıklara karşı bir duruş var içimde. Kars’da kendi lokmamdan dağıtıyormuşum, küçücük yaşımda. İstanbul’dan gelen salıncağa bindiriyorum, kardeşlerimi. Büyümüş halim ile Johany Logan, damat hangi ara oldu? Ne kuyruk bekledim, Ferhan Şensoy, Metin Akpınar&Zeki Alasya için. Ya Emek Sineması, Muhsin Ertuğul sahnesinde en çok Çehov oyunları. Lütfü Kırdar’da, Basketbol maçları. Buz dansı; Jayne Torvill & Christopher Dean, Denise Biellman, üçlü Lutz, Biellman, dönüşü, yok böyle bir şey! Niye bir ülke, bu kadar başarılı iken Doğu Almanya ve Batı Almanya diye ayrılır. Katherine With. Nadia Comaneci. Ne güzel, televizyonda, her hafta sonu klasik müzik, spor, film var. İlk özel televizyon, Magic Box, sonradan StarTv. İlk özel radyolar. Ne çabuk geçildi kasetlere, Beta ve VHS. Sinema salonlarının biteceği söyleniyor, yok canım! Ne Atatürk’ e saygısızlık, ne sanat, susturulur! Yasak ama hala bazı şarkılar, yılbaşında dansöz yasak. Geceleri kahverengi kostümlü, bekçiler var. SSCB’de, neler oluyor? Break Dance mı? Michael Jackson mı? Yok yok, ben biraz Elton John, George Michael, Fredy Mercury, David  Bowie, alayım. MFÖ, Modern Folk Üçlüsü, Hümeyra, Ayla Dikmen, Bora Ayanoğlu. Türkiye, film endüstrisi açılıyor; Beyaz Bisiklet, Biri ve diğerleri, Asiye Nasıl Kurtulur?, Ah Belinda, Anayurt Oteli, Eşkıya.

Ne güzel bir film, ses Zuhal Olcay’mı, Dünden sonra yarından önce..Kartallar yüksek uçar, Selda Alkor, Sadri Alışık. Ne olduğu belli olmayan değil, öğreten diziler var, Feride Öğretmen mesela. Aydan Şener. Niye güzellik yarışmalarında derece alanlar televizyonlara haber spikeri olmaya başladı? Okulunu bitirenler, niye okuyor? İlk kredi kartı ve İstanbul’da sadece Ataköy de yatırılan ödeme şubesi ve Kaşı Beyaz yanında, sahilde ilk AVM, Galeria. İçinde ilk buz pisti. Her şey çoğalmış, halk borçlandırılırken zenginleştirilmiş gözüküyor. Bekir Coşkun, ne güzel yazıyor. Dolar, Mark tamamda, bilmiyoruz hiç Euro, AB ne? Ermeni, Kürt, Alevi, ağırlıklı iç içe mahallelerde kimse, kimseye mezhep sormamış, adı dışında. Çok ayıp! Saygı, hoşgörü ve bir dolu sevgi. Değişmeyen tek şey, ATATÜRK.

Güzelim sahneler, müzik çağlıyor, yaşam akıyor. Mutluyuz, umutluyuz belki hiçbir şeyimiz yok ama her şeyimiz var. Evlerde, nohut oda bakla sofa gibi eşsiz, benzersiz. Annemiz, kostümümüz dikiyor, ayakkabılara pençe takılıyor. Ayakkabı tamir ediliyor, bakır parlatılıp, kalay temizleniyor. Evde yemek yapılıyor, piknikler, kitap değiş tokuşları. Kimse vaad etmiyor, büyük salonlu, otoparklı binaları ve mahalleri terk etmiyor. Teklifsiz, borç yazdırıyorsun, evinin anahtarını bırakıyorsun, çantanı bırakıyorsun, kapıda kaldıysan büyüğünü bekliyorsun, Bakkal Amcada. Kasap, manav dip dibe. Kumaşlar, basmalar, pazenler nakış nakış… Sümerbank dahil her şey var.  Yerli malı yurdun malı, bunu herkes kullanmalı. Plaklar kasetler..Adalar, kağıt helvası, leblebi tozu. İstanbul’da yazın Kumburgaz, Selimpaşa, Silivri.

Batı yakasının hikâyesinden, Grease’e de, ne zaman Dirty Dance oldu? Ölmemişti, genç yaşta Patrick Swayze, ki o muhteşem dansdan, geçebildik Hayalet’e.

Ne çabuk unutuldu, yıkılan Berlin duvarı.

Çernobil faciası, dünyanın pek çok ülkesinde katliam ve işgal!

Ne kaldı, geriye…

Teknoloji mi? İnsanlaşma mı? Değerler mi?

Belki de hepsi.

Bizler, rüya mı yaşadık, çocukluğumuzdan kalan?

Eh, Barış Abi aşk olsun diyeli beri, ne çok yol kat ettik de ülke, dünya eremedi barışa…

Oysa bizden çıkmıştı, her sözünün, her çağda geçerliliğini koruduğu gibi.

YURTTA SULH CİHANDA SULH.

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar