İstanbul
Parçalı bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,2538 %0.18
55,9646 %-0.49
6.908,74 %-3.01
77.710,55 %-2.41

Alley Cats: Kendi gürültüsünde kaybolan bir Ricky Gervais hikâyesi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Alley Cats: Kendi gürültüsünde kaybolan bir Ricky Gervais hikâyesi

Ricky Gervais, Alley Cats’te aslında yeni bir senaryo içerisinde yeni bir karakter yaratmıyor. After Life’ta kendi temsilini nasıl yeniden üretiyorsa, burada da aynı şeyi bir kedinin hüviyetine bürünerek yapıyor.

Dizinin temel problemi de biraz burada başlıyor: Gervais’in After Life’ı yeniden yapması.

Gus karakteri, Gervais’in daha önce canlandırdığı huysuz, insanlardan bezmiş, dünyaya öfkeli ama bütün bu sertliğin altında duygusal bir taraf taşıyan karakterlerin kedileştirilmiş versiyonu gibi. Dolayısıyla animasyon, Gervais için yeni bir anlatı alanı açmak yerine onun zaten bildiğimiz karakter ve mizah repertuvarını başka bir forma taşıyor.

Üstelik Gervais’in çevresindeki karakterler de hiçbir zaman gerçekten ön plana çıkamıyor. Sanki ancak Gervais izin verdiğinde bir adım öne çıkıp kendi hikâyelerini anlatabiliyorlar. Bu nedenle Alley Cats, kalabalık bir kedi kadrosuna sahip olmasına rağmen çoğu zaman tek kişilik bir gösterinin animasyon versiyonu hissini veriyor.

Buradaki sorun küfürlü mizah değil. Sorun, küfrün giderek mizahın kendisi haline gelmesi.

Dizi büyük bir hikâyeden çok, başıboş kedilerin takılması, konuşması, tartışması ve hayat hakkında saçmalaması üzerine kurulu. Oysa bu konuşmaların içinden bir kedinin dünyaya bakışını daha derinlemesine görebilsek, kedilerin insanlardan farklı olarak hayatı, ölümü, sevgiyi ya da yalnızlığı nasıl algıladığını daha fazla sorgulasak, Gervais’in mizahının altında çok daha ilginç bir yapı ortaya çıkabilir.

Çünkü dizinin temel fikri aslında çalışıyor.

Kediler bencil, acımasız, birbirlerine karşı kaba ve zaman zaman saldırgan; ama aynı zamanda sevgiye, sadakate ve şefkate sahipler. Yani insanlara yüklediğimiz ahlaki çelişkilerin neredeyse tamamını taşıyorlar.

Bu nedenle dizide vahşi ve kaba bir durumdan bir anda tatlı ve sevecen bir atmosfere, oradan da yeniden acımasızlığa geçebiliyoruz. Bu geçişler, aslında kedilerin doğasına oldukça uygun. Sorun, bu iki tarafın birbirini yeterince beslememesi.

Alley Cats sanki aynı anda iki farklı dizi yapmak istiyor.

Bir tarafta:

“Hayat anlamsız. İnsanlar berbat. Siktir et.”

Diğer tarafta ise:

“Aslında sevgi, arkadaşlık ve merhamet önemli şeyler.”

İyi bir Gervais yapımında bu çelişki komediyi doğurabilir. Çünkü nihilizm ile duygusallığın birbirine çarpmasından güçlü bir mizah çıkabilir. Fakat Alley Cats bunu her zaman başaramıyor. Sonuçta iki taraf birbirini derinleştirmek yerine çoğu zaman yan yana duruyor.

Tam da bu nedenle dizinin en ilginç tarafı, ilk bakışta en kaba görünen tarafının arkasında saklı.

Kediler gerçekten “değersiz” hayatlar mı?

Alley Cats’te hayvanlara yönelik şiddet yalnızca kara mizah malzemesi değil. Hatta dizinin toplumsal fikrinin önemli parçalarından biri.

Gervais’in kendi açıklamalarına göre karakterleri özellikle toplumun en altındaki canlılar olarak tasarlaması bununla ilgili. Aç, evsiz, sokakta yaşayan ve sürekli tehlike altında bulunan kediler bunlar. Seyircinin daha hikâyenin başından itibaren onları korunmaya değer canlılar olarak görmesini istiyor.

Bu nedenle kediler insanların şiddetiyle karşılaşıyor, başka hayvanlarla kavga ediyor, araçların altında kalma tehlikesi yaşıyor, yiyecek bulmakta zorlanıyor, veteriner müdahaleleriyle ve ötanaziyle karşılaşıyor, insanlar tarafından istenmeyen canlılar olarak görülüyor.

Burada Gervais’in sosyal eleştirisi belirginleşiyor.

İnsanların toplumun en altındaki insanlara nasıl davrandığını hayvanlar üzerinden göstermek istiyor. Böyle bakıldığında Alley Cats, yalnızca konuşan kedilerin hikâyesi olmaktan çıkıp hayvanlar üzerinden kurulmuş bir sınıf alegorisine dönüşüyor.

Kedilerin yaşadığı çöplükler, terk edilmiş mekânlar ve sokaklar da bu nedenle yalnızca dekor değil. Bunlar insanların tükettiği, kirlettiği ve terk ettiği dünyanın hayvanlara kalan kısmı.

Gervais’in “İnsanlık gezegeni yok ediyor” fikri de burada devreye giriyor. İnsanlar şehri tüketiyor, atıklarını geride bırakıyor; kediler ise o artıkların arasında hayatta kalmaya çalışıyor.

Dolayısıyla Alley Cats aynı anda hem sınıfsal hem de çevreci bir alegori kurma potansiyeline sahip.

Fakat bu potansiyelin önemli bir bölümü yine dizinin kendi gürültüsü içinde kayboluyor.

İnsan hayatı neden daha değerli?

Dizinin daha ilginç felsefi damarlarından biri ise insanmerkezcilik meselesi.

Gervais, karakterlerin hayatlarının insanlardan daha kısa olduğuna özellikle dikkat çekiyor. Kediler kısa yaşayacaklarını biliyorlar. Bu nedenle ölüm, klasik insan merkezli sitcomlarda olduğundan daha doğal bir biçimde hikâyenin içine giriyor.

Burada önemli bir tersine çevirme var.

İnsanlar için ölüm çoğu zaman büyük bir trajedi olarak anlatılırken, kediler ölümün hayatın doğal bir parçası olduğunu kabul ediyor.

Ve bunu şaşırtıcı derecede soğukkanlı biçimde konuşuyorlar.

Bu noktada dizinin altında şu soru beliriyor:

Ölümü neden yalnızca insanın başına geldiğinde felsefi bir mesele olarak görüyoruz?

Başka bir canlının ölümü neden daha kolay kabulleniliyor?

Bu soru, Alley Cats’in en güçlü fikirlerinden biri olabilir. Çünkü dizinin asıl meselesi yalnızca kedilerin başına gelenler değil; insanların hangi hayatları değerli, hangi hayatları değersiz kabul ettiğine ilişkin.

Ötanazi: Yaşam hakkı mı, acının sona ermesi mi?

Yaşlı ve güçsüz bir kedinin veterinerde ötanaziye götürülmesi de bu açıdan dizinin en ciddi anlarından biri.

Kediler ölüm karşısında uzun bir melodram yaşamıyor. Durumu kabulleniyor ve hayatlarına devam ediyorlar.

Burada iki tartışma iç içe geçiyor: Hayvanların yaşam hakkı ve acı çeken bir hayvanın yaşamının sonlandırılması.

Dolayısıyla sahne, hayvan refahı ile ötanazi ve yardımlı ölüm tartışmasının kesiştiği bir noktaya dönüşüyor.

Üstelik bu, Gervais’in After Life’ta insan ölümü üzerinden yaptığı tartışmanın hayvanlar dünyasına taşınmış hali gibi de okunabilir.

Ne var ki burada da aynı problem ortaya çıkıyor: Dizinin elinde güçlü bir fikir var, fakat bu fikrin üzerinde yeterince kalmıyor.

Sevilmek için iyi olmak gerekir mi?

Belki de Alley Cats’in bütün bu meseleleri birbirine bağlayan asıl fikri burada yatıyor.

Gervais insanların kedileri yalnızca sevimli oldukları için sevmelerini istemiyor. Tam tersine; kötü huylu, bencil, küfürbaz, saldırgan, korkak, kıskanç ve zaman zaman dayanılmaz kediler yaratıyor.

Çünkü temel soru şu:

Bir hayvanın hayatının değerli olması için iyi olması gerekir mi?

İnsanlar çoğu zaman hayvan sevgisini onların sevimliliği üzerinden kuruyor. Oysa Gervais, sevilmesi zor bir kedinin de yaşamının değerli olduğunu hatırlatmaya çalışıyor.

Bu, dizinin hayvan hakları açısından en güçlü fikri.

Çünkü bir canlıyı yalnızca bize iyi hissettirdiği sürece korumakla, onun kendi başına bir yaşam değerine sahip olduğunu kabul etmek arasında büyük bir fark var.

Şok mizahı ile gerçek travma arasındaki çizgi

Gervais sınırları zorlamayı seven bir komedyen. Alley Cats de bundan vazgeçmiyor.

Örneğin bir kedinin geçmişte bir grup çocuk tarafından cinsel istismara uğradığının anlatıldığı bölüm, Gervais’in şok mizahı ile gerçek travma arasındaki çizgiyi ne kadar zorladığını gösteriyor.

Burada mesele yalnızca “Bu şaka fazla mı?” sorusu değil.

Asıl soru şu:

Gerçek bir travmayı komedinin parçası haline getirdiğinizde, o travmanın kendisini görünür mü kılıyorsunuz, yoksa onu yalnızca yeni bir şok malzemesine mi dönüştürüyorsunuz?

Alley Cats bu soruya her zaman ikna edici bir cevap veremiyor.

Çünkü dizinin elinde gerçekten önemli meseleler var: hayvanlara yönelik şiddet, sokak hayvanları, sınıfsal dışlanma, insanmerkezcilik, ölüm, ötanazi, çevre tahribatı, istismar ve canlıların değerini neye göre belirlediğimiz.

Bütün bunlar tek bir animasyonun içinde mevcut.

Ama dizi bunların çoğunu küfür, şok ve provokasyonla görünmez hale getiriyor.

Kendi gürültüsünde kaybolan bir fikir

Alley Cats’in paradoksu tam olarak burada.

Dizi aslında söyleyecek sözü olmayan boş bir Gervais şovu değil. Tam tersine, altında oldukça fazla fikir taşıyor.

Kedileri toplumun en altına yerleştiriyor.

İnsanların dünyayı hayvanlara nasıl bıraktığını gösteriyor.

Hayvanların yaşamını ve ölümünü insan hayatının yanında yeniden düşünmeye zorluyor.

Sevilmek için iyi olmak gerekmediğini söylüyor.

Şiddeti, yalnızlığı, yoksulluğu ve dışlanmayı hayvanların üzerinden anlatıyor.

Hatta Gervais’in After Life’ta insan ölümü üzerinden yaptığı sorgulamayı bir ölçüde hayvanların dünyasına taşıyor.

Fakat bütün bunların üzerine sürekli küfür, şok ve provokasyon bindiriyor.

Sonuçta ortaya ilginç bir çelişki çıkıyor:

Dizi, kendi karakterlerinin dünyaya bakışını derinleştirmek yerine çoğu zaman Gervais’in dünyaya bakışını tekrar ediyor.

Bu nedenle Alley Cats’in sorunu içeriksizlik değil.

Sorun, içeriğin mizah tarafından bastırılması.

Belki de diziyi en doğru tanımlayan cümle bu:

Alley Cats, içeriği boş bir Gervais şovu değil; içeriği olan ama kendi gürültüsü tarafından bastırılan bir Gervais şovu.

Ve belki de dizinin kaçırdığı en büyük fırsat da burada.

Gervais, insanları kedilerin yerine koyarak insanlığın kendisine bakmasını sağlamak istiyor. Fakat bunu gerçekten başardığı anlarda, kedilerin yalnızca konuşan, küfür eden ve şaka yapan karakterler olmadığını görüyoruz.

Onlar aynı zamanda şu soruyu soran canlılara dönüşüyor:

“Beni sevmek zorunda değilsin. Peki yaşama hakkımı neden yalnızca sevilmeye değer olup olmadığıma göre belirliyorsun?”

Alley Cats biraz daha susabilseydi, belki de en güçlü hikâyesini tam burada anlatabilirdi. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız