Erken seçime doğru giderken
Türkiye’nin önünde çözülmesi ya da en azından çözüm adına irade ortaya konulması gereken çok sayıda sorun var.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla ve savaşın başlamasıyla birlikte bu sorunlara bir yenisi daha eklendi. Hatay’a düşen füze parçası, İran’ın adımlarıyla genişledikçe genişleyen savaşın Türkiye’ye de sıçradığı endişesini doğurdu.
Neyse ki şimdilik bu endişeler boşa çıktı ancak yaşanan bu gelişme Türkiye’nin ne kadar kritik bir konumda ve durumda bulunduğunu göstermeye yetti.
Savaş bir yana, Türkiye’nin kendine özgü kronikleşmiş sorunlarına dönülürse, ekonominin yine ilk sırada yer aldığını söylemek yanlış olmaz.
Son enflasyon oranlarının beklentinin üstünde çıkması, başta Mehmet Şimşek olmak üzere ekonomi yönetiminde bulunanların hiçbir biçimde sorunlara çare bulamadıklarını tekrar ortaya koydu.
Seçimin üzerinden üç yıla yakın süre geçmişken ve krizin etkileri halen bütün sıcaklığıyla hissedilmekteyken, bu aşamadan sonra krizin etkilerinin azalacağına ve toplumun rahat bir nefes alacağına inanmak saflık olur.
Olacaklar bellidir. Hep olduğu gibi yine genel seçim öncesinde kesenin ağzı açılacak, oy kazanmak amacıyla halk geçici feraha kavuşturulmaya çalışılarak fatura seçim sonrasına bırakılmak istenecektir.
Burada asıl merak edilen, toplumun bir defa daha aynı oyuna gelip gelmeyeceğidir.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın tutuklanması ise iktidarın baskının dozunu düşürmeyeceği ve genel seçime kadar şiddeti gittikçe artan biçimde anti demokratik uygulamalara devam edeceği şeklinde yorumlanabilir.
Bu yönteme karşı toplumun nasıl bir reaksiyon vereceği üç aşağı beş yukarı bellidir. Bu gerçek, Tayyip Erdoğan’ın iktidar yürüyüşüne veya Ekrem İmamoğlu’nun 2019’da girdiği iki seçime bakılırsa gayet rahatlıkla görülebilir.
Artık iktidarın bütün planı, Tayyip Erdoğan’ın tekrar aday gösterilmesini sağlayacak olan erken seçim üzerinedir.
Fakat sorun çözme kabiliyetini yitirmiş olan bu iktidarın, baskıyla veya geçici refah sağlayarak ömrünü uzatabileceğini düşünenler, içinde bulundukları harekete en büyük zararı verdiklerinin farkında değiller.
Ülkeyi öyle veya böyle 25 yıla yakın süre yönetmiş bir partinin ilerleyen yıllarda büyük oranda olumsuz biçimde anılması istenmiyorsa bu tür yanlışlardan derhal vazgeçilmeli, seçimin adaletli ve demokratik bir biçimde yapılması için gereken adımlar atılmalıdır.