Değişimi algılayamamak
Hem toplumların hem de bireylerin kendini tanımlarken olumlu yönlerini ön plana çıkarması, olumsuz yönlerini ya arka plana atması ya da hiç görmemesi genelleme yapılabilecek derecede yaygın bir davranış biçimidir. İnsanlar kendisini ve içinde bulundukları toplumu genellikle yardımsever, çalışkan, misafirperver, iyi niyetli olarak tanımlarlar ve bu bakış açısı ile kendilerine ve topluma yakıştırdıkları bu kimliği nesilden nesile aktarırlar.
Burada iki nokta ön plana çıkıyor. Birisi toplumların değişim süreci diğeri ise bu değişim gerçekleşirken sahip olunan farkındalık düzeyi.
Toplumsal değişimin gerek kısa gerekse de uzun vadeli analizi dünyanın hiç bir yerinde tek tek bireylerden veya resmi organlardan beklenemez. Bireylerin eskiye özlem ve mevcut statüyü koruma içgüdüsü, resmi organlarınsa bireylerin bu halinden memnuniyeti nedeniyle, bu durumun toplumsal analizi bütünüyle “aydın” olarak tanımlanan sanatçı, akademisyen, yazar, düşünür kesimlerine kalmıştır. Bu kesimlerin toplumsal değişimi analiz ve aktarma çabaları ise sıkça geniş halk kesimleri ile resmi organlarının direnci ile karşılaşmaktadır.
Farkındalık öncelikle bireysel ve dolayısı ile toplumsal dürüstlük ve samimiyetle başlar. Değişen ve dönüşen kavramları görmezden gelerek, eğip bükerek, işimize geldiği gibi yaşamaya devam ederek yürüyeceğimiz yolun adı değişim dönüşüm değil olsa olsa en hafif tabirle kendimizi kandırmak olacaktır.
Toplumsal değişim süreci bütün toplum kesimleri için zorluklar içerir ama kendini muhafazakâr olarak tanımlayan kesim açısından biraz daha fazla sancılı geçer doğal olarak. Kavramların, değerlerin içeriği, anlamı artık o kadar hızlı değişiyor ki bir anda kendinizi çağın gerisinde bulabilirsiniz. Bu durum değişime karşı daha dirençli olan muhafazakâr kesim açısından biraz daha zorlu yaşanmaktadır.
Eskiden yüzlerce yıl süren ve güçlükle hissedilebilen toplumsal değişim, artık bir yıldan kısa bir zaman ile ölçülebiliyor ve siz bu hızlı değişen dünyada muhafazakâr refleksler göstermeye çalışıyorsunuz. Çok yakında daha da artacak bu değişim hızı ile toplumsal kimlik, hatta muhafazakârlığın tanımı bile silikleşecektir.
Burada ifade etmek istediğim, toplumsal kavramları, değerleri değişimin farkına vararak algılamak, değerlendirmek ve yaşamak. Yok saymak, unutmak, önem ve değerini görmezden gelmek değil elbette.
Aksi halde, anlamsız ve gerçek bağlamından kopmuş bir şekilde, varsaydığımız ama aslında olmayan bir değerler dünyasında kendimizi kandırıp yaşamaya devam ederiz.