İstanbul
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,0434 %0.2
53,7187 %-0.12
6.225,55 % 0,12
64.203,08 %0.267

Yapay zekâ çağında geriye insan kalacak mı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Yapay zekâ çağında geriye insan kalacak mı?

Bugün neredeyse her hafta benzer bir haberle karşılaşıyoruz: "Yapay zekâ nedeniyle binlerce çalışan işten çıkarıldı", "Şu meslek beş yıl içinde yok olacak", "Şirketler insan yerine yapay zekâyı tercih ediyor." Bu haberler çoğu zaman işin yalnızca ilk halkasını anlatıyor. Oysa asıl soru işten çıkarmaların kendisi değil; bunun ekonomik ve toplumsal sistem üzerinde yaratacağı zincirleme etkiler. 

  Yıllar önce yayınlanan Person of Interest, bugün yapay zekâ üzerine yürüttüğümüz tartışmaların önemli bir kısmını henüz ortada ChatGPT, Gemini ya da Claude yokken gündeme getirmişti. Dizi, yapay zekâyı çoğu bilim kurgu örneğinde olduğu gibi lazer silahlarıyla dünyayı ele geçiren bir robot olarak değil; veriyi işleyen, davranışları tahmin eden ve toplumu görünmez biçimde yönlendirebilen bir sistem olarak ele alıyordu. 

 Harold Finch'in geliştirdiği "Makine", insan hayatını koruyabilmesi için etik sınırlarla tasarlanmıştı. Buna karşılık Samaritan, insanlığı yönetilmesi gereken büyük bir veri kümesi olarak görüyordu. Bugün OpenAI, Google ya da Anthropic gibi şirketlerin üzerinde çalıştığı "AI Alignment" yani yapay zekâyı insan değerleriyle uyumlu hâle getirme problemi tam da bu ikilemin gerçek hayattaki karşılığı. Çünkü mesele artık sadece güçlü bir yapay zekâ üretmek değil; onun hangi amaçları optimize edeceğini belirlemek. 

  Burada ilginç olan ise yapay zekânın en büyük risklerinden birinin kötü niyet değil, aşırı rasyonellik olması. 

  Bir şirket düşünelim. 

  Yönetim kuruluna entegre edilmiş gelişmiş bir yapay zekâ, kârı maksimize etmek için yüz binlerce çalışanı işten çıkarmayı öneriyor. Muhasebe açısından bakıldığında öneri kusursuz görünüyor. Maaş giderleri düşüyor, verimlilik artıyor, hisseler yükseliyor. 

  Sorun şu ki aynı öneriyi aynı anda binlerce şirket uyguladığında ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor. 

  Çünkü o işten çıkarılan insanlar yalnızca çalışan değil; aynı zamanda o şirketlerin müşterileri.  

Ekonomi tek tek şirketlerin bilançosundan ibaret değildir. Bir otomobil firması, gıda zinciri, dijital platform ya da tekstil markası için tüketici, en az üretim kadar hayati öneme sahiptir. Yapay zekâ her şirketi kendi içinde optimize ederken sistemin bütününü gözden kaçırabilir. Ekonomide buna yerel optimizasyon problemi denebilir: Her aktör kendi açısından doğru kararı verirken, toplam sistem çökmeye başlar. 

  Bugün "Yapay zekâ şu kadar kişiyi işsiz bıraktı" haberlerini okurken belki de asıl sorulması gereken soru şudur:  

Peki o insanlar markaların ürünlerini satın alacak parayı nereden bulacak?  

Yeni çıkan telefonu kim alacak?  

Abonelik platformlarının ücretini kim ödeyecek?  

Restoranlar müşteriyi nereden bulacak?  

Turizm sektörü kime hizmet verecek? 

Kapitalizmin temel döngüsü üretim kadar tüketime de dayanır. Üreten ama satın alamayan bir toplum, aslında sistemin kendi müşteri kitlesini yok etmesi anlamına gelir. 

Bu nedenle son yıllarda teknoloji dünyasının en güçlü isimlerinden bazılarının Evrensel Temel Gelir (Universal Basic Income-UBI) fikrini daha sık dile getirmesi tesadüf değil. Sam Altman'ın Worldcoin projesiyle ilişkilendirilen gelir dağıtımı tartışmaları ya da Elon Musk'ın benzer açıklamaları çoğu zaman "insanlık için sosyal yardım" başlığıyla sunuluyor. 

Fakat meseleye ekonomi ve toplum mühendisliği açısından bakıldığında başka bir ihtimal beliriyor.  

Belki de UBI, yapay zekânın bozduğu tüketim zincirini yeniden ayakta tutmaya yönelik devasa bir sistem yaması. Ancak teknoloji devlerinin UBI'yi desteklemesinin tek sebebi ekonomiyi döndürmek değil; kitlesel işsizliğin sokaklarda yaratacağı muhtemel toplumsal isyanları ve öfkeyi dindirmektir. Şirketler bu kusursuz halkla ilişkiler stratejisi sayesinde kârlarını özelleştirirken, yarattıkları yıkımın faturasını toplumsallaştırmış olacak. İnsanlar çalışmasa bile temel gelir elde edecek; böylece hem isyan etmeyecekler hem de alışveriş yapmaya, abonelik satın almaya ve ekonomiyi döndürmeye devam edecekler. 

Sorun burada bitmiyor. İşini kaybeden toplumun tüketim alışkanlığı da değişiyor. 

Ekonomide uzun yıllardır konuşulan "Ruj Etkisi" bunu gösteriyor. Büyük kriz dönemlerinde insanlar ev, otomobil ya da pahalı tatillerden vazgeçerken küçük ve ulaşılabilir lükslere yöneliyor. Yapay zekânın kitlesel işsizliğe yol açtığı bir senaryoda bu davranış çok daha belirgin ve sınıfsal bir hâle gelebilir. 

Dışarıda şık bir restoranda yemek yemek, bir konsere gitmek veya fiziksel bir aktiviteye katılmak, sadece algoritmaları ve üretim araçlarını elinde tutan çok küçük bir azınlığın tekelinde lüks bir eyleme dönüşecek. Kitleler ise sıfır maliyetli, hiper-kişiselleştirilmiş dijital içeriklere mahkum edilerek evlerinde bir nevi dijital dopamin döngüleriyle uyutulacak. Fiziksel deneyimler karşılanamaz bir lükse dönüşürken, dijital eğlence neredeyse sınırsız ve çok ucuz hâle gelecek. 

Böyle bir dünyanın kültürel tasvirini aslında Pixar animasyonu WALL·E yıllar önce yapmıştı. Filmde insanlar hareket etmeyen koltuklarında yaşıyor, bütün sosyal ilişkilerini ekranlar üzerinden kuruyor, fiziksel dünyayla bağlarını büyük ölçüde kaybediyordu.  

Elbette gerçek dünya bu kadar keskin ilerlemeyebilir. Ancak dijitalleşmenin insanı giderek daha fazla ekranlara çektiği gerçeği inkâr edilemez. 

Burada asıl mesele teknolojinin kendisi değil. Mesele, teknolojinin bizi hangi ekonomik modele taşıyacağı. 

Çünkü üretimden tamamen kopmuş bir toplum yalnızca gelirini değil, hayatının anlamını da kaybetme riski taşır. 

İş, tarih boyunca yalnızca maaş alınan bir faaliyet olmadı. İnsanlara kimlik kazandırdı, sosyal çevre oluşturdu, günlük rutin sundu, aidiyet hissi verdi. Eğer milyonlarca insan sadece algoritmaların dağıttığı temel gelirle yaşayan pasif tüketicilere dönüşürse ortaya yalnızca ekonomik değil; psikolojik ve sosyolojik bir kriz de çıkabilir. 

 Daha da önemlisi, gelirin merkezi sistemler tarafından dağıtıldığı bir model yeni bir güç ilişkisi yaratır. Geçimini tamamen tek bir dijital altyapıya bağlayan birey ne kadar bağımsız olabilir?  

Yeni düzende insanlara ne yapmaları gerektiği zorbalıkla veya silahla söylenmeyecek; insanlar cüzdanlarıyla terbiye edilecek. Merkezi sisteme yönelik en ufak bir itiraz, görünmez bir sansür ve "sosyal kredi" mantığıyla kişinin dijital cüzdanındaki temel gelirin kesilmesi tehlikesini doğuracaktır. 

 Finansal olarak merkeze tam bağımlı bir kitle, bağımsız düşünceyi nasıl destekleyebilir?  

Muhalif gazetecilik nasıl finanse edilir?  

Bağımsız sanat nasıl ayakta kalır?  

Sistemi eleştiren biri, gelirinin aynı sistem tarafından belirlenmediğinden ne kadar emin olabilir? 

 Person of Interest'teki kötü makina olarak tasvir edilen Samaritan'ın en ürkütücü yanı insanları zor kullanarak yönetmesi değildi. İnsan davranışlarını veri üzerinden yönlendirebilmesiydi. Günümüzde sosyal medya algoritmaları, reklam sistemleri ve kişiselleştirilmiş içerikler bunun küçük örneklerini zaten sunuyor.  

Dizinin yıllar önce öngördüğü gibi, yapay zekânın insanlığa asıl tehdidi gökyüzünden lazerler yağdıran robotlar olmayacaktır.  

Asıl savaş; verilerin kazınması, gözetim kapitalizmi ve insanlığın yavaş yavaş, kendi rızasıyla üretim denkleminden çıkarılarak sadece bir "veri ve tüketim noktasına" indirgenmesi üzerinden verilecektir.  

Yeni dönemin en büyük sorusu "Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı?" değil; "İşimiz elimizden alındığında geriye 'insan' kalacak mı?" sorusudur. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız