Hayata karşı duruştur tepki vermek
Yaşayan her canlının hayata karşı bir duruşu vardır. Kimi doğuştan gelen, kimi de sonradan edinilen özelliklerin bileşkesidir duruşumuz. Bu, bitkiler dâhil tüm canlılar için geçerli bir genellemedir aslında.
Olumlu bir kelime olarak tanımlayabileceğimiz “duruş” yaşamın doğal akışı içinde bazen bireyseldir, bazen de kitlesel. Bazen duygusal boyutu ön plana çıkar, bazen de hırs ile görünür olur. Bazen bilinçli tercihimizdir duruşumuz, bazen de farkında olmadan yapışır benliğimize.
Yaşamın içinde zaman zaman olayları yorumlarız, kişiler hakkında konuşuruz, dilimizin döndüğünce değerlendirmeler yaparız. Bu değerlendirmeleri bazen kendi kendimize yaparız bazen de çevremizdekilerle de paylaşırız.
İçsel yolculuğumuzda biriktirdiğimiz bizi biz yapan değerler kümesinin anlam kazandığı, değer bulduğu en değerli zamanlar, olaylar karşısında tepkidir verdiğimiz zamanlardır. Nelere, ne zaman tepki verdiğimiz, tepki veriş biçimimiz bir duruşu anlatır, tanımlar. Onurdur, gururdur, insanlıktır isyan etmek, tepki vermek. Bireyin iç çıkmazlarında ya da kitlesel karanlıklarda ışık olur isyan, tepki.
Olayları, durumları değerlendirirken verilen tepkililerle anlam bulur, somutlaşır hayata karşı duruşumuz. Haksızlığa, adaletsizliğe, zulme, esarete karşı yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla tepkiye dönüşmemiş, pasif değerlendirmeleri bir duruş olarak değerlendirmek mümkün değildir.
Özetle iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış her bireyin bir duruşu vardır ya da olmalıdır.
Bu bağlamda toplumları ileriye doğru yönelten, zor dönemlerinde aydınlığa çıkaran, hatta esaretten kurtaran itirazı olan kişiler veya kitleler olmuştur. Dolayısı ile toplumları aydınlık günlere çıkaracak olanlar itiraz cesareti, hayata karşı bir duruşu olanlardır.