İstanbul
Kapalı
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3346 %0.01
51,3419 %-0.05
6.406,80 % -3,26
68.683,85 %-2.676

Kuralsız tırmanış

YAYINLAMA:
Kuralsız tırmanış

ABD/İsrail cephesinin İran saldırısı üçüncü haftasını doldurdu, dördüncü haftaya girildi. Saldırının, daha doğrusu savaşın ne zaman biteceği konusunda savaşı başlatanlar ve sürdürme niyetinde olanlar dahil kimsenin tam bir bilgisi yok. Sadece işlerin bütün dünya için iyi gitmediği ve savaşın her türlü kural dışı, tehlikeli bir tırmanışı beraberinde getirdiği açık.

Öncelikle dünya için iyi gitmeyenleri hemen sıralayalım. İran’ın dünya petrol ticaretinin çok önemli bir bölümünün gerçekleştiği Hürmüz boğazını kapatması, petrol ve doğal gaz fiyatlarında çok ciddi artışa neden oldu. Halihazırda günlük 15 milyon varil petrol geçişi kaybının yaşanmasının 6 ay sürmesi halinde, savaş öncesinde arz fazlası nedeniyle 63 dolar mertebesinde seyreden varil fiyatının 170 dolara ulaşabileceği tahminleri ortada dolaşıyor. Bu durumun pandemiden bu yana ciddi ekonomik sorunlarla uğraşan, petrol ithalatçısı ülkeler için bütçelerinde aşırı yük anlamına geleceği açık. Hele bizim gibi zaten kriz içinde kriz yaşayan ülkeler için sonuçlar çok daha vahim.

Peki bu durumdan karlı çıkan yok mu?

Üzerindeki ambargo hafifletilen Rusya bir numaralı karlı çıkan olarak gözüküyor. Rusya’nın petrol gelirlerini artırması bir yana, Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşta kazançlı hale gelmesi dahi söz konusu olabilir.

Durumun savaşın tarafı İran için vehameti bir yana, İran’ı karlı çıkarması da ayrıca saptamamız gereken bir durum. Güçlü hasım ABD Nisan ayının ortasına kadar İran gemilerinin taşıdığı petrolün satışına izin vermiş durumda.

Bir diğer kar edenin de petrol ve kaya gazı üretiminde arz fazlası veren ABD olduğunu da ifade etmek mümkün. Hatta bu durumdan hareketle, İran’ın Hürmüz boğazını kapatmasının bizzat ABD tarafından desteklendiği doğrultusunda yorumlarla da karşı karşıya geldik.

Hürmüz boğazını şimdilik bir yana bırakacak olursak, dünya için çok daha büyük bir tehlikenin savaşın 22inci gecesi yaşandığının altını çizelim. İran İsrail’in kendi nükleer tesislerini vurmasına misilleme olarak İsrail’in nükleer tesislerinin bulunduğu Dimona bölgesini vurdu. Bu görünüm Soğuk Savaş günlerinden bu yana elinde nükleer güç bulunan hası tarafların bu güce başvurmamalarını beraberinde getiren “yılgı dengesi” kuralını ortadan kaldırır mı? soru işaretini beraberinde getirdi. Eğer bu noktada duyulan kuşku gerçekse, Dünya hızla bir nükleer savaşa doğru sürüklenir mi sorusu da ortaya çıkmış oldu. Öyle ya, maalesef kural tanıyan akil liderlerin ortadan kalktığı, kural tanımayan cinnet geçirme eğilimli liderler çağında yaşıyoruz.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Trump’ın NATO’yu ve ülkelerini kendisine yardıma çağırması da geçtiğimi hafta içinde kayda geçti. Doğal olarak ABD’ye bir saldırı olmadığı, saldırganın ABD olduğu dikkate alındığında, NATO antlaşmasının malum beşinci maddesi (birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış addedilir, saldırgana karşı tepki birlikte verilir) çalıştırılamaz. Trump kendisine yardım gelmemesini adeta bir ihanet olarak nitelendirip, yakın gelecekte NATO’dan çıkma işaretleri vermekte gecikmedi. Ancak şimdi sorulması gereken bir başka soru da ortaya çıkmış vaziyette. Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının dünya ekonomisini, Dimona bölgesinin vurulmasının dünya güvenliğini tehdit ettiği ölçüde İran’a karşı NATO çatısında ya da dışında ABD/İsrail’i destekleyen bir Batı ittifakı olur mu?

Doğal olarak bu senaryoya ABD’nin üç yeni savaş gemisi ve 2500 yeni deniz piyadesi katkısı ile özellikle Hürmüz’ün kontrolü için büyük önem taşıyan Hark adasına bir kara ordusu çıkarması yapma niyetini de eklemek gerekir. Bu noktada Hark adası ile sınırlı bile olsa, kara ordusu ile yapılacak bir harekatın çok ciddi riskler taşıdığının altını hemen çizelim. Bu tür bir operasyonun çok sayıda can kaybına yol açacağı aşikar. Şu ana kadar sayıları onlar seviyesinde olan ABD’li asker can kaybının yüzlerce olması durumunda ABD kamuoyunun Trump’a karşı alacağı tavır, özellikle Kasım senato yenileme seçimlerini düşünen ABD Başkanı tarafından ne kadar göze alınabilir sorusu bütün açıklığı ile ortadadır.

Öte yandan daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi kara harekatı olmaksızın bir rejim değişikliğinin olmasını beklemenin anlamı yoktur. Peki rejimi değiştirecek nitelikte yoğun bir askeri harekat yapılabilir mi? Bu noktada İran coğrafyası ve demografik yapısı konusunda kesif bir cehaletin olduğunu da vurgulamak gerekir. ABD deniz piyadelerine İran’daki Kürt oluşumunu ve rejim karşıtı İran muhaliflerini (!) de katsak, bir rejim değişikliği için yeterli olmayacağı çoğunlukla ifade edilmektedir.

Peki ABD İran’da gerçekten bir rejim değişikliği istemekte mi? Yoksa rejim değişikliğini isteyen sadece İsrail mi? Tam bu noktada İran’a karşı savaş yürütenler arasında giderek bir düşünce farklılığı yaşanması da kaçınılmaz gözükmekte. ABD açısından önemli olan Çin’e ucuz enerji satmayan, enerji kaynaklarını Batı ile entegre olarak kullanan bir İran rejimi yeterli gözükürken, İsrail için rejimin değişmesi elzem olarak addedilmekte. Önümüzdeki günler bu çerçevede daha kesin değerlendirmeler yapabilmeye imkan tanıyacaktır.

Bütün bu olup bitenin arkasında Çin faktörü yok sayılabilir mi?

Venezuella’dan başlayıp, İran’a kadar uzanan petrol kavgasının perde arkasında hep Çin’in tedarikçisi olduğu ucuz petrol kaynakları yok mu? ABD’nin kavgasını verdiği ya da vereceğini açıkladığı nadir toprak elementleri de bundan sonraki gelişmelerin ya da kural tanımazlığın nedeni olmayacak mı?  

Peki bütün açıklığı ile Çin’e karşı bir operasyonun ön izleri bütün açıklığı ile ortadayken, Çin hala sessiz kalmayı mı tercih ediyor? Yoksa şimdilik İran üstünden füze savaşları vermeye başladı mı? Sahi bütün bu denklemde Rusya’yı nereye koymamız gerekiyor?

Büyükleri bir tarafa yazıp geçelim, ABD’nin uydusu olmayı gönüllü olarak kabul eden Arap devletçiklerini ya da ABD emperyalizmine karşı mangalda kül bırakmayan ama işine geldiği zaman emperyalizmin maşası olmaktan çekinmeyenleri nereye yazacağız?

Sahi hala “persona non grata” ilan etmediğimiz kimliklerle nasıl geçineceğimiz konusunda bir fikrimiz var mı?

Aklımız bedenimizde kalmaya devam etsin yeter, diyenlerden misiniz?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız