Ortak derdi olmayan siyasi iklim
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile sona eren soğuk savaş döneminin ardından gelen yıllar dünya siyasetine ve iç politik dengelere kendine özgü yeni bir düzen getirdi. Amerika’nın başını çektiği bu tek kutuplu yeni dünya düzeninin artık kendine özgü kuralları ve bir dili vardı. Yeni düzeni neoliberalizm, global dünya, küreselleşme gibi kavramlar ile tanımlarken, yine yeni düzenini desteklemek amacı ile sağ sol diye bir şeyin kalmadığı gibi ifadeler herkes tarafından sıkça telaffuz edilir, sola dair ne varsa kötülenir olmuştu.
Sol, sosyalizm, emek, eşitlik, örgütlenme, dayanışma gibi kavramlar yeni düzenini destekleyenler tarafından bir grup romantiğin hayal dünyasındaki fantezileri olarak görülmeye ve gösterilmeye başlandı. Çünkü yeni dünya düzeni ucuz, örgütsüz ve hatta sınıf bilinci olmayan bir işçi sınıfı istiyordu. Bunun önünde en büyük engel olarak da sol bilincini ve sol örgütlenmeyi görüyordu.
İç siyasette de siyasi süreç bu düzenin isteklerine uyumlu olarak gelişti. Düzenle uyumlu büyük bir sol parti ve sağda neoliberal düzenin farklı tabanlara oynayan partileri. Bir de sisteme karşı duruş sergileyen ve seçmende bir türlü karşılık bulamayan birkaç sol, sosyalist parti ile devam eden veya etmeye çalışan bir siyasi sistem.
Bizim de kendimize özgü bir işleyişi ve kuralları olan birçok yönü ile sorunlu olsa da bir siyasi sistemimiz var. Bu sistem içerisinde siyasetin doğası gereği elbette farklı dünya görüşüne sahip siyasi oluşumlar mevcut. Fakat çok uzun yıllardır bizim siyasi sistemimiz olması gerekenden önemli ölçüde ayrışmış durumda.
Nasıl?
Siyaset sadece faklı dünya görüş ve söylemleri üzerinden yapılmaz. Siyasi oluşumların farklı dünya görüşüne sahip olmaları nasıl ki doğal hatta zorunlu ise belli ortak noktalarda buluşmaları, ortak alanlarının olması da bir o kadar zorunludur.
Bir parti dindarlığı, bir diğeri milliyetçiliği bir başka parti ise eşitlik ve özgürlüğü ön plana çıkarabilir. Daha başka özellikleri ön planda olan çok sayıda parti de var elbette. Bizim geldiğimiz nokta itibarıyla en önemli sorunumuz hem vatandaşın hem de siyasilerin siyasetin varoluş nedeninin unutmuş olmasıdır.
O varoluş nedeni tüm toplumun refah ve mutluluğudur.
Siyaseten ve laf olsun diye söylenen sözleri bir kenara bırakırsak bugün başlıca sorunumuz siyasetin bazı ortak söylemlerden uzaklaşıp sadece ve özellikle farklılıklar üzerinden siyaset yapmasıdır.
Örneğin.
Yaklaşık 85 milyon nüfusu ve 60 milyon seçmeni olan bir ülkede gelir dağılımı eşitsizliği, son derece düşük ve düşmeye devam eden refah seviyesi sözde değil gerçekten tüm partilerin olmazsa olmaz ortak derdi olmalıdır. Ama maalesef değildir.
Başka örneklerde verilebilir.
Özetle, siyasetimizin en önemli sorunu ortak alanlarını kaybetmiş olmasıdır. Sadece farklılıklar üzerinden yapılan siyaset ile güzel yarınlar inşa etmemiz mümkün değildir.