Lemi Özgen

Lemi Özgen


Aslan asker Şvayk

Aslan asker Şvayk

Giydiği üniforma bir zamanlar beyaz olan, şimdi ise kahverengi, gri, siyah ve kırmızının bütün tonlarını taşıyan iriyarı hastabakıcı kadının ittiği tekerlekli sandalye savaş alanına girdi ve hızla en öndeki saflara doğru yaklaştı. Nerden bakılırsa bakılsın, ortada çok tuhaf bir durumun olduğu açıktı. Durmadan patlayan şarapnellerin, obüs mermilerinin toprakta açtığı derin çukurların yanından dolanan, enikonu paslanmış, tekerleklerinin lastikleri patlak, kol koyacak yerlerinden biri düşmüş ve bakımsızlıktan kağnı gibi gıcırdayan tekerlekli sandalyede bir asker oturuyordu.

Kirli sargı bezleriyle kaplı alçılı ayağı bir top namlusu gibi dümdüz ileriye uzanmış askerin yüzünün büyük bir bölümü de sargılıydı. Açıkta kalan burnu şişkin ve kıpkırmızı olan asker, sağ elindeki upuzun bir piyade tüfeğini ucundan tutmuş, tekerlekli sandalye ile birlikte sürüklüyordu. Göğsüne sımsıkı bastırdığı öteki elinde ise çoğu içilmiş koca bir galon Beckerovka likörü bulunuyordu. Tekerlekli sandalyedeki asker, sanki cephede değil de tedavi gördüğü hastanenin bahçesinde havalandırılmaya çıkmış gibi rahat bir şekilde içkisini yudumlarken, ara sıra da arabasını itmekte olan hastabakıcıyla konuşuyordu.

Kabul etmek gerekir ki bu, cehennemi andıran bir savaş cephesi için alışılmış bir manzara değildi. Ortada tuhaf bir durum olduğu açıktı. Hele hele sargılar içindeki askerin bazen sandalyesinden kalkıp, hastabakıcı kadına sarılması ve sağlam ayağının yardımıyla bir iki ‘Reigentanz’ figürü yapması bu tuhaflığı daha da artırıyordu.

Şimdi cephenin sıfır noktasına kadar gelmiş olan sargılı ve bacağı alçılı asker tekerlekli sandalyesinden indi. Uçuşan mermiler altında, gözleri yaşarmış hastabakıcı kadına ateşli bir veda öpücüğü kondurdu.. Kadın sık sık arkasına bakarak, tekerlekli sandalyeyi sürdü ve yavaşça gözden kayboldu. Asker de sekerek yürüyüp ötekilerin yanına uzandı. Likör galonunu yakındaki askerlere uzattı. Askerler de da ona sigara ikram ettiler.

Sigaralar bittikten sonra sargılı asker tüfeğini eline aldı. Güçlükle omzuna dayadı ve karşı cepheye ateş etmek için tetiğe bastı. Tüfekten sadece bir ‘çıt’ sesi çıktı. Tüfeğin içinde mermi olmadığı böylece anlaşıldı. Askerler bu durumu da tuhaf bulmadılar ve aralarına katılan bu yeni arkadaşlarına adını sordular. Asker, içinde mermi bulunmayan tüfeğine sarılıp uykuya dalmadan önce ‘Şvayk’ diye cevap verdi. Daha sonra savaşta göstereceği olağanüstü cesaret ama asıl tuhaf davranışları nedeniyle kendisine ‘Aslan Asker’ diye isim takılacak olan Şvayk, bu kısa konuşmanın ardından, cephenin tam göbeğinde top tüfek mermileri altında rahat bir uykuya daldı...

Aslan Asker Şvayk’ın yazarı  Çek Jaroslav Hasek, 30 Nisan 1883 tarihinde Prag’da doğdu. Babası ortaokulda bir matematik öğretmeniydi. Babasının alkolikliği nedeniyle sık sık işten kovulması yüzünden aile ve çocuklar da sürekli olarak ev değiştiriyordu. Hasek on üç yaşındayken babası alkolden öldü.

İyice yalnız kalan Hasek, kendini bildiğinden beri hayatta en çok sevdiği iki şeyi yapmaya koyuldu. Yazmak ve içmek. Yirmi altı yaşına geldiğinde basılmış on altı kısa hikayesi vardı ve Prag’ın merkezinden varoşlarına kadar tüm meyhanelerinde tanınıyordu.

“Hayvanlar Alemi” adlı bir gazete çıkarmaya başladı. Gazetenin her sayısında “on altı kanatlı kuş, kuyruğunda da bir başı bulunan yılan, tilkiler tarafından korunan bir tavuk” gibi kendi uydurduğu hikayelere yer veriyordu. Üstelik çok iyi bir ressam ve karikatürist olduğu için, uydurduğu bu hayvanların resimlerini de yapıp, gazetede yayımlıyordu.

Birinci Dünya Savaşı patladıktan kısa bir süre sonra, zaten meyhanede bütün gün birlikte olduğu bir jandarma, ona askere alınma emrini verdi. Hasek asker olmak istemiyordu. Kendisini askere çağıran resmi belgeyi ona veren jandarma da dahil tüm meyhane arkadaşları, onun bu durumdan nasıl kurtulabileceği konusunu tartıştılar. Sonunda Hasek’in ‘sakat’ olması halinde askerlik yapmayacağı noktasında anlaştılar. Hasek’in bacağını alçıya aldılar. Yüzünü, gözünü sargıladılar ve tekerlekli bir sandalyeye oturttular. Meyhanede garsonluk yapan Moravyalı esmer ve iriyarı bir kadın, tekerlekli sandalyeyi sürerek Hasek’i askerlik şubesine götürdü. Profesyonel subaylar oynanmak istenen oyunu hemen anladılar ve Hasek, üzerindeki o düzmece kılıkla birlikte kendini bir anda cephede buldu.

Hasek iyi kötü dövüştü. Sonunda Doğu Cephesi’nde Ruslara esir düştü. Sonra ülkesine döndü. Ünlü “Aslan Asker Şvayk”ı yazmaya koyuldu. Kitap büyük bir ilgiyle karşılandı. İnsanlar, daha yaralarını saramadıkları Birinci Dünya Savaşı’nı tüm gaddarlığı ve bir o kadar da anlamsızlığını, saçmalığını böylesine komik bir şekilde yerden yere vuran, savaş goygoyculuğunu, militarizm şakşakçılığını rezil eden kitaba bayıldılar.

Hasek, 3 Ocak 1923’te Lipnitse’de öldü. Henüz kırk yaşındaydı.

‘Napolyon ya da Büyük İskender’in tarihteki göz kamaştırıcılığından yoksun, gösterişsiz, kimsenin tanımadığı kahramanlar da vardır. Bugünlerde Prag sokaklarında, büyük yeniçağ tarihinde ne kadar önemli bir yer tutacağından habersiz, kendi halinde dolaşıp duran kılıksız bir adama rastlayabilirsiniz. Adını soracak olursanız, tüm alçakgönüllülüğüyle Şvayk diyecektir’.

Bağışlayın. Bu sözler bana ait değil. Bunlar Jaroslav Hasek’in Aslan Asker Şvayk için yazdığı önsözden alındı. Ama yine de eğer yolunuz Prag’a düşerse ve Kafka’nın, Hrabal’ın, Kundera’nın bir zamanlar avarelik ettiği o barok sokaklardan birinde kılıksız bir adama rastlarsanız…

Makale Yorumları

  • Ferruh Yavuz20-11-2021 16:42

    Yazıda geçen aslında, o dönemde anarşist eğilimli gazetede yazan Jaroslav Hasek’in askerlikten “yırtmak” üzere o kılıkta gittiği askerlik şubesinden doğrudan cepheye gönderilmesidir; yazarın yarattığı anti-kahramanı Şvayk üzerinden anlatılan askere alınma hikayesi.Yazarı gibi Şvayk da, gizli polisin bulunduğu ortama geldiği meyhanede beş bira üzerine Saraybosna’da öldürülen Avusturya-Macaristan Arşidük’ü Ferdinand’ın üzerine söyledikleri ile başlar macerası. Üstelik, meyhaneciyi de, sivil polise, İmparatorun posterini, üzerine sinekler pislediğinden tavan arasına kaldırdığını söylediği için yanında götürür.Hasılı, zaman değişse de, ilişki tanıdık. Teşekkürler Lemi ağabey, hem kitabı, hem okullu günleri hatırlattığın için.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar