Çürüme nereye kadar
Sosyolojinin önemli kuramları arasında yer alan organizmacılık, toplumları ve toplumun alt birimlerini organizmalara benzetir ve bu benzerlik üzerinden toplumu analiz etmeye çalışır.
Tüm canlı organizmalar gibi toplumlar da gelişmek ve sağlıklı olmak, daha uzun ve mutlu bir hayat sürebilmek için bütün organları ile hatta hücrelerine kadar birbiri ile uyumlu ve sağlıklı bir bedene ihtiyaç duyarlar.
Organları birbirleri ile uyum içinde işleyen ve sağlıklı beslenebilen organlar sağlıklıdır. Sağlıksız, uyumsuz bir ya da birden fazla organın varlığı ise tüm organizmayı önce rahatsız, sonra da hasta eder ve nihayetinde belki de ölümüne neden olur.
İşte bu bakış açısı ile uzun yıllar, hatta sonsuza dek sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmek isteyen toplumlar için toplumların organlarını oluşturan aile, okullar, partiler, sendikalar, diğer sivil toplum örgütlerinin sağlıklı ve uyumlu işleyişi yaşamsal öneme sahiptir.
Bir toplum düşünün ki….
Aileler, özel sorunlarını televizyon kanallarında haftalarca en ince detayına kadar konuşup aile içi sorunlarının çözümünü, ölen yakınlarının faillerini, kaybolan aile bireylerini bütün toplumun önünde arar olsunlar. Birçoğu yasaklı madde kullanan, ahlaki açıdan zayıf bireylerden oluşsun.
Üniversiteleri her geçen gün biraz daha özgür düşüncenin, bilimsel çalışmaların merkezi olmaktan uzaklaşmış olsun. Liyakat yok olmuş, adeta makam, mevki, ünvan kapma yeri haline gelmiş, siyasileşmiş, uluslararası hiçbir saygınlığı ve geçerliliği kalmamış olsun.
Medyası, siyaset üzerinden sağlayacağı çıkarı ana ilkesi haline getirmiş, kamu yararından daha çok kişisel ve kurumsal yararını öncelemiş olsun.
Tüm toplumun gözü önündeki şov dünyası uyuşturucu batağına, spor camiası bahis ve şikeye boğazına kadar batmış olsun.
Sendikaları ve diğer sivil toplum örgütleri, temsil ettikleri kitleden kopmuş siyasetin gölgesinde hatta eli altında bir grubun oyuncağı haline gelmiş olsun.
Siyasetçisi etik değerlerden tamamı ile uzaklaşmış, konuştuklarından, yaptıklarından utanma noktasından uzaklaşmış olsun.
Zaten düşük olan geliri bir de adaletsizce dağıtıyor olsun.
Liste daha uzatılabilir.
Aslında genel olarak baktığımızda tüm kurumları ile çürümüş bir toplumdan bahsediyor olduğumuz çok açık. Kolu kanadı kırılmış, herkesin bireysel olarak kendini kurtarma çabasında olduğu bir toplum. Çatırdayan temel ve çöken çatı kimsenin umurunda değil.
Bütün bunları yaşayan bir toplumun sağlıklı bir şekilde gelişemeyeceği, yarınlara güvenle bakamayacağı elbette çok açıktır.