Ahlak ve ötesi
Ahlak, her ne kadar arapça kökenli bir kelime olarak dilimize girmiş olsa da, Antik Yunan döneminden günümüze farklı coğrafyalara yayılarak ve etkileşim de geçirerek, gerek teorisyenler gerekse de halk arasında çokça üzerinde durulan, önem verilen bir kavram oldu. Genel olarak iyiyi, güzeli ve doğru olanı tanımlamak amacıyla kullanılan elbette ki olumlu bir kelimedir ahlak. Ahlaksızlıksa bir o kadar kötü.
Yine Antik Yunan döneminde teorisyenler, ahlakın felsefesini yapanlar etik kavramını ortaya atmış ve o günden bugüne etik ve ahlak kavramları üzerinde teoriler üretilegelmiştir.
Birçok soyut kavram gibi ahlak da teorik ve pratik olmak üzere birbiri ile ilişkili fakat ayrı ayrı ele alınması gereken iki boyuta sahiptir. Toplumlar arasında hatta toplumların kendi içinde bile birçok yönü ile farklılık gösteren bir kavram olmakla birlikte evrensel bir takım ölçütlere de sahiptir ahlak. Başkasına ait olan bir şeyi izinsiz almak, yalan söylemek gibi değerler dünyanın her yerinde bir ahlaklılık ölçütüdür.
Gelelim ülkemiz.
Ahlak kavramının ülkemizde geldiği nokta ve gelecekteki durumu toplumumuzun birer bireyi olarak hepimizi direkt olarak ilgilendirmekte.
Bu topraklarda yaşayanlar, her zaman ekonomik olarak sıkıntı içinde yaşadılar ve hep güvenlik kaygısı ile geçirdiler hayatlarını ama hiç bu derece bir ahlaki çöküşü yaşamamışlardı.
Dilimizden hiç düşürmediğimiz bekamızı en fazla tehdit eden tehlike hiç şüphesiz ki içinde bulunduğumuz ahlaki çöküş, insanı insan yapan evrensel değerlerdeki yaşadığımız aşınmadır. Daha vahimi, geldiğimiz nokta itibarıyla artık insanlarımızın ne ahlakın ne olduğu ve ahlakı yaşamakla ne de ahlaksızlık yapana tepki göstermekle ilgili bir gündeminin olmadığı gibi bir genelleme yapmak en azından pratikte mümkün.
Kısacası ahlaklı olmanın çıtası son derece düştü diyebiliriz.
Sayıları gün geçtikçe azalmakla birlikte hala dürüst ve ahlaklı kalabilenleri tenzih ederim ama uzun zamandır siyasetçi, iş insanı, akademisyen, seçmen, ezen, ezilen tüm kesimler bir etik ve ahlaki erozyon süreci içindeler.
Siyasetçi için oy avlamak ve siyaseti kişisel çıkarları için kullanmak, iş insanı için ihale almak, nasıl olursa olsun para kazanmak, akademisyen için yükselmek veya siyasete geçiş yapmak, seçmen için oyunu satmak bir ahlaki sorun olarak görülmekten uzaklaşıp hayatın olağan akışına dair eylemler olarak görülmeye başlandı. Oysa ki yukarıdaki eylemlerin hepsi ahlaksızlık içerir. İşte beka sorunu, toplumsal çürüme tamda budur.
Geldiğimiz nokta tüm kesimlerin sadece kendini kurtarma çabasında olduğu ve bunun için her yolu mubah gördüğü, toplumu ve ülkenin geleceğini düşünmediği bir ülke.
Böyle gitmez.