Cadı Avı ve Veba
Cadı avının bugünkü siyasi anlamı, geçmişteki toplumsal içeriğinden farklı. Ama yine geniş kitleleri susturmak, pıstırmak ve korkutmak için, kamuoyunun ilgisini çeken sözde yıkıcı, devlete ihanet ve toplumsal yaşama tehdit gibi faaliyetleri ortaya çıkarmak iddiası taşıyan, ancak gerçek amacı muhalefeti yok etmek olan siyasi soruşturmalar, gözaltılar, yasal süreleri aşan veya süresiz tutuklamalar, tarihin karanlık çağlarında hukuku hiçe sayan mahkemelerde yapılan yargılamaları, sürgünleri, zindanları ve acımasız infazları çağrıştırmakta. Ayrıca insanları iffetsizlik, sadakatsizlik veya inançsızlıkla suçlama yanı sıra yarattığı panik, tedirginlik ve endişeyle toplumu sürekli diken üstünde tutarak yönetme, cadı avının esası. Kısaca cadı avı, siyasi iktidarı elinde tutan otoritenin, yasal zemini tartışmalı siyasi tasarruflarını, masum, savunmasız ve savunma hakkından bile yoksun bırakılan insanları günah keçisi haline getirmesi demek. Yıllarca önce yapılan bir konuşmada veya yazılan bir köşe yazısında hakaret unsuru olduğu savıyla, iktidarı değiştirme girişiminde bulunma veya devleti yıkmak için örgüt kurma suçlamasıyla tutuklanan ve aylarca haklarında iddianame bile hazırlanamayan yerel yöneticiler, gazeteciler, avukatlar, bilim adamları ve emekli askerler siyasi cadı avının günümüzdeki mağdurları.
Duygu Sömürüsüne Yasal Kılıf Uydurma
Cadı avı, orta ve yeni çağlarda olağanüstü güçleriyle kötülüğüne veya kötü olaylara neden olduğuna inanılan çoğu kadın bir çok insanın yargılanıp ölüm cezasına çarpıldığı Avrupa’yı hatırlatır. Salgın hastalıkların, kötü hava koşullarının, doğal afetlerin, hatta savaşların ağır faturasını sıradan ama çeşitli nedenlerle dikkat çeken insanlara çıkarmak, feodalite dönemlerinde olduğu gibi büyük imparatorluklarda yöneticilerin işine gelmiştir. Avrupa’da, dini veya mezhebi nedenlerle yapılan cadı avı, İngiliz sömürgesi olduğu dönemlerde Amerika’da[1] da görülmüş. Batıl itikatlarla yapılan cadı avı, Afrika ve Orta Doğu’da tarih boyunca sürmüş. Oysa Batı Avrupa, 18.yüzyıldan itibaren bilim, eğitim, aydınlanma ve tarım toplumu koşullarını değiştiren sanayi devrimleri sayesinde ilkel duyguların sömürüsüyle güçlüye meşruiyet kazandıran cadı avını yasalarla engellemeyi başarırken, Afrika’da, bazı Asya ülkelerinde, Mısır ve Suudi Arabistan’da hala cadı avı örneklerine, idam ve recm, yani taşlayarak öldürme vakalarına rastlanmakta[2].
“Kara Ölüm” ve Toplumsal Çözülme
Avrupa’da cadı olarak ilan edilen çoğu kadınla birlikte kedileri de diri diri yakarlarmış. Bu vahşetle azalan kedi nufusu, farelerin artmasına neden olduğundan, karanlık çağlardaki veba salgınlarını, cadılardan çok cadı avına bağlamak gerek. Tarih üç büyük veba salgını kaydetmiş. Bunlardan ilki Milattan sonra 550 ve 750 arasında Jüstinyen vebası olarak bilinen en uzun süreli salgın, Kostantinopolis veya İstanbul’da, onbinlerce insanın telefatıyla Bizans’ın yükselişini akamete uğratmış. Diğeri 14. yüzyılda özellikle Avrupa ve Afrika’yı kasıp kavurarak milyonların ölümüne neden olmuş. “Kara Ölüm”, en son 17. yüzyılda Uzak Doğu’da patlak vermiş ve Hindistan üzerinden Britanya imparatorluğuna karalar bağlatmış. Büyük Londra vebası öncesinde kadın ve kedilerin yakıldığına ait bir kayıt olmasa bile, eğer artan fare popülasyonunun bir nedeni, kadın ve kedilerin yakılmalarından kaynaklanmışsa, cadı avının halk sağlığı boyutu önemli bir tarihi felaket ve zaaf olarak düşünülmeli. Günümüzde siyasi motifli hukuk savaşlarıyla yayılan cadı avıysa, yarattığı toplumsal güven uçurumu, umut çöküntüsü ve çözülme nedeniyle mutlaka, toplum vebası olarak kayda geçmeli. İşte şimdi cadı avının en büyük tehlikesi, bu vebanın yarattığı toplumsal parçalanma olacak.
“Cadılaştırılan” Kadına Şiddet de Cadı Avı
Çeşitli nedenlerle insanların birbirine ve kurumlara olan güveninin kaybolması, toplumların çorap söküğü gibi çözülmesine neden olabiliyor. İşgaller, savaşlar, siyasi istikrarsızlıklar, hızlı sanayileşme, plansız şehirleşmeyle gelen korkular kadar, dengesiz gelir artışlarıyla zenginleşme, gelir uçurumlarının yarattığı hınç, toplumsal güveni yıpratıyor. Hemşehrilik, din veya mezhep bağları, bu etkenlere kısmen merhem olsa bile, modernleşmeye direnen geleneklerin de yeni bir cadı avı yarattığı söylenebilir. Siyasi cadı avı kadar, modern-geleneksel ikilemini aşamayan toplumlarda, “cadılaştırılan” kadına karşı saldırı, yaralama, hatta cinayetlere varan şiddet kol gezmekte. Kadına yönelik şiddet, kadının bağımsızlığını veya toplumda artan görünürlüğünü içine sindiremeyen misojenik bir erkek davranışı olarak bir tür cadı avı. Güven duyguları aşınan insanların ve özellikle erkeklerin ilkel kimliklerine dönmeleri şimdi birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddeti yaygınlaştırmış durumda. Türkiye’de 2025 yılında 391 kadının öldürülmesi, yüzlerce siyasi amaçlı ve hukuku silah olarak kullanan cadı avı yanı sıra bir başka toplumsal veba olarak tarihe geçeceğe benzer[3].
[1] ABD’nin Massachusetts eyaletinin tarihi kara lekesi, 1692’de 19 kişinin asıldığı Salem Cadı Mahkemeleridir.
[2] Büyüye inanılan bazı ülkelerde büyücülük uygulamasına karşı hala yasal düzenlemeler olmakla birlikte, büyücülüğün yasal olarak ölüm cezasıyla cezalandırıldığı tek ülke Suudi Arabistan olarak gözükmektedir.
[3] Toplumsal baskı ve çözülmeyle hissedilen dışlanmışlık veya “iptal kültürü” modern zamanın bir başka cadı avı olarak kabul edilmekte.