İktidar olmanın basit kuralı
Siyasal partiler, belli görüşler, fikirler, amaçlar veya bir ideoloji çerçevesinde bir araya gelenler tarafından kurulur. Partinin kurucularının, yöneticilerinin, üyelerinin tümünün her konuda aynı düşüncede olmaları tabii ki beklenemez. Önemli olan asgari müştereklerde buluşabilmektir.
Bir siyasal partinin olmazsa olmaz özelliği ise iktidar veya iktidar ortağı olmak adına mücadele yürütmektir. Parti kurmanın, siyasal mücadele yürütmenin doğasında bu arzu ve beklenti vardır.
Günümüz Türkiye’sinde Milliyetçi Hareket Partisi, bu temel kuralın dışında davranan tek partidir. En az 10 yıldır Recep Tayyip Erdoğan’ı ve partisini iktidarda tutmak için elinden geleni yapan bu parti, siyasetin doğasına aykırı hareket etmektedir. Devlet Bahçeli’nin birkaç gün önce dile getirdiği, “Biz Cumhur ittifakı ortağıyız, iktidar ortağı değiliz” cümlesi, üzerinde ciddi şekilde durulması gereken manidar bir açıklamadır.
Bir siyasal partiden beklenen bir diğer önemli özellik, tutarlı ve bütüncül bir program ortaya koyarak, ana hatlarıyla bundan şaşmamaktır. Toplumun bütün kesimlerini memnun etmek hiçbir siyasal parti için mümkün değildir. Buna karşın bazı partiler toplumun her kesiminden oy alabilirler ancak bunun çoğu zaman herkese şirin gözükmeye çalışarak gerçekleşmediği de bilinmelidir.
İktidarda olduğu yıllar boyunca her kesimden oy alabilen bir parti olan AKP, çizdiği sayısız zikzaklara rağmen hiçbir zaman belli bir kesimin oyunu topyekûn kaybetmiş değildir. İktidar partisindeki erime, çizdiği zikzaklar ve popülist politikaları nedeniyle her kesimden önemli miktarda desteğin geri çekilmesiyle yaşanmaktadır.
CHP de iktidara gün geçtikçe yaklaşmakta olduğu bu süreçte bu bilinçle hareket etmeli, belli konulardaki duruşundan taviz vermemelidir.
Bu konuların başında hiç şüphesiz demokrasiyi, özgürlükleri ve insan haklarını savunmak gelmektedir. Türkiye’nin demokrasi karnesinin her geçen gün biraz daha dibe vurduğu bugünlerde CHP’nin önceliği demokrasiyi savunmak olmalıdır. Türkiye’yi olası bir CHP iktidarında, bugünlerdekine benzer bir anti demokratik düzene götürmeye hevesli bütün fikirlere ana muhalefet partisinin şimdiden sırt çevirmesi gerekir.
Bir diğer önemli nokta ise tıpkı yetmişlerde olduğu gibi, emeği savunan, emekçi kesimlerin haklarına sahip çıkan bir anlayışın ön plana çıkartılma zorunluluğudur. İşçilerin art arda greve gittiği, emeklilerin açlık sınırının altında yaşadığı, tarımda üretimin gittikçe azaldığı bu koşullarda toplumla kucaklaşabilmenin yolu budur.
CHP bu iki konu üzerinde ciddi ve kararlı bir şekilde yalpalamadan durabilirse, ilk seçimde rahat bir biçimde iktidar olması sürpriz olmaz.