İstanbul
Açık
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2256 %0.07
52,9163 %0.08
6.622,32 % 0,78
81.011,87 %1.43

Şeytan Marka Giyer 2

YAYINLAMA:
Şeytan Marka Giyer 2

Hırsların törpülendiği, çağın değiştiği, çabanın yerini yapay zekânın ve araya serpiştirilen iki, üç kelime ile “sözde gazetecilik/ sözde basın” olmaya-oldurmaya çalışan yenidünyada, ikincisi ile “Şeytan Marka Giyer2”karşımızda.

NE ÖZLEMİŞİZ!

Ne çok özlemişiz, neler dönmüş, yirmi yılda. Hem içinden geçerken, hem de izlerken dünya hallerimizi, yine ortaya serpilmiş gerçeklikle biz bizeyiz.

Evet, sinemaya bakışımı değiştiren Merly Streep oyunculuğu ile çok küçük yaşlarda tanıştıktan sonra kendisinin yaptığı işe yaklaşımındaki olgunluk hudutlarını, bu seçki ile yine zirvede yakalarken buluyorum.

Senaryosu Aline Brosh McKenna’ya ait hikayede yirmi yılın devamlılığında Andy Sachs’ı, Miranda Priestly’nin yönettiği Runway dergisine yazı işleri müdürü olarak dönmesi ile başlar.

Kılıçların çekildiği, terfilerin beklendiği, çağın değiştiği dönemde değişmeyen sadece yine; en arkadaş canlısı, en emekçi, en güler yüzlü, en çalışkan, en ekip ruhuna yatkın, Andy’dir.

Merly Streep, Miranda’ya hayat verirken Andy’yi, Anne Hathaway canlandırmaktadır ama Anne Hathaway’i bu yıl, benim 45.İstanbul Film Festivalinde izlediğim iki ayrı film içinde birleştiren, iki ayrı güzel seçki:

Bunlar :  The Christophers ve Mother Mary.

(Her ikisini de yakında siz değerli okurlarımla paylaşacağım)

The Christophers’daki duru oyunculuğu ile Michaela Coel’u (Lori), Mother Mary’de-Sam olarak  ve karşısında en yakın arkadaşı Mother Mary olarak, Şeytan Marka Giyer 2 de ki güzel oyuncu Anne Hathaway olarak buluruz.

Anne Hathaway’i popüler kültür içinde kendini kaybetmiş bir kariyerinin zirvesinde bir pop starı olarak bulurken, bu performansındaki sade, çalışkan, hala amatör ruh ile gazetecilik yapmaya çalışırken dünyayı konuşan insanları yazan, yaratan rolünde çok başarılı bulacağız. Her iki rolde de boşuna Merly’nin karşısında olmayışları belli.

FİLME ÖZEL TADIM DENEYİMİ

Starbucks ile yapılan bir anlaşmayla, film öncesi karakterleri temsilen özel içeceklerden tadımlık aldık. Kendimde, bire bir Andy karakterine sahip olduğum için beni temsil etmesine rağmen ismimin gereği Emily’i seçtim.

İyi ki de seçtim, çünkü diğerlerinin hoş ama zamanın ilerleyen saatlerinde, damakta bıraktığı acılıkla hem biraz uyandırma tadı ve günü karşılama olarak bulabilecekken.

Benimle birlikte çoğunluğunda tercihi olan:

Starbucks'ta "Emily" olarak bilinen özel içecek (Emily Charlton's Starbucks Iced Chai), Şeytan Marka Giyer filmi temalı gizli menü kampanyası kapsamında sunulan bir Iced Chai Tea Latte içinde çok hoşuma giden:

  • Badem içeceği (Almond milk)
  • Chai şurubu (Siyah çay ve baharat konsantresi)
  • 1 pump karamel şurubu 1

 

Bu içecek, buz üzerinde servis edilen, badem sütünün hafifliği ve karamelin tatlılığıyla dengelenmiş baharatlı bir soğuk çay latte seçeneği olarak denedim.

Kesinlikle tavsiye ediyorum. Özellikle yaz sıcaklarında ideal olabilir. Film izlerken de gayet keyifli.

Sıra Emily’ye gelmişken, karakterin narsist bir eşten ayrıldığı bu zaman sonrasında çocuk sahibi olduğu ama giderek daha hırslandığı, zengin sevgilisinin ona paha biçilemeyecek hediyeleriyle yetinmeyip, dergiyi almaya, dergide kapak olmaya varacak kadar gözü dönmüş.

Andy’nin her zaman ki gibi tersi, para değerden önce gelmeli diyen Emily’nin (Emily Blunt) az ama belirleyici rolü ile sürüklenen.

Miranda’nın bile kuyruğunu kıstırıp zamana uymak zorundayım sanırım dediği noktada devreye taze kan olarak giren Andy’nin maceraları son derece keyifliydi.

Dediğim gibi özlemişim.

Kendinizi mesleki anlamda da görmek güzel.

Ödüllere inanmayan Andy’nin kazandığı gecede, bir ödül töreninde başlayan ve aynı anda sevinmeyi doyasıya yaşayamayan emekçilerin doğal kaderinin değiştiğini gösteren ipuçları ile bizim gibiler için umut veren.

Sonunda da aşkı bulan, yalnızlığına son veren ve nihayet kariyerinde yerini bulmaya yönelen Andy’yi ve tüm ekibi geçen yıllara rağmen izlemek çok hoş.

Sıcacık ve son derece başarılı.

Alıyor ve sürüklüyor.

Ve bu arada da sordurtuyor.

“Hırs da nereye kadar ve iyi insanlar olmasa, kötüler ne yapardı?”

Andy’ler iyi ki var ama özenen çok, yapabilen hâlâ az!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız