Büyükelçi (E) A. Süha Umar

Büyükelçi (E) A. Süha Umar


İlkesizlikten hayır doğacak

İlkesizlikten hayır doğacak

Üççeyrek asrı aşan yaşamımın neredeyse tümü devlette; cumhurbaşkanları/krallarla; her düzeyde devlet adamları ve siyasetçilerle hatta bizzat siyasette geçti. Böylesi bir ilkesizliğe hele de bu ilkesizliğin, ilkelere dayandırılarak açıklanmaya çalışılmasına ilk kez tanık oluyorum. 14 Mayıs’tan, 22 Mayıs Pazartesi saat 17.00’ye kadar geçen kısa sürede, “Türkiye’nin kaderinin ona bağlı olduğu” algısı yaratılmaya çalışılan Sinan Oğan’dan söz ediyorum.

Sinan Oğan’a atfedilen niteliklere -ilkeli, Atatürkçü, milliyetçi, AKP, Erdoğan ve bu ikilinin son 20 yılda ülkeye verdikleri zarara karşı olmak vb- hiçbir zaman inanmadım, katılmadım. Bu inancımın kanıtlanmasına memnun oldum ama Oğan’ın yaptığı gibi kanıtlanmasından, önce onun sonra da siyaset adına hicap duydum. Oğan’ın ise böyle düşündüğünü hiç zannetmiyorum. Öyle olsaydı, eline başkaları tarafından tutuşturulduğu her halinden, tavrından hatta bazı sözcükleri okumakta zorlanmasından açıkça belli olan sayfalar dolusu konuşma yapıp, üstelik o konuşmasında sık sık, destekleyeceği ilkeler yoluyla Millet İttifakı’nı tarif ettikten sonra son on saniyede Erdoğan’ı destekleyeceğini söylemezdi.

Yine bunca yıllık yaşamımda, kendisini “King Maker-Kral Belirleyen” konumuna getirmesi beklenen bir konuşma yapıp da, o saate kadar onu destekleyen, arkasına 5.2 milyon oy koyan, cumhurbaşkanı adayı gösteren kişilerin anında attıkları iki satırlık tweet’lerle, bu kadar kısa sürede dımdızlak ortada kalıp, rezil olan başka bir kişi de anımsamıyorum. Tanrılar günahlarını affetsin! İyi adamdı!

Meral Akşener “6’lı Masa”yı terk ettiğinde, “şerden hayır doğar.” demiştim. Bu defa da “bazen ilkesizlikten de hayır doğar.” diyorum. Ve bu “hayır”, öncekinden de büyük olacağa benziyor.

Sinan Oğan’ın hiç bir zaman dikkate alınacak sayıda takipçisi olmadı. “Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğim.” deseydi de 5.2 milyon kişiyi yönlendiremeyecekti. Şimdi ise gerçek yüzü ortaya çıktığı için büyük olasılıkla, aldığı oyların daha büyük bir bölümü Kılıçdaroğluna gidecek. Adalet Partisi Başkanı Vecdet Öz’ün ve Zafer Partisi Başkanı Ümit Özdağ’ın, Oğan’ın konuşmasından hemen sonra yaptıkları çıkışlara ve attıkları adımlara bakınca bu olasılığın daha da güçlendiğini düşünüyorum.

Kısacası Sinan Oğan, konuşması ve açıkladığı tercihle, belki de Türkiye’ye yapabileceği tek olumlu katkıyı yaptı. Umarım hiç değilse, istemeden de olsa yaptığı katkının değerini bilir.

Kanımca bu son gelişme, ATA İttifakı’nın eski bileşeni, Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini açıklayan Adalet Partisi’ne, bugün Zafer Partisi’nin de katılmasıyla Kılıçdaroğlu’nun şansını beklenmedik ölçüde artıracaktır. Şimdi artık bu seçimi kazanmak daha da kolaydır ve mutlaka kazanılmalıdır.

Son zamanlarda herkesin söylediğini ben de tekrarlayayım: Bu seçim bir referandumdur.

Bu referandum, ülkeyi her yönüyle perişan eden, “Patrimonyal Sultanizm”, tek adam rejimi ile Atatürk’ün kurduğu demokratik, laik, sosyal hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nden yana olanlar arasındadır.

Bu referandum, Türkiye’nin, insanların baskı ve korku altında nefessiz bırakıldığı; kadınların sahiplenilecek mal, erkeklerin canı istediğinde öldürüp, ceza bile görmeyeceği, böcekten bile aşağı canlılar olarak görüldüğü; din kisvesi altında etkinlik gösteren tarikat yurtlarında çocuklara tecavüz edilip, tecavüzcülerin korunduğu bir ülke mi yoksa kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla eşit insanlar olarak görüldüğü bir ülke mi olacağı arasındadır.

Bu referandum, Türkiye’nin, milyonlarca insan açlık, daha da çoğu yoksulluk sınırının altında yaşarken bir avuç azınlığın, baştaki iktidarla birlikte ve onu himayesi altında halkı soyduğu, ülkenin kaynaklarını yağmaladığı bir ülke mi; yoksa ulusal gelirin insanların insanca yaşayacakları şekilde hakça paylaşıldığı, kimsenin gelecek kaygısının bulunmadığı, gençlerin kendilerini yurt dışına atmaya çalışmadığı bir ülke mi olacağı arasındadır.  

Bu referandum, Osmanlı sultanları ve siyasal İslamcılara birlikte Osmanlı Devleti’ni batıran emperyalizm ile işbirliği yapan AKP ve Erdoğan ile Mustafa Kemal’in önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nda yediği tokadı hala unutamayan, affetmeyen ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kabullenemeyen Batı emperyalizmine karşı olanlar arasındadır.

Normal koşullarda Türkiye’nin, AKP ve Erdoğan tarafından bilinçli olarak içine düşürüldüğü bu olumsuz durumdan çıkması onyıllar alır. Referandum Kılıçdaroğlu tarafından kazanıldığı takdirde ise Türkiye’ye dayatılan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin yarattığı fırsat sayesinde değişim ve kurtuluş çok daha kısa sürede gerçekleşebilecektir. Bu hiç bir ülkeye nasip olmayan, tarihi bir fırsattır.

İşte sadece bu nedene bile referandum mutlaka Kemal Kılıçdaroğlu tarafından kazanılmalıdır. Bugün koşullar, düne oranla daha da uygundur. Yapılması gereken; aklımızı başımıza toplayıp, 28 Mayıs günü sandığa gitmek, oyumuzu Kılıçdaroğlu’na vermek, sonra da sandıklara yani oyumuza sahip çıkmaktır. Yapabiliriz. Şimdi daha da kolay.

Sinan Oğan’a ne mi olacak? Dün ve bugün yaşananlardan sonra Erdoğan ona ekmek-su bile vermez!  

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar