Savaşın gösterdikleri
İnsanlık tarihi için çok kısa bir süre sayılabilecek 80 yıl öncesine kadar uluslararası siyasetin en önemli öğeleri arasında işgaller, fetih savaşları ve bir ülkenin başka bir ülkeye açıkça müdahale edebilmesi bulunuyordu.
İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı trajedinin ardından Birleşmiş Milletler kararıyla bu tür uluslararası hamlelerin tümü, yani bir devletin egemenlik haklarına başka bir devletin müdahale etmesi yasaklandı.
Soğuk savaş yıllarında dünyayı genel çapta sıcak savaşa sürükleyecek ciddi bir durum yaşanmadı ancak bu yasak birçok defa delindi. Kore Savaşı, ABD’nin Vietnam işgali, Sovyetler Birliği’nin Macaristan ve Çekoslovakya’daki ayaklanmaları tanklarıyla bastırması ve son olarak 1979 yılında Afganistan’a girmesi bu örneklerden en bilinenleri olarak kayıtlara geçti.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından ABD’nin dünyanın tek patronu olduğu ve savaşların son bulacağı iddia edilmesine rağmen 11 Eylül 2001 saldırılarıyla bu beklenti tersine döndü. Geçtiğimiz çeyrek asırda Saddam, Kaddafi, Esad gibi liderler dış müdahaleler sonucunda görevlerinden uzaklaştırıldı ve ilk ikisi öldürüldü.
İran dini lideri Hamaney’in öldürülmesi de bunun son halkası oldu. Hamaney ile birlikte yukarıda adı geçen liderlerin tümü ülkelerini diktatörlükle yönetiyordu. Bazılarında yapılan seçimlerin sadece kağıt üzerinde anlamı vardı.
Yine de bu koşullar altında bu liderlerin ve başında bulundukları sistemin, emperyalizmin müdahalesiyle değil, bizzat kendi toplumlarının mücadelesiyle sona erdirilmesi gerekirdi.
Ancak hiçbirinde öyle olmadı. Birleşmiş Milletlerin İkinci Dünya Savaşı’nın ardından aldığı kararı tanımayan büyük güçler, tıpkı Ortaçağ’da olduğu gibi, gücünü farklı ülkeler üzerinde zorla hegemonya kurmak için açıkça kullanmaya devam ettiler ve ediyorlar.
Her şeyden önce bu savaş, Birleşmiş Milletlerin hiçbir hükmünün kalmadığını bir defa daha açıkça teyit etti. Yaşanan gelişmelere karşı toplanmaktan başka bir iş yapamayan bu örgütün, daha en başından, yani 1948’den beri hiçbir işlevinin olmadığı zaten görülüyordu.
İkincisi, Hamaney’in bir saat içinde öldürülmesiyle tekrar gün yüzüne çıkan İran’daki Mossad ajanlarının fazlalığı ve üst düzey birimlere kadar sızdığı iddiaları diktatörlükle yönetilen ülkelerde ciddiyetin ve ülkeye sadakatin ne ölçüde yok olabileceğini tekrar kanıtladı.
Son olarak, henüz müzakereler sürerken pervasızca başlatılan bu savaş, Trump’ın 21. yüzyılın Hitler’i olma yolunda ne kadar hevesli olduğunu gösterdi. Trump, çok değil üç yıl sonra görevinde olmayacaktır ancak özellikle ikinci döneminde yaptıklarıyla ve söyledikleriyle tarihin en zalim ve etik ölçülerden yoksun liderleri arasına çoktan girmiştir.