Türkiye nereye koşuyor
Önce Kürt açılımı, ardından da ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaş Türkiye’nin başını iyice ağrıtıyor. AKP iktidarının bu saydığım sorunları pek umursamadığını gözlemlesem de ülkemin insanı tedirgin. Hele de kaçık Donald Trump yönetimindeki ABD’nin son aylarda Türkiye’ye neredeyse mandası muamelesi yapması kabul edilebilir bir durum değil.
Trump’ın buradaki genel valisi gibi davranan, dediğim dedik, öttürdüğüm düdük, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack gene ortaya çıktı. Bu sefer de Almanya’dan yayın yapan Kürt internet sitesi The Amargi’ye (amargi, Sümerce’de özgürlük anlamına geliyor) verdiği demeçte AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, isimlerini vererek övgüler düzdü.
Tom Barrack dedi ki:
“Türkiye ve PKK arasındaki barış süreci Kırk yıldan fazla süredir devam eden bir çatışmanın sona erdirilmesi amacıyla atılmış anlamlı bir adımdır. Yapılana derin hayranlık duyuyorum. Bu, kırk yıldan fazla süredir devam eden bir çıkmazdı. Türkiye liderliği müzakereleri devam ettirerek özgüvenini ispatlamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Hakan Fidan ve İbrahim Kalın Öcalan ve öbür kürtlerle ilişki kurma çalışması içindedirler. Bu da büyük merhalelerin katedildiğini bize göstermektedir. “Bu noktada şunu yazmadan geçemeyeceğim. Doğrusu MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin yerinde olsam çok alınırdım. Öyle ya. İki yıl önce Kürt açılımı fikrini ortaya atan Bahçeli değil miydi? Bütün siyasi kariyerini bunun üstüne kurmuyor muydu? Barrack, Bahçeli’yi bir kere bile anmadan devam ediyor:
“Bu barış süreci Kürtler’in işgal ettikleri (herhalde yaşadıkları demek istiyor) dört ayrı ülkede yaşanan anlaşmazlıkların giderilmesini ve bütün Kürt halkının bir araya gelip entegre olmasını sağlayacaktır.”
Buraya kadar her şey iyi, güzel. Ama bu son cümle beni düşündürdü. Ne demek dört ayrı ülkeyi işgal eden Kürtler? Kürtler’i Barrack işgalci olarak mı görüyor? Öyleyse vay Kürt halklarının haline...
İkinci olarak dört ayrı ülkede, yani Irak, Suriye, İran ve Türkiye’de yaşayan Kürt halklarının entegre edilmesinden neyi kast ediyor? Bu dört ülkenin her birinden birer toprak parçası koparıp orada bir Kürdistan devleti kurulmasını mı? Daha önce de yazdım. Aynı ülkede yaşayan Kürt aşiretleri bile birbirleriyle kavgalıyken hangi Kürtler’i bir araya getirebileceksiniz?
Barrack’ın kast ettiği bu yazdıklarım değilse ne demek istediğine açıklık getirmelidir. Diyebilirsiniz ki ileri yaşının yol açtığı hezeyanlar olabilir. O zaman da Barrack gibi birisinin böylesine önemli bir pozisyonda olmaması, derhal persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edilip ülkesine gönderilmesi gerekir.
UTANÇ BELGESİ
Barack efendi hükümete Kürt açılımı güzellemeleri düzerken Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, İran’ın bölge ülkelerine yönelik saldırılarını görüşmek üzere 18-19 Mart tarihleri arasında bir toplantı düzenlendi. Türkiye, Azerbaycan, Suriye, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dışişleri bakanlarının katıldığı toplantıdan sonra bütün katılımcı bakanların imzaladıkları bir sonuç bildirgesi açıklandı. Bu bildirgeye göre toplantıya katılan ülkelerin dışişleri bakanları (bizden Hakan Fidan), İran’ın yerleşim bölgeleri, petrol ve tuz arıtma tesisleri, havaalanları sivillerin yaşadıkları konutlar, diplomatik tesisler dahil sivil altyapıyı hedef alan balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını kınadı. Bu tür saldırıların hiçbir gerekçeyle haklı gösterilemeyeceğini vurgulayan bakanlar BM şartının 51. Maddesi uyarınca devletlerin kendilerini savunma hakları olduğuna dikkat çektiler. Sonuç bildirgesinde bakanlar İran’a saldırılarını durdurma ve diplomatik yollardan krizin çözülmesine yardımcı olma çağırısı da yaptılar.
Pes! Tam bir skandal belge! Beyler, hanımlar, savaşı İran mı başlattı? Saldırganlar İsrail ve ABD değil miydi? Tahran yakınlarındaki okula füze atıp 167 kız çocuğunun ölümüne İran’ın kendisi mi sebep olmuştu? Savaş başlatılmadan önce Hürmüz Boğazı açıklarına koskoca uçak gemilerini gönderen babam mıydı?
Muhterem dışişleri bakanları BM kararlarına atıf yapan sonuç bildirgesini madem gözlerini kırpmadan imzaladılar o zaman bir hatırlatma yapalım.
BM Genel Kurulu’nun 14 Aralık 1974’te aldığı 3314 sayılı bir kararı var. Bu karar, uluslararası hukukta saldırı (agression) kavramının tanımını içeren temel belge olarak kabul edilir. Bu karar, bir devletin başka bir devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı silahlı kuvvet kullanmasını saldırı suçu olarak tanımlar.
Burada ayrıntıya girmeyeceğim. Merak eden 3314 sayılı kararda tam olarak neler yazıldığına bakar, öğrenir.
Bu kararın ışığında demek ki neymiş? İlk saldırıyı başlatan “agressor” yani “saldırgan”mış. Ne diyordu bizim kaçık Trump? “İran’ın mollalar rejimini devireceğiz. Bizim istediğimiz ılımlılıkta bir lider başa geçecek. İran’ı dize getireceğiz. Petrolünü paylaşacağız. “
Zaten ABD ve İsrail’in “agressor” yani “saldırgan” olarak ilk sabıkaları İran savaşı da değil. Vietnam’dan başlayarak günümüze kadar saysay bitmez. İran’dan önce Venezuela’ydı. Kaçık Trump arada Küba’yı da halletmeye kalkıştı ama gözü yemedi galiba. İsrail’in de 1967 savaşıyla birlikte saldırganlığının sonu gelmedi.
Kendilerine Müslüman diyen ülkelerin dışişleri bakanları! Saldırgan(lar) kimlermiş anladınız mı? Yoksa ABD ve İsrail’in dümen suyunda gitmeye devam mı?