Gerçekten Sorun Oyunlarda mı?
“Geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde yaşanan okul saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet yaralılara acil şifalar dilerim”
Toplumda ne zaman bir şiddet olayı veya trajik bir suç yaşansa, siyasilerin, medyanın ve ebeveynlerin ilk hedefi genellikle şiddet içerikli video oyunları olur. Bu oyunların gençleri birer "suç makinesine" dönüştürdüğü iddia edilir ve oyunlar kolaya kaçılan bir "siyasi oyalama taktiği" olarak kullanılır. Peki, iğneyi kendimize batırıp evlerimizin baş köşesine kurduğumuz televizyon ekranlarına baktığımızda asıl tehlikenin nerede olduğunu göremiyor muyuz? Her akşam ailecek izlenen, milyonları ekrana kilitleyen mafya ve şiddet temalı yerli dizilerdeki tablo ortadayken, gerçekten sorun oyunlarda mı?
Oyunlar Sadece Bir "Katalizör" Bilimsel araştırmalar, video oyunları ile gerçek dünyadaki şiddet suçları arasında doğrudan bir nedensellik kurmanın oldukça zor olduğunu göstermektedir. Hatta istatistiklere göre, şiddet içerikli oyun satışlarının tüm dünyada rekor kırdığı dönemlerde gençlik suçlarında tam aksine ciddi düşüşler yaşanmıştır. Şiddeti açıklamada kullanılan "Katalizör Model"e göre, şiddet suçlarının asıl nedeni biyolojik yatkınlıklar ve aile içi şiddete maruz kalmaktır; video oyunları ise kişiyi suça itmez, sadece zaten suça meyilli bireyler için bir "biçimsel katalizör" işlevi görür. Üstelik oyuncuları ekran başında agresifleştiren şey kurgusal kan veya silahlar değil, oyunun zorluğu karşısında yaşanan engellenme ve kaybetmenin yarattığı rekabet duygusudur.
Asıl Suç Mahalli: Oturma Odalarımız Oyunları eleştirirken Türkiye'deki televizyon izleme alışkanlıklarına ve akşam kuşağı dizilerine bakmak, meselenin vahametini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye'de nüfusun %73'ü düzenli olarak televizyondan dizi veya film izlemektedir. Yapılan kapsamlı içerik analizlerine göre, incelenen 84 prime-time dizi bölümünün %98,8'inde psikolojik, %97,6'sında ise fiziksel şiddet bulunduğu tespit edilmiştir. Üstelik bu şiddet eylemlerinin %40,5'i sokakta veya suç dünyasında değil, "güvenli alan" sayılan ev ortamında gerçekleşmektedir.
Daha da çarpıcı olanı, tamamen denetimsiz olduğu düşünülen dijital platformlara kıyasla, RTÜK denetimine tabi olan geleneksel ulusal televizyon dizilerinin iki kat daha fazla şiddet sahnesi ve süresi içermesidir. Televizyon dizilerindeki şiddet eylemlerinde ölümcül silahların (tabanca, bıçak vb.) kullanımı çok daha yoğundur ve bu şiddetin ölümle sonuçlanma oranı dijital platformlara göre çok daha yüksektir. İncelenen bölümlerin %72,6'sında silah gösterimi mevcutken, kimi bölümlerde 50'den fazla kez silahın ekrana yansıdığı saptanmıştır. Ekrandaki içkili veya dumanlı sahneler titizlikle buzlanırken, bir karakterin onlarca kişiyi gözünü kırpmadan öldürmesinin estetik bir biçimde sunulması ve hiçbir ceza almadan hayatına devam etmesi ve toplum tarafından sevilen sayılan biri gibi gösterilmesi büyük bir çelişkidir.
Mafya Rol Modelleri ve Duyarsızlaşan Toplum Televizyondaki bu mafya ve suç temalı diziler, gençler üzerinde video oyunlarından çok daha sinsi bir etkiye sahiptir. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın da belirttiği gibi, medya şiddeti bireylerde üç temel etki yaratır: Modelleme (taklit), duyarsızlaşma ve korku. Dizilerde şiddet uygulayan, kendi adaletini bizzat sağlayan ve eylemleri cezasız kalan karizmatik mafya karakterleri, özellikle çocuklar ve gençler tarafından rol model olarak benimsenmektedir. Şiddet, güç kazanmanın, saygı görmenin ve sorun çözmenin "cazip" bir yolu olarak zihinlere kazınmaktadır.
Öte yandan, her akşam maruz kalınan bu şiddet bombardımanı toplumu giderek duyarsızlaştırmaktadır. Yakın tarihli bir araştırmaya göre, izleyicilerin %41'i dizilerdeki fiziksel kavga ve şiddet sahnelerini izlemekten hiçbir rahatsızlık duymadığını ifade etmiştir. Bu oran erkeklerde daha da vahimdir; erkeklerin sadece %38'i fiziksel kavgalardan rahatsızlık duymaktadır. Şiddeti bir televizyon eğlencesi olarak kanıksayan bu tablo, empati yoksunluğunun ve tehlikenin ne kadar büyüdüğünü kanıtlamaktadır.
Kadına Yönelik Şiddetin Normalleştirilmesi Ekranlardaki şiddetin bir diğer karanlık yüzü, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirmesidir. BAREM Araştırma'nın 2014-2024 yılları arasında yayınlanan 94 diziyi incelediği çalışmasında, dizilerin %86'sında kadına yönelik şiddet sahnelerine yer verildiği ortaya konmuştur. Fiziksel ve psikolojik şiddet, ikili ilişkilerde bir "disiplin" ya da kontrol aracı gibi gösterilerek normalleştirilmekte; dizilerdeki şiddet faillerinin %72,7'sini oluşturan erkekler, şiddeti bir erkeklik gösterisi olarak yeniden üretmektedir.
Sonuç olarak Toplumsal şiddetin, akran zorbalığının veya sokaklardaki saldırganlığın köklerini ararken hedef tahtasına sadece bilgisayar oyunlarını koymak, en hafif tabirle ikiyüzlülüktür. Gençler genetik yatkınlıklar, bozuk aile yapıları, şahit oldukları aile içi çatışmalar ve çevrelerindeki rol modeller aracılığıyla şiddeti öğrenirler. Bizler, evlerimizin baş köşesinde her akşam silahların patladığı, kadınların psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldığı, mafya babalarının kahramanlaştırıldığı dizileri ailecek, çekirdek çitleyerek izlediğimiz sürece asıl zehri kendi ellerimizle alıyoruz demektir.
Önce televizyon ekranlarımızı, toplumsal algımızı ve aile içi iletişimimizi iyileştirmeliyiz. RTÜK olarak daha çok mafya ve şiddet dizileri yerine komedi ve eğlence programları koyulmalı eğer bir şiddet yada mafya dizisi var ise de suçu işleyen kişilerin ağır şekillerde cezalandırıldığı ve rahat koşullarda değilde cezaevlerinde zor koşullarda hayat sürdüklerini ekranlarda göstermeliyiz. Aileler olarak çocuklarımızın yanında olmalıyız onları siber ortamlarda ellerine teknolojik aletler verip yalnız bırakmamalıyız ve gerekiyorsa da uzman kişilerden destek almalıyız. Aksi takdirde, şiddetin evlerimizin içindeki asıl kaynağını görmezden gelerek sormaya devam edeceğiz: Gerçekten sorun oyunlarda mı?