Asıl niyet ortada
9 Şubat günü, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 57. kuruluş yıldönümüydü. 1969 yılında Adana’da yapılan kongrede Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adı değiştirilmiş, bu değişiklik MHP’nin kuruluşu olarak kabul edilmişti. Yani bir diğer deyişle 1969 kongresi, CKMP ile MHP arasındaki siyasal, ideolojik farklılığın ve değişimin kabulü anlamına geliyordu.
Oysa iki partinin lideri de Alparslan Türkeş’ti. Kadrolar aynıydı. Sadece isim değiştirmekle, iki partinin anlayışı arasında kopuş olduğunu savunmak pek de doğru sayılamazdı. Ancak buna rağmen MHP, 1969’u milat sayarak öncesini tamamen olmasa da bir anlamda yok saymayı tercih etti.
1969’da kurulan “Milliyetçi” partinin yanına, ertesi yıl Necmettin Erbakan’ın “Dindar” Milli Nizam Partisi de eklenecekti. Böylelikle Türkiye çok kısa bir süre içerisinde, merkez sağdan kopmuş biri milliyetçi diğeri dinci iki partiyle tanışmış oldu. Bundan sonraki süreç, özellikle 12 Eylül’den sonra ve darbenin büyük etkisiyle, sağ seçmenin merkezden gün geçtikçe uzaklaşıp bu partilere yönelmesi şeklinde ilerledi.
Bugün Türkiye, Milli Görüş geleneğinden ayrılan bir grubun kurduğu parti ile MHP’nin ortaklığıyla yönetiliyor. MHP’nin, her ne kadar iktidarın bir parçası olmadığını savunsa da önemli kararlarda öncülük yaptığı ve Erdoğan’ı birçok konuda istekleri doğrultusunda sıkıştırdığı ortada.
Belli bir ideoloji ve fikirsel bütünlük içinde kurulan bu partilerin, bugün kuruluşlarındaki düşüncelerinden önemli ölçüde sapmış oldukları ise açık bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Devlet Bahçeli’nin 57. kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada söyledikleri bunun son örneği:
“Kardeş kavgasını önlemeye kararlıyız. MHP ödenecek ne bedel varsa hazırdır. Türk'ü ile Kürt'ü ile Türk milleti muzaffer geçmişini müstakbel geleceğe taşıyacaktır. Bu taşınma isterse ömrümüze mal olsun gerçekleştirilecektir.”
Umut hakkı, Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması, görevden alınan belediye başkanlarının göreve iadesi gibi taleplerle birlikte bu konuşma, MHP’nin geçmişini bilmeyenler için demokratikleşme beklentisi açısından son derece olumlu karşılanabilir. Ancak Suriye’de yaşanan son gelişmeler karşısında sevincini gizleyemeyen bazı iktidar yandaşları nasıl ki AKP kanadının açılım konusundaki içten olmayan tavrının gün yüzüne çıkmasını sağlamışsa, Bahçeli’nin dönüp dolaşıp sözü sadece silah bırakmaya ve güvenliğe getirmesi de MHP’nin asıl niyetinin demokratikleşme olmadığını göstermektedir.
Niyet, aradan geçen yaklaşık bir buçuk yılda artık açıkça anlaşılmıştır ki, Erdoğan’ı iktidarda tutmayı ve MHP’nin ülke yönetiminde gizli söz sahibi olmasının devamını sağlamaktır. AKP-MHP ortaklığından samimi bir demokrasi adımı atmalarını beklemek hayalciliktir. Durum böyleyken DEM Parti’nin yalnızca Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması karşılığında bütün bunlara göz yumması, demokratikleşmenin yalnızca kağıt üzerinde kalacağını da kabul etmesi anlamına gelecektir.