İstanbul
Parçalı bulutlu
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3791 %0.06
51,5451 %0.29
6.409,98 % -0,22
70.526,00 %-0.945

Deryanın derledikleri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Deryanın derledikleri

DER’YANIN DER’LEDİKLERİ DER’İN…

DERYA SULAR SELLER GİBİ ÇAĞLIYOR!

D İ Y E M E D İ M!

Sustuklarımız kadar “Susturulduklarımıza” var mı arttıran, diyor sanatçı anne ve babasından aldığı genlerle.

 

Yaş, 16

Yer, Ses Tiyatrosu.

O günden bugüne ne sular aktı. Ama kimse, ikinci kuşak “Ferhan-Derya Şensoy” kadar babaları için ağlamadı. Her an, anmadı. Ses Tiyatrosunu yeniden ayağa kaldırmak için üstelik Ferhan, babasını gözyaşları içinde uğurlarken hamileydi. Hepimiz oradaydık.

Koltukta duran karanfilleri, aradan geçen yıllarda tek ses olarak ve üstelik bu sahneden çok cesurca çıkıveren, Derya’ydı.

Dün gibi hatırlıyorum. Uğurlama töreninde önümde Bedri Baykam yanında Orhan Ayhan.

Öyle bir gürültü, öyle bir canlı yayından töreni aktarmaya çalışanlar. Ve taşan kalabalığı, sahneye çıkan medya muhabir ve kameramanları “canlı” alabilmek telaşı içinde, sahnede cansız bedeni duran.

Ve de kendisi için orada bulunan kalabalık, özne kendi yapılıp, pergel gibi açılarak ama arkalarını Ferhan Şensoy’n naşına dönüp, gelenleri çekmekyeken:

Kendimi zor tuttum. Yahu siz kim için oradasınız? Bu kadar da saygısızlık olmaz, derken aynı anda başında her zamanki gibi şapkası Orhan Aydın fırladı ve  seslendi:

-Değerli basın mensupları görevinizi yapmaya çalıştığınızı biliyoruz ama bu kadar da olmaz!

Arkanızı döndüğünüz, Ferhan Şensoy!

Nerede olduğunuzu unuttunuz, bir hatırlayınız. Yeter ama!

SESİ İLE SES’de SAHNE BOŞALDI.

Rahmetli usta yeniden gözüktü.

Öyledir, işte geldiğimiz nokta beş sene önce böyleydi. Şimdi daha da beter.

 

Bunların hepsini ben ya da diğer uğurlama töreninde olanlar izlemedi. Kızları da izledi. Hepsi amfora içinde birikti, birikti.

Ruhtan, zihne.

Zihinden, bedene taştı.

Doldu taştı ve bugün bu gece oyunun içinde gerek sivil hayatta insana; alfabedeki ünlü-ünsüzleri bilmediğimiz gibi;

Hayatın içindeki ters-yüz yamalı bohça durumlarını ikinci kuşak Derya Şensoy dile getirdi.

Her bir balon, hepimizin isyanıydı. Sustuğumuzdu. Tıpkı Ses Tiyatrosu büfe önüne konmuş fanus içine attığımız, iç sesimiz gibi

Afallayıp ahvalimizi balık balık baktık, durduk.

Geçen yıllar sadece bizden sevdiklerimizi almadı. Değerlerimizi de götürdü. Çoğunlukta buna teşne oldu.

Kendimin genç kızlığında, günlük gazeteler ve interaktif oyunda soru sorarsa, nasıl cevaplarız ustaya diye henüz oyun öncesinde telaşlanırdık?

Öğretmenden beterdi.

Yazarken gülümsüyorum. Çok şey kattı hayatımıza.

Bir şey denmez ki, diye koltuğa gömüldüğümüz onun hocalık yaptığı zamanlar içinden, bir baktım Derya Şensoy, aynı şekilde seyircisine soru yöneltiveriyor.

İlk kez yanılmıyorsam; 1989’ların ortasında tesadüf ki tesadüf diye bir şey yoktur. Aynı koltuklarda yerim. Geride Ferhan Şensoy uğurlamasında, her bir koltuğa bırakılan karanfilli koltuğuma bakıyorum.

 Kapıdan girer girmez, aynı zarafetle Derya Baykal karşılıyor.

Kendisini izlediğim TRT Çocuk oyunları, siyah-beyaz karelerden. Renkleniveren “Varsayalım İsmail”lere..

Hala genç, hala zarif, hala şefkat dolu.

 

İkinci kuşak Ferhan orada, birazdan damatta geliyor.

 

SES TİYATROSU BİZİM SES TİYATROSU

Neler yaşadık ve zarif Derya Baykal’a, eşini, partneriniz, dostunu, arkadaşını, uğurladıktan ve belgesel (Enka Sanat) gösterimi sonrası ilk gelişim, ağlamamak için kendimi zor tutuyorum,diyorum.

-Bizde öyleyiz, diyor.

Gözlerimiz, dumanlı.

Birkaç gün sonra doğum günü Ferhan Şensoy ustanın ve kapıdan girer girmez sağda o her zamanki muzip halinden umarsızca taşan hali, tshirtte.

“Günaydın, lan yaşamak!” diyor.

İkinci kuşak Şensoy’lar ve Ortaoyuncuları izlemeye gitmeden önce Galatasaray Lisesi önünde durdum. Ustanın, millete nüfus cüzdanı göstermesini istediği ve sadece bir vatandaşın, niye soruyorsunuz, sorusunu yönelttiğini hatırladım.

Kendi okulunda da, kendi çağına, devrimler yaratan ustaya, kendime göre saygıydı.

Ve vardım, Halep Pasajı içinden- Cüneyt Türel ve Beyoğlu Sinemamıza selâm verip, SES 1885-Ortaoyuncular kapısından içeri, hüzünle -sevinç arası bir duygu kompartımanından iniş yaptım. Koltuğuma geçtim.

Telefonları kapatınız, ses anonsuna. Yeni uyarlama yaparak, Baba-Kız aynı anda “Seyirci Uyarı” ikaz sesini, gözlerim dolu ama gülümseyerek izledim.

İçimden, Derya Şensoy’a dua ederken, tek kişilik performansı boyunca, hiç kimselere ihtiyacı olmadığını fark ettim.

Son derece yalın, akışı, yerli yerinde, düşündüren-güldüren, ülkemiz meselelerini son derece naif bir dille;

Kendi içsel durumlarının içinde boğulmadan açtı.

Ablası Ferhan, adaşı babasının vefatında hamileydi ama annesinin adaşı Derya, söze; ilk gözünü Şensoy ailesi içinde açıp, kendini bilmeye başladığında daha:

Kim Ferhan, kim Derya? Kaç tane Derya var? Annem, Derya ise ben kimim? Niye bana böyle kısaltma daduş gibi garip bir isim takılmış? Soruları ile açtı.

İşte tam da burada neden orada bulunduğunun anahtarı/mesajı vardı.

-Sorgulayan-bir evlat/miras bırakmıştı.

Sevgili Ferhan Şensoy.

Tüm toplumun böyle olması gerektiğini vurguladı. Ömrü boyunca ve yaşadığı tüm zorluklara rağmen.

Derya Şensoy,

Şensoy Ailesi içinde olmanın matraklığı içinde, diğer tarafta topluma mal olmuş kişilerin çocuğu olmanın. Aynı zamanda sanatçı olmanın ama ülkemizde maalesef ki “magazinsel” yaklaşımlarla ne tür çürümelere maruz kaldığını. Kalınmakta olduğunu da ustaca ve espri dozu yerinde hatırlattı.

Kim ünlü, kim ünsüz?

Ünlü ise ne oluyor?

Ünlü ile ünsüz arasında ki farkı, değeri kim ne şekilde biçimlendirmeye kalkıyor?

 

Babasının vefatı sonrası bir türlü aktaramadığı ve hatta “içimde derunumda kalsın, dediği gerçekler nedeni” aldığı otuz kilo için aynı topluma, açıklama yapmak zorunda kalışını.

Son derece esprili dille sundu.

İnsanın bu kadar üzüntüyü peş peşe yaşayıp, yıllardır babasının ilmek ilmek dokuduğu sahnede boru öttürmek, buna soyunmak ve cesaret etmek. Kadın olması ve daha yoğun yaşayacağı için duygusallık açısından da çok zordur.

Ama hiç teklemedi.

Bugünü beklemiş gibiydi.

“Herkes bana babamı anlatır oldu” dedi.

-Senin baban var ya, şiir de yazardı!

Derya Şensoy:  Yahu sizin espri diye güldüğünüz, ya da yeni öğrendiğiniz şeyleri biz mutfakta konuşuyoruz.

“Hepsini, zaten biliyorum.”

 

Sahne üstüne yer alan parlak balonları adeta karikatür, düşünce-söz balonları gibi alıp;

Diabetten, depresyon dolayısı ile aldığı kilolar yüzünden magazin dünyasının gece yarısı telefon ile sorguladığı, bir insan, sanatçı ve Ferhan Şensoy kızı olmanın baskısını.

Tek tek…

D İ Y E M E D İ M !

Olarak açıkladı.

Hiç teklemedi. Çok rahattı. Mutluydu. Heyecanını atmıştı.

-Babam vefat etti. Cihangir ahalisi ağlayarak her fırsatta, ah ah vah vah ne olacak şimdi Ses, dediler!

Ne olacak, buradayız işte!

Hafifçe ve muzip bir gülüşle, sahneye yukarıya doğru baktı.

Babam görse gurur duyardı, eminim!

Dediğinde alkış koptu.

 

Alkış, birçok yerde seyirci tarafından geldi. Özellikle toplum tarafından kadınlar üzerine kurulan baskıdan, kadının kadına uygulamaya kalktığı, hayranlar ve kendileri arasında vefat henüz taze iken kimselerin durup ince şeyler peşine düşmeden.

Neyi malzeme yapabiliriz, kaygısı ile yaklaşmasına, küfürü hunharca da basıverdi.

O an adeta bir dişi Ferhan Şensoy, görüverdim.

Her diyemedim, dediğinde bir balon uçtu sahneden, salondan ve mekândan gökyüzüne…

 

Evrende, çağlaya duran küçük Derya’nın biricik babacığının provalarını izlediği sahnedeydi. Küçükken dev gibi duran sahnede kiloları ile değil kendi varlığı, olduğu gibi hali ile oradaydı.

 

Gümbür gümbür hem de.

Korkusuzca.

Derya-Ferhan Şensoy’un, küçük kızları Derya şakıyordu.

Ablası Ferhan gibi başarılarına devam etmekte. Haftaya da “Parçalı Yıllar” filminde Yetkin Dikinciler, Levent Özdilek, Bilge Şen Unduz, Mine Çayıroğlu ile aynı seti paylaşacaktı.

Orada da izledim. Yine çok rahattı. Tiyatro ile Sinema oyuncusunun yaşayabileceği tüm meseleleri ustaca çözmüştü.

Doktorların zayıflatacakları umudu ile iliğini kemiğini nakitsel anlamda emdiği kilolarını, yine kendi metotları ile çözmüş.

Hatta daha fazlasını, başarmış.

Hayatla yeniden el sıkışmaya hazır haldeydi.

31 Ağustos 2021 tarihinden, 2026 yılının Şubat ayına kadar Derya Şensoy, tüm biriktirdiklerini; bu zaman için, hem içinde saklamış. İçinden geldikçe bunları yazmış. Kendi kendine çare olmaya çalışmış ve başarmıştı.

Ben, ayakta alkışladım.

 

Çünkü bir ustanın emaneti olmasından öte, birey ve bir kadın olarak, çok büyük bir işi kotardığı için.

Alkışın çın çın çınlasın, Derya…

Seninleyiz!

Bravo!

 

Çocuk ruhunun ve içsel sesinin balonları, uçtukça hafifledin.

Büyüdün, devleştin ve daha da büyüyeceksin.

Seçtiğin yol sana, hep kolaylıkla açılsın!

 

EMEL SEÇEN

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız