İstanbul
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,2682 %0.05
55,9802 %0.09
6.889,19 %-0.28
78.094,01 %-0.16

Nepal’deki ölümlerden hepimiz sorumluyuz..

YAYINLAMA:
Nepal’deki ölümlerden hepimiz sorumluyuz..

NEPAL’DEKİ ÖLÜMLERDEN HEPİMİZ SORUMLUYUZ.. ŞİMDİ AL O YARDIMINI BİR YERLERE S..K

  • Yazlar giderek daha sıcak.
  • Yağmurların düzeni değişiyor.
  • Toprak kuruyor.
  • Tarım bundan etkileniyor.

Konya’yı, Çukurova’yı, Hatay’ı ya da ülkemizin herhangi bir bölgesini anlattığımı düşünebilirsiniz.

Hayır.

Nepal’den söz ediyorum. Üstelik bugünün sel ve toprak kayması sonucunda yüzlerce hayatını kaybeden insanın olduğu Nepal’inden de değil; 2012 yılının Nepal’inden söz ediyorum. Nepal bu uyarıları son yıllarda sıkça yapıyordu.

Bu ülkede 2012 yılında bir araştırma yayımlanır. Nepal’in güneydoğusunda Hindistan sınırına yakın Biratnagar kentindeki kuşlar üzerine. “ Impact of Climate Change on Birds at Biratnagar and its Surroundings”. Bu araştırmada bölgedeki 1970, 2004, 2007 ve 2011 yıllarına ait meteorolojik verilere yer verilir. Ve araştırmacılar dikkat çekici sıcaklık ve yağış düzeni ile karşılaşırlar. Araştırma sonucuna göre; yazlar çok sıcak hale geliyordu, yağış düzeni değişiyordu. Toprak kuruyordu, sulak alanlar su kaybediyordu. Dolayısı ile kuş türleri ve yaşam alanları bundan etkileniyordu.

Aynı yıl Nepal üzerine yapılan başka bilimsel çalışmalar çok daha büyük bir tehlikeye dikkat çeker. Artan sıcaklıklar kar ve buz erimesini hızlandıracak; seller, kuraklıklar ve düzensiz hava koşulları özellikle tarımı ve gıda güvenliğini tehdit edecekti.

Bugün Türkiye’de iklim krizi konuşulurken kullandığımız cümlelerin neredeyse aynısı, 14 yıl önce Nepal için bilimsel çalışmalara girdiğini anlıyoruz. Ama Nepal’in hikâyesi burada bitmiyor. Tam tersine, yeni başlıyordu.

Tarih, 2021: Glasgow’da COP26 yapılıyordu. Nepal Başbakanı Sher Bahadur Deuba, dünya liderlerinin karşısına çıktı. Artık bilim insanlarının yıllar önce gördüğü değişimi bir ülkenin başbakanı dile getirecekti. Himalayalar’daki sıcaklıkların küresel ortalamadan daha hızlı arttığını, buzulların geri çekildiğini, kar yağışının azaldığını ve donmuş toprakların çözülmeye başladığını söyler.

Ve çok önemli bir rakam verir başbakan. Nepal nüfusunun yaklaşık yüzde 80’i doğal ve iklim kaynaklı afetlerin riski altında. Sonra dünyadan yardım ister. İstedikleri arasında şunlar vardır; “Kayıp ve Zarar finansmanı”,  “Adaptasyon parası”, “Teknoloji” ve “Kapasite desteği”.

Tarih,  2023: İki yıl geçer. Bu kez Başbakan Pushpa Kamal Dahal, BM İklim Hedefleri Zirvesi’nde konuşur. Nepal’in giderek daha sık ve daha yıkıcı iklim afetleriyle karşılaştığını söyler ve gelişmiş ülkelerden söz verdikleri iklim finansmanını sağlamalarını ister. Tıpkı bir önceki başbakan Deuba gibi, Adaptasyon finansmanının artırılmasını, “Kayıp ve Zarar Fonu”nun çalışması, istekleri arasındadır. Başbakan Dahal, COP28 kürsüsüne çıktığında ise dili çok daha sert olur.

 “Dağlar yükselen sıcaklıkların işkencesi altında. Önce onları kurtarın.” diye seslenir. “Bu düpedüz bir adaletsizliktir.” Der.  Çünkü Nepal’in küresel iklim krizinin oluşumundaki payı son derece küçük. Ama bedeli giderek büyüyordu. Başbakan Dahal, COP28’de erken uyarı sistemleri hakkında da konuştu. En az gelişmiş ülkelerin yeterli erken uyarı sistemleri kuracak mali kaynak ve teknolojik kapasiteye sahip olmadığını söyledi. Erken uyarının insan hayatını kurtaracağını, ekonomik kayıpları azaltacağını ve altyapıyı koruyacağını anlattı.

Aynı yıl BM Genel Sekreteri António Guterres Nepal’e gitti. Himalayalar’daki değişimi kendi gözleriyle gördü. Ardından dünyaya seslendi:

“Nepal’in dağları yardım için haykırıyor.” Bundan daha açık nasıl söylenebilirdi ki?

 

 

Tarih, 2024: Bir yıl sonra COP29. Bu kez kürsüde Nepal Cumhurbaşkanı Ram Chandra Paudel vardı.

Paudel, ülkesinin yoksullukla mücadele için kullanması gereken sınırlı kaynaklarını iklim değişikliğine uyum sağlamak için harcamak zorunda kaldığını söyledi. Ve artık yardım istemekten öteye geçti. Bir ilke ortaya koydu: “Kirleten ödesin” dedi. Kayıp ve Zarar Fonu’nun hızla çalışmasını istedi. İklim finansmanının Nepal gibi ülkeler için borç değil hibe olması gerektiğini söyledi. Çünkü ortada çok tuhaf bir denklem vardı. Bir ülke iklim krizinin oluşmasına neredeyse hiç katkıda bulunmuyor. Başkalarının yarattığı krizin etkilerinden korunmak için para bulmak zorunda kalıyor. O parayı borç olarak alıyor hatta alamıyor. Sonra bir de paranın geri ödemesi isteniyor.

Tarih, 2025: Felaket çanları çalmaya başlıyor. Temmuz 2025’te Tibet’teki bir buzul üzerindeki gölün boşalması Nepal’in Bhote Koshi Nehri’nde ölümcül bir sele yol açtı. İnsanlar öldü ve kayboldu. Nepal ile Çin’i birbirine bağlayan Dostluk Köprüsü yıkıldı.

Bilim insanları uyarmıştı. Başbakan uyarmıştı. BM Genel Sekreteri uyarmıştı. Cumhurbaşkanı uyarmıştı.

Tarih;  26 Ağustos 2026 ‘yı gösterdiğinde bu kez uyarı DOĞADAN geldi. Bu son uyarı oldu.

Himalayalar’daki buzul ve kaya çökmesi, buz, kaya, çamur ve suyu önüne katarak vadilere indi. Nehirler taştı. Yerleşimler yok oldu. Yüzlerce insan hayatını kaybetti. Yüzlercesi kayboldu.

Ve şimdi dünya Nepal’e yardım gönderiyor. Çadırlar geliyor. Battaniyeler geliyor. İlaçlar geliyor. Acil yardım paraları açıklanıyor. Elbette iyi ki geliyor.

Ama insanın aklına ister istemez şu soru da geliyor: Neden şimdi?

Bu para 2021’de gelseydi, değişen ne olurdu?

Buzul göllerini sürekli izleyen sensörler kurulabilirdi. Uydu destekli erken uyarı sistemleri geliştirilebilirdi. Nehir seviyelerini ölçen otomatik istasyonlar çoğaltılabilirdi. Riskli vadiler haritalanabilirdi. Taşkın güzergâhlarında yapılaşma engellenebilirdi. Köyler için tahliye yolları hazırlanabilirdi. Telefonlara ve yerel haberleşme sistemlerine bağlı erken uyarı ağları kurulabilirdi. Tehlikeli buzul göllerinde teknik olarak mümkün olan yerlerde kontrollü su boşaltma sistemleri yapılabilirdi. Köprüler ve yollar yeni iklim koşullarına göre güçlendirilebilirdi.

Elbette bunların hiçbiri Himalayalar’daki bir çöküşün engelleneceği anlamına gelmez. Ama bir doğal tehlikenin kitlesel bir insanlık felaketine dönüşmesini önleyebilirdi.

İklim krizi herkesi vuruyor ama herkesi eşit öldürmüyor. Zengin bir ülke milyarlarca dolar harcayıp taşkın bariyerleri kurabilir. Nehir yataklarını düzenleyebilir. Meteoroloji radarlarını, nehir sensörlerini ve uyduları birbirine bağlayabilir. Riskli yerleşimleri taşıyabilir. Köprülerini, yollarını ve enerji altyapısını yeni iklim koşullarına göre yeniden yapabilir.

Yoksul bir ülkede ise aynı tehlike başka bir hikâyeye dönüşür. Afet gelir. İnsanlar ölür. Dünya televizyonlardan görüntüleri izler, sonra yardım uçakları havalanır.

Nepal’in hikâyesini belki de 2026’daki felaketle değil, 2012’deki o bilimsel araştırmayla okumaya başlamalıyız. Çünkü felaketler çoğu zaman bir sabah ansızın başlamıyor.

Önce bir bilim insanı söylüyor. Sonra çiftçi söylüyor. Sonra meteoroloji verileri söylüyor. Sonra BM Genel Sekreteri söylüyor. Sonra cumhurbaşkanı söylüyor. Sonra felaket geliyor. Nepal’den yükselen bu uyarıları okurken insan ister istemez endişeleniyor; çünkü aşırı sıcaklardan düzensiz yağışlara, kuruyan topraklardan düşen tarımsal verimliliğe kadar anlatılanların hiçbiri artık Türkiye’ye yabancı değil.

Nepal’in dağları sessiz değildi. Bilim insanları sessiz değildi. Devlet sessiz değildi. Nepal yıllardır çığlık atıyordu. Dünya şimdi duydu. Ve en sonunda para geldi. Ama yüzlerce insan için artık çok geç. Sanırım şöyle düşündüler;

Bu parayı insanları kurtarmak için felaketten önce mi vereceğiz, yoksa insanları gömdükten sonra mı?

Al şimdi bu parayı istediğin yere S..K. demek geliyor insanın içinden.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız