Halk yoksul, ultra zengin artıyor
Knight Frank isimli küresel bir emlak şirketi var. Merkezi Londra’da. Dünya genelinde konut ve ticari gayrimenkul alanında danışmanlık, aracılık ve yatırım çözümleri işi yapıyor. Lüks konut pazarı, ofis kiralamaları ve mülk yönetimi gibi alanlarda uzmanlaşmış. Knight Frank aynı zamanda küresel konut fiyat endeksleri ve servet raporları yayınlamasıyla tanınıyor. Knight Frank 2026 için küresel bir servet raporu yayınladı ki okurken ağzım açık kaldı.
Knight Frank merceğe aldığı pek çok ülkede artan servetlere işaret ediyor ve Türkiye’yi üçüncü sıraya koyuyor. Raporda şu ifade kullanılıyor:
“Gelir dağılımında uçurum: Türkiye’de ultra zengin sayısı son beş yılda iki kat arttı.”
Birlikte okuyalım:
“Türkiye’de 30 milyon dolar üstü servete sahip kişi sayısı son beş yılda yaklaşık yüzde 93.5 artarak iki bin 174’ten 4 bin 208’e çıktı. Türkiye ultra zenginlerin en hızlı arttığı üçüncü ülke oldu.” Rapora göre 2026’yla 2031 arasında bu sayının yüzde 13 artarak 4 bin 772 kişiye yükselmesi bekleniyormuş, tabii bu çarpık düzen gelecek beş yılda da devam ederse...
Yani neymiş? AKP iktidarı döneminde yandaş iş insanlarının zenginleşmesi jet hızıyla yükselmiş. Geri kalan halk kitleleri daha da yoksullaşmış. Türkiye OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonu artış oranında birinci sıraya yerleşmiş. Ekonomisi hızla batıyormuş. Ama 86 milyon nüfus içinde bir avuç kişi hormonlu biçimde şiştikçe şişiyormuş. Bu ekonomik batış bir milli güvenlik sorunu haline gelmek üzereymiş. Kimin umurunda? Altta kalanın canı çıksın.
Ekonomim’in, raporu baz alarak hazırladığı habere göre beş yılda ultra zengin, yani 30 milyon doların üstünde servet sahibi kişilerin en hızlı arttığı ülkelerin başında yüzde 109’la Polonya, yüzde 107’yle Katar, yüzde 93.5’la Türkiye, dördüncü sırada da yüzde 93 artışla Romanya geliyor.
Dikkat ettiyseniz ultra zengin sayısının en çok arttığı ülkelerde hep tek adam rejimleri ya da hibrid demokrasiler iktidarda. Yani nepotizm, meritokrasi almış başını yürümüş. Milyonlar açlık sınırında yaşarken iktidar yandaşları servetlerine servet katmışlar; gelir dağılımındaki uçurum arttıkça artmış.
Raporda dikkat çeken bir nokta, olabildiğince düzgün demokratik rejimlerle yönetilen Avrupa ülkelerinde ultra zengin sayısında önemli bir artışın gözlemlenmemesi, dolayısıyla da orta sınıfın varlığını hala güçlü bir şekilde koruduğu. Diyeceksiniz ki Romanya da Polonya da Avrupa ülkeleri. Evet, ancak bu iki ülke Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte AB ve NATO’ya eklemlenenlerden. Eski Demir Perde alışkanlıklarından hala kurtulamamışa benziyorlar.
Yıllık Servet Raporu’nda ilginç bir bölüm daha var. Burada ultra yüksek net servete sahip olan kişilerin alışkanlıkları mercek altına alınıyor. Buna göre en büyük değişim bu insanların artık sabit bir yaşam tarzından vaz geçip sürekli hareket halinde olmayı seçmeleri. Bu kişiler paralarını süper lüks yatlar, özel jetler ve sürekli deneyim odaklı seyahatlere harcıyorlar.
Burada benim merak ettiğim nokta şu: Acaba bu süper yatlar ve jetler perde önü sürdürülen yaşam tarzı dışında perde gerisinde ne amaçla kullanılıyor? Silah, uyuşturucu, insan ve organ ticareti bu yatlar ve jetlerle mi yapılıyor? Bu kadar çok para alın teri dökerek nasıl kazanılıyor? Eskilerin çok güzel bir sözü vardır. “Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz,” derler.