Lemi Özgen

Lemi Özgen


Irkçılığa karşı bir “Çingene Yumruğu”

Irkçılığa karşı bir “Çingene Yumruğu”

“Önce Alman boksör göründü. Sarışın, kasları iyice gelişmiş, sırım gibi ve bembeyaz bir oğlan. Çevik bir sıçrayışla iplerin arasından geçip, ringde hoplayıp zıplamaya başladı. Bir iki tur attı. Birkaç yumruk atma örneği gösterdi. İşte aparküt, kroşe, swing falan. Spor salonunu dolduran tüm Alman subayları, SS ve Gestapo’nun küçük ya da  büyük rütbeli tüm subayları Alman beyaz oğlanı alkışlamaya koyuldular.  Kocaman biralarını höpürdetip, o ürkütücü ve orasında burasında kafatası rozetleri bulunan  uzun siyah deri paltolarını omuzlarına attılar ve bir ellerinde gamalı haçlı bayraklar, bir ellerinde bira, şarap ve konyak şişeleri, daha şimdiden sarhoş bir durumda marşlar söylemeye başladılar.  "Deutschland über alles / Über alles in der Welt", yani "Almanya her şeyin üstünde / dünyadaki her şeyin üstünde" diye bağırıyorlardı.

Derken bizim oğlan göründü. Aaa, bir de baktık bizim Çingene, canımız ciğerimiz Ruki artık boyayı nereden bulduysa, yüzünü bembeyaz boyamış. O da ringe fırladı, biraz dolaştı. Gestapo ve SS’ler, bütün o Nazi subayları donup kaldılar. Marş söylemeyi kestiler ve ringe yaklaşıp, bizim Çingene’ye öldürecekmiş gibi bakmaya başladılar. İşte tam o anda Nazi subayların bazılarının bellerindeki palaskalara asılı Luger tabancalarını yarıya kadar çektiklerini gördüm. ‘Bu işin sonu kötü arkadaş’ dedim kendi kendime. O esmer ve yakışıklı yüzünü bol bulamaç boyayıp, kendini ‘beyaz adam’ yapan bizim çingene ise hiçbirşeyin farkında olmadan gülüp duruyordu.

Sonra gong vurdu ve maç başladı. Bizim Çingene boksörümüz Ruki işi fazla uzatmadı. Bir iki ayak oyunuyla Alman oğlana yaklaştı. Birkaç yumrukla çocuğu sersemleştirdi ve öyle bir kroşe vurdu ki, oğlanın ayakları yerden kesildi. Adeta havada uçtu ve sırt üstü ringe düştü. Hakem maçı bitirdi. Bizim Çingene galip gelmişti ama hakem onun elini havaya kaldırmayı reddetti. Üstün ırktan bir beyaz olarak, ‘herşeyin üstünde’ Ari ırktan bir beyaz olarak, bir Çingene’nin eline dokunmak düşüncesi bile onu tiksindiriyordu.

Dışarıya çıktım ve Ruki’nin giyinip gelmesini bekledim. Geldi. Yüzündeki  beyaz boyayı iyice silmiş ve o esmer, yakışıklı yüzü ortaya çıkmıştı. Kazanana verileceği bildirilen paranın ancak dörtte birini vermişlerdi ona ama bu bile bize yeterdi. Ucuzundan birkaç şişe şarap ve en kötüsünden bir iki sosis almak için fazla paraya ihtiyaç yoktu ki.

Çocukluktan beri en iyi arkadaşım olan ‘Çingene Boksör’ Ruki ve ben omuz omuza verip, bir Çingene’nin işlettiği ‘Zil, Şal ve Gül’ meyhanesine doğru yürüdük. Neşeliydik ama benim kafamda hep o uğursuz ‘bu işin sonu kötü olacak’ düşüncesi dolaşıp duruyordu…

Efendim, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarının Müze Gazhane’de sergilenen “Çingene Boksör” adlı oyunu izlerken, ben de kafamdan bunları yazıyorum işte.

1920’lerin boks yıldızı, Çingene sporcu Johann Wilhelm Trolmann’ın ya da arkadaşlarının taktığı adla kısaca “Ruki”nin acıklı yaşam öyküsü anlatılıyor oyunda. Onun ve aynı zamanda kendisinin başına gelenleri Hans isimli kurmaca bir karakter, Ruki’nin en yakın dostu anlatıyor bizlere.

Alman yazar Rike Reineger’in yazdığı, Gülen İpek Abalı’nın dilimize çevirdiği, Cafer Alpsolay’ın yönettiği ve Ercan Demirhan’ın başarıyla oynadığı bu tek kişilik ve tek perdelik oyunda, kocaman bir insanlık ayıbı, ırkçılık ve faşizm anlatılıyor aslında.

Gerçekten yaşamış Çingene boksör Ruki ile onun en yakın arkadaşı ve dostu olan hayali karakter Hans; ayrımcılık, faşizm ve ırkçılığın nasıl büyük belalar olduğunu anlatıyor bizlere. Çingene olduğu için maçı kazansa bile yenik sayılan bir boksör, eli kaldırılmayan, hak ettiği kazanma ödülülü verilmeyen bir sporcu.

Sonra savaş, sonra toplama kampları, sonra çubuklu pijama giydirilmiş, saçları sıfır numara kazınmış, bütün suçları o uyduruk “üstün ırk”tan sayılmamak olan binlerce insanın tüyler ürperten ölümleri.

“Çingene Boksör” oyunu, tek perdede ve tek bir sanatçının ağzından bunları anlatıyor işte…

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar