Avrupa’nın Plastik Çöpü Ülkemize Gelmeye Devam Edecek, Ama…
Adana’dan Avrupa’nın plastik çöpleri konusunda bir iyi, bir de kötü haberim var. Önce kötü haber: Avrupa’nın plastik atıklarını almaya devam edeceğiz. İyi haber ise şu; Adana’da yıllardır devam eden plastik atık sorunu çözümü için denetimlerin sertleştirilmesi, yaptırımların artırılması ve çevreyi yasa dışı yollarla kirletenlere hapis cezası verilmesi gündemde.
Bu tartışmanın yeniden ve güçlü biçimde açılmasının arkasında ise Sıfır Atık Vakfı var.
Geçtiğimiz günlerde Adana’daydım. Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda, Adana Valiliği himayesinde gerçekleştirilen Türkiye Plastik Atık Çalıştayı Adana Şehir Koordinasyon Toplantısı’na katıldım.
Toplantının Adana’dan başlaması tesadüf değil. Çünkü Türkiye’nin plastik atık meselesini konuşacaksanız, Adana’yı konuşmadan olmaz. Adana uzun zamandır Avrupa’dan Türkiye’ye gönderilen plastik atıkların en çok tartışıldığı kentlerden biri. Yol kenarlarına, tarlalara, boş arazilere bırakılan ya da yakılan ithal plastik atık görüntüleri yıllarca gündeme geldi. İşte yıllardır konuştuğumuz Adana, şimdi de mikroplastikle gündemde.
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’nun araştırmaları,plastik geri dönüşüm tesislerinin yoğunlaştığı bölgelerdeki sulama kanallarında ciddi mikroplastik kirliliğine işaret ediyor. Yani artık yalnızca yol kenarındaki plastik çöpü konuşmuyoruz. Suyu konuşuyoruz. Tarımı konuşuyoruz. Akdeniz’deki mikroplastikleri konuşuyoruz. Peki, “Adana Avrupa’nın plastiklerini işlemeye devam edecek mi?”
Bu soruyu doğrudan Adana Valisi Mustafa Yavuz’a sordum: Valinin yanıtından çıkan sonuç şu:
Evet, edecek. AMA…
Vali Yavuz’un cevabından anladığım, Türkiye’de plastik atık ithalatı belirli izin ve lisanslar çerçevesinde yapılabiliyor. Adana’da da bu izinlere sahip, ciddi yatırım yapmış ve ithal ettiği plastiği geri dönüştürerek ekonomiye kazandıran firmalar bulunuyor. Ve yine Vali Yavuz özellikle bu firmalarla, kurallara uymayan işletmelerin birbirinden ayrılması gerektiğini söylüyor. Hatta bazı tesisleri, “Önünden geçerken geri dönüşüm tesisi olduğunu dahi fark edemezsiniz” sözleriyle tarif ediyor. Çünkü gerekli yatırımı yapmış, lisanslarını almış, sistemini kurmuş ve mevzuata uygun çalışan tesisler var.
Dolayısıyla Valinin dikkat çektiği nokta, plastiğin pasaportu değil, onu işleyenin ne yaptığı. Bunu şu sözlerle anlatıyor: “Plastiğin nereden geldiğinin çok da bir önemi yok.” Çünkü tesis arıtmasını kurmuyorsa, gerekli prosedürleri işletmiyorsa ve atığını çevreye bırakıyorsa plastik ister Avrupa’dan gelsin ister Türkiye’den, sonuç aynı; Toprak, su ve çevre kirleniyor.
İşte kötü haber dediğim tam da bu; Türkiye’nin plastik atık ithalatının tamamen sona erdirilmesi yönünde bir yaklaşım görünmüyor.
Ama iyi haber burada başlıyor. Denetimler ve cezaların artması. İşte Vali Yavuz’un konu ile ilgili birkaç ifadesi;
“Sadece 2026 yılında, 15 Ağustos’a kadar ilimiz genelinde 1.285 çevre denetimi gerçekleştirildi. Yapılan denetimler sonucunda çevre izin ve lisansı bulunmayan dört tesis hakkında faaliyet durdurma kararı alındı. Mevzuata aykırı faaliyet gösteren işletmelere toplam 48,6 milyon TL idari para cezası uygulandı.”
“Kirliliğin yoğun olduğu kritik noktaların belirlenmesi, bu alanlarda atık tutucu sistemlerin kurulması ve kaçak atık dökümlerinin kamera ve fotokapanlarla tespit edilmesi de değerlendirdiğimiz konular arasındadır.”
Adana’da artık iki soru daha güçlü sorulacak: Kim kirletiyor? Kirleten bunun bedelini nasıl ödeyecek? Sıfır Atık Vakfı’nın Adana’dan başlattığı süreç eğer bu iki soruya somut cevaplar üretebilirse, yıllardır konuştuğumuz plastik atık meselesinde ilk kez gerçekten başka bir noktaya geçebiliriz. Çünkü Avrupa’nın çöpünü almak ayrı bir tartışma o çöpün bedelini Adana’nın toprağına, çiftçinin suyuna ve Akdeniz’e ödetmek ise bambaşka bir mesele.
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’ın toplantıda yaptığı “Sorun var.” çıkışı ise bence günün en önemli mesajlarından biriydi. Ağırbaş önce sorunu açıkça ortaya koydu, ardından çok basit ama cevaplanması gereken bir soru sordu. Madem tesisler denetleniyor, her kes işini iyi yapıyor, O halde bu çöpleri kim döküyor?
Bence Adana’daki plastik meselesinin düğüm noktası tam olarak burada. Çünkü kâğıt üzerinde kusursuz görünen bir sistemin sonunda mikroplastikler sulama kanallarında, plastik atıklar doğada ve kirlilik Akdeniz’de karşımıza çıkıyorsa yalnızca mevzuatın varlığıyla yetinemeyiz. Mevzuatın sahada ne kadar uygulandığına bakmak zorundayız. Ağırbaş da bu nedenle yalnızca daha fazla denetim istemiyor. Yaptırımların caydırıcı hale gelmesi gerektiğini söylüyor. Ve çok daha sert bir öneriyi gündeme getiriyor; yasa dışı atık faaliyetiyle çevreyi kirletenlere hapis cezası verilmeli.
Bu öneri önemli. Çünkü çevreyi kirletmenin bedeli yalnızca bir para cezasından ibaret kaldığında, bazı işletmeler için bu ceza zamanla faaliyet maliyetinin bir parçasına dönüşebilir. Oysa suyu, toprağı, tarımı ve denizi kirletmenin bedeli bu kadar kolay ödenmemeli.
Sıfır Atık Vakfı, yıllardır konuşulan plastik atık sorununu yeniden masaya getiriyor; ancak bu kez yalnızca sorunu göstermek için değil, somut çözüm üretmek için. Kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, akademisyenleri, sektörü ve sivil toplumu aynı masaya oturtuyor. Adana’dan başlayan şehir koordinasyon toplantıları da bunun için önemli. Çünkü plastik meselesi tek bir kurumun çözebileceği bir sorun değil. Bu söylem, hem Vakıf başkanı Ağırbaş hem de Vali Yavuz’un basın açıklamalarında yer alan ortak bir tespit. “Plastik gibi bir meseleyi herhangi bir kurum, sektör veya birey tek başına çözemez. Kalıcı sonuçlara ancak kamu kurumlarımızın, yerel yönetimlerimizin, üniversitelerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın, sektör temsilcilerimizin ve vatandaşlarımızın birlikte hareket etmesiyle ulaşabiliriz.”
Zincirin herhangi bir halkasında sistem bozulduğunda, “geri dönüştürüyoruz” dediğimiz plastik başka bir çevre sorununa dönüşebiliyor. Bu nedenle geri dönüşüm kelimesinin kendisini de sorgulamak gerekiyor. Her geri dönüşüm çevreci midir?
Hayır.
Bir plastik atığı ekonomiye kazandırırken mikroplastiği suya bırakıyorsanız, tarım alanlarını kirletiyorsanız ya da atığın bir bölümünü doğaya terk ediyorsanız yapılan işlemin adına geri dönüşüm demek, onu otomatik olarak çevreci hale getirmiyor. Adana Valisi Mustafa Yavuz’un toplantıda söylediği şu cümle bu nedenle çok önemliydi:
“Biz geri dönüşümü konuşmamız gerekirken geri dönüşümün doğaya, suya, tarıma verdiği zararı konuşuyoruz.” Aslında bütün toplantının özeti bu cümlede saklı.
Türkiye’nin geri dönüşüme ihtiyacı var. Ama kirleten bir geri dönüşüme değil.