İstanbul
Kapalı
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3346 %0.01
51,3419 %-0.05
6.406,80 % -3,26
69.220,58 %-2.144

Bir Yılın Ardından 19 Mart

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Bir Yılın Ardından 19 Mart

19 Mart, muhtemelen adını bugünden koyamayacağımız bir “dönemin” kırılma noktası olarak siyasi tarihimizde yerini alacak. O gün gerçekleştirilen operasyonların ve İstanbul Üniversitesi’ndeki bariyerin yıkılması görüntülerinin ardından iyice genişleyen öğrenci protestoları da sanıyorum, zaman içerisinde Türkiye’deki gençlik hareketlenmeleri içerisinde kendince bir değer bulacaktır.

19 Mart’ın üzerine bir seneyi devirdik. Peki 19 Mart’a bugünden bakmak bize ne hissettiriyor ya da ne hissettirmeli? Geçen yılın ardından 19 Mart, ülkenin siyasi konjonktüründe neyi değiştirdi? O gün geleceğe dair hissettiğimiz korkular ve endişeler hala geçerli mi yoksa Türkiye, sandığımızdan başka bir yere doğru savrulmaya mı başladı? 

19 Mart ve Gençler

19 Mart’ın iktidar ve kısmen de muhalefet açısından en büyük sürprizi, Gezi’den beri birtakım hareketlenmeler dışında mobilize olamayan gençlerin; bir anda meydanlara akın etmesiydi. Homojen bir gençlik grubundan ziyade, çoğunluğu üniversiteli farklı profillerden öğrenci gruplarının, eylemlerin lokomotif unsuru olması ve inisiyatif alarak sürdürülebilir protestolar tertiplemeye çalışması, bence o günlerin en umut verici gelişmesiydi. 

Öte yandan iktidar, muhtemelen öngörmediği bu çıktıyı biraz panik biraz da sertlikle bastırmaya çalıştı. İlk günlerdeki kontrolsüz polis müdahaleleri, gözaltılar ve tutuklamaların ardından oldukça hayati bir girişimde bulunuldu; protestoları düzenleyen, üniversiteler arasında iletişim kurarak eylemlerdeki birliği sağlamaya çalışan öğrenciler şafak operasyonlarıyla hedef alındı. 

Bu süreçte öğrenciler, ilk günlerde çıkardıkları enerjinin ana muhalefet tarafından -bekledikleri ölçüde- sahiplenilmediğini veya anlaşılmadığını hissetti. Büyük şehirlerde kendi inisiyatifleriyle Cumhuriyet Halk Partisi’nden bağımsız kortejler düzenlediler, boykot kampanyaları ilan ettiler ve kampüslerde çeşitli eylem biçimleri geliştirdiler. Ancak bu hareketin merkezi bir yapıya kavuşamaması, ilk günlerdeki heyecanın zamanla sönümlenmesi, hukuki temeli tartışmalı tutuklamalar ve CHP örgütünün bu hareketin potansiyelini yeterince kavrayamaması nedeniyle süreç giderek zayıfladı. Nisan ortasına kadar güçlü bir ivme yakalayan hareket, mayıs başına gelindiğinde büyük ölçüde dağılmış; tutuklu öğrencilere destek açıklamaları dışında etkisiz hale gelmişti.

Neden Ayaklanıldı, Neden Susuldu?

Bugün, 19 Mart’ın yıldönümünü gerimizde bırakırken, gençler neden miting meydanlarından çekildi, içine döndü, sessizleşti? Neden gençler, yaşananlara ufak çemkirmelerle karşılık vermekten başka, hiçbir şey yapmıyor? Ve neden bugün, bunca yaşanana rağmen, miting meydanları tamamen emeklilere ve partililere kaldı? 

19 Mart’ı konu alan çok yazı yazmışımdır, görünen o ki yazmaya devam edeceğim. Bu yazılarımın birçoğunda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin gençlerde açığa çıkan enerjiyi kalıcı bir politik devinime çevirmesi gerektiğini yazmaya çalıştım. Basmakalıp politik eylem çeşitleriyle, büyük mitingler veya alışıldık siyasi reflekslerle ne gençlerin kazanılabileceğini ne de politik bir dönüşümün tetiklenebileceğini dönemin ruhu içerisinde kalarak, yazmaya çalıştım. Gelinen nokta itibariyle, gençlerin siyasete olan bakış açısı 19 Mart öncesinden belki de daha karamsar ve daha kötüsü, “realist”. 

Halbuki 19 Mart’taki hareket, eksiğiyle fazlasıyla tam bir gençlik mobilizasyonuydu. Saraçhane’de yaka paça gözaltına alınanların hepsi aileden CHP’li veya örgütlü yapılardan gelen öğrenciler değildi. Aralarında 2023 seçimlerinin ikinci turunda Erdoğan’a oy vermiş olanlar da vardı. Hatta aralarında, sonraki seçimlerde muhtemelen Erdoğan’a oy verebilecek olanlar da vardı. Gençler, içerisine düştükleri sosyoekonomik buhran ortamının içerisindeyken, Türkiye siyasetinin kırmızı çizgilerini bariz bir şekilde ihlal eden bir gözaltı kararına karşı, bariz bir “Ne oluyoruz?” güdüsüyle sokağa çıktı ve sokakta büyüyerek gelişti.

Ancak en nihayetinde bu eylemlilik CHP’nin haftada iki miting kararının ardından sönümlenerek yok oldu. Bu dönemde yapılan boykot çağrılarına, belirli şirketler haricinde, riayet edilmez oldu, gündelik siyasete karşı soğuma oluştu ve insanlar memnuniyetsizliklerini içlerine çekerek gündelik yaşantılarına geri döndü.

Öte yandan muhalefet partilerinin bir kısmı da ikircikli bir tavırla iktidarın baskıcı politikalarını, konfor alanlarından çıkmadan, etkisiz ve alışılmış söylemlerle kınadı. CHP ise ortaya çıkan enerjiyi sınırlı ölçüde bir “baskı unsuru” olarak kullanabildi ve günün sonunda iktidarın çizdiği sınırlara gerilemek zorunda kaldı.

Sonuç olarak 19 Mart’la beraber umutlu ve pozitif bir yerden yaptığımız gençlik okumaları, kalıcı bir politik hatta dönüşemedi. Açıkçası gençler olarak pek de bir şey değiştiremedik, kendi içimizde örgütlenmeyi de başardığımız söylenemez.

Bir Yılın Ardından 19 Mart

19 Mart’ın üzerinden bir yıl geçti. Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, çeşitli ilçe belediye başkanı ve çok sayıda üst düzey İBB bürokratı hala tutuklu; yargılanmalarıysa geçtiğimiz hafta başladı. Bu yıl içerisinde İstanbul dışındaki bazı belediyelere de benzer içerikli operasyonlar düzenlendi ve düzenlenmeye devam ediyor. Soruşturmalar esnasında sıklıkla tartışılan, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ise bugün Adalet Bakanı.

Muhalefet hala parçalı bir görünüm sergiliyor. 19 Mart öncesinde başlayan Terörsüz Türkiye süreci bir şekilde devam ediyor. Erken seçim beklentileri biraz rafa kalkmış gibi duruyor, CHP’nin üzerindeki baskı güncelliğini koruyor. Ayrıca bölgesel gerilimler nedeniyle Erdoğan hükümetinin “güvenlik eksenli” politikaları yeniden halkta belirli bir karşılık bulmuş veya bulucağa benziyor. Alım gücümüzse kötüleşmeye devam ediyor.

CHP bu bir sene içerisinde bir şekilde direnmeyi başardı. Ancak parti iktidarı seçime zorlayabilecek yeni siyasi bir açılım geliştiremedi. Mevcut jeopolitik gerilimlere yönelik yeni söylemler ve politikalar üretemedi, gündelik siyasetteki direncini toplumsal yaşama kanalize edemedi. Ayrıca partinin kronikleşmiş örgütsel zafiyetleri de hissedilmeye devam ediyor. 

19 Mart 2025’ten sonrasında sıkça tekrarlanan bir söz vardı: 

 “Gecenin en karanlık anı şafağın en yakın anıdır”

Ancak bugün geldiğimiz noktada sanki havamız daha da karardı ve şafağın yaklaştığına dair duyulan inanç da biraz azaldı.

Ve yine de bir sonraki bayramı, karanlığın azaldığı ve şafağın yaklaştığı bir Türkiye’de kutlamak dileğiyle.

İyi bayramlar!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız