Olmayınca ne kalır?
Tanrılardan geriye kalanlar: bekleyiş hikayeleri
İnsan bir şeyi neden bu kadar çok istediğini ona ulaşamadığında anlıyor. Uzun süre aradığımız bir iş, beklediğimiz bir telefon, gelmesini istediğimiz bir insan vardır. Muhakkak. Günler geçtikçe bunların her biri zihnimizde büyür.
Başlangıçta yalnızca bir istek olan şey, zamanla hayatımızın merkezine yerleşir. Sanki ona ulaştığımızda her şey düzelecek, içimizdeki o eksik ve karanlık yer aydınlanacak. Zeus, insanın gökyüzüne bakıp şöyle dediğini duyar: “İstediğin her yıldırım senin eline düşmez.”
Fakat bazen o istenilen olmaz. İnsan, ulaşamadığı şeyin karşısında önce biraz şaşırır ve daha sonra üzülür. Ardından kendisine kızmaya başlar. “Daha çok çalışsaydım, biraz daha sabretseydim, başka türlü davransaydım olur muydu,” diye düşünür.
İnsan zihni, kapanmış kapıların önünde uzun süre dolaşmayı sever. Sisifos’un mitinde olduğu gibi her seferinde tepeye taşıdığı kaya yeniden aşağı yuvarlanır ve o, yeniden başlamak zorunda kalır. Sisifos, o sırada taşını yeniden yukarı iter ve şöyle der: “Bazen insanın gücü, vardığı yerde değil; yeniden başladığı yerdedir.”
Hayat ise çoğu zaman bize cevap vermez. Bir müşteri temsilcisini aradığınızda hatta beklerken duyduğunuz o tanıdık müzik gibi hayat da bazen insanı öylece bekletir. Bir süre sonra telefonun diğer ucunda gerçekten birinin olup olmadığından şüphe etmeye başlarsınız. Yine de kapatmazsınız. Çünkü belki birazdan cevap gelecektir. Hermes, uzaklardan gülümser: “Bazı haberler geç gelir; bazılarına ise insan kendisi dönüşmek zorundadır.”
Motivasyon denilen şey belki de budur. Her şey yolundayken bunu elde etmek kolaydır. Güç olan ise gerçekleşmediğinde de hayatla konuşmayı sürdürebilmektir. İnsan bazen büyük hayallerini kaybeder ama hayatını kaybetmemelidir. Çünkü bugün ulaşamadığımız şey, yarın bizi başka bir yola çıkarabilir. Prometheus, ateşi uzatırken fısıldar: “Karanlık, ateşi aramaktan vazgeçtiğin anda büyür.”
Belki aradığımız şeyi bulamayacağız ama insanın yalnızca bulduklarından ibaret olmadığını anlaması gerekiyor. Kaybettiklerimiz, ulaşamadıklarımız ve yarım kalanlarımız da bizi anlatır. İnsan bazen elinde hiçbir şey kalmadığını düşünürken, aslında yeniden başlayabilecek kadar boş bir avuca sahip olduğunu fark eder. Athena, sessizce yaklaşır ve şöyle der: “Bazen en büyük bilgelik, kaybettiğini değil; hâlâ taşıdığını görmektir.”
İnsanı ayakta tutan şey ulaşacağı yer değil; hâlâ gidebileceği bir yol olduğunu bilmektir. Elbette bazı yolların nereye çıktığını bilmeden yürümek korkutucudur. Fakat insanın hayatında bazı yollar ancak yürümeye başladıktan sonra görünür. Odysseus, uzun yolculuğundan dönüp şöyle der: “Eve varmak güzeldir ama insanı değiştiren yolda kaybolduğu günlerdir.”
Ve motivasyon, bence insanın kendi kendisine sessizce söylediği şu sözde saklıdır:
Olmadı. Ama ben hâlâ buradayım.
Belki tanrılar da insanları bunun için izliyordur. Her düştüğümüzde ne kadar kırıldığımıza değil; yeniden kalkmak için içimizde ne kaldığına bakıyorlardır. Ve Hades, karanlığın içinden son kez şöyle der: “Her şeyin bittiğini sandığın yerde bile henüz yürüyen bir gölgen var.”