İstanbul
Açık
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,5288 %0.1
51,4021 %-0.08
6.917,74 % 0,12
73.670,15 %-0.837
Ara

Güney Afrika’daki ırk temelli çiftçi cinayetleri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Güney Afrika’daki ırk temelli çiftçi cinayetleri

Sadık okuyucularım bilir. Türkiye odaklı yazılar yazarım ama aslında ben Yüksek Lisans derecesine sahip bir Uluslararası İlişkiler uzmanıyım.

Bu yüzden zaman zaman dünyada olup bitenlerle ilgili de bir kaç kelam etmem gerek diye düşünüyorum.

ABD Başkanı Trump Güney Afrika Cumhurbaşkanı Matamela Cyril Ramaphosa’yı Oval Ofis’te ağırladığında “Ülkenizde sistemli bir şekilde beyazlar öldürülüyor” dedi ve dünya bu anları şaşkınlıkla izledi. Hatta Trump’un Zelenski’ye yaptığı gibi bir terbiyesizlik yaptığını söyleyen bile oldu.

Ancak Trump belki de ilk kez haklıydı.

Gelin Güney Afrika’daki şiddet gerçeğine biraz daha detaylı bakalım.

Güney Afrika’da 2023 yılı boyunca 296 çiftlik saldırısı ve 49 cinayet kaydedildi. 2024’te ise ülke genelinde toplam 26.232 cinayet işlendi. Günlük ortalama 70’ten fazla insanın öldüğü bir ülkede, güvenlik yalnızca kentlerin değil, kırsalın da en yakıcı gündemi haline gelmiş durumda.

Ancak çiftlik saldırılarının bir kısmı sıradan gasp ya da soygun girişimleri değil. Bazı vakalarda kurbanlar işkenceye uğruyor, yakılıyor, boğuluyor. Özellikle yaşlı, savunmasız bireylerin hedef alınması ve bazı saldırılarda “seni öldürüyoruz çünkü beyazsın” gibi ifadelerin yer alması, bu şiddet biçiminin salt kriminal değil, aynı zamanda etnik motivasyonlu olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Güney Afrikalı bir çalışma arkadaşımın ailesi yıllar önce böyle bir saldırıya uğradı ve iki aile ferdi yaşamını yitirdi. Olay tutanaklarına saldırganların açıkça ırkçı nefret taşıyan sözleri yansıdı. Ancak olay, nefret suçu olarak değil, basit bir gasp suçu olarak kayda geçti. Bu örnek, sadece yargı sistemindeki boşluğu değil, aynı zamanda travmatik deneyimlerin inkâr edilme biçimini de gösteriyor.

Güney Afrika’nın tarihsel katmanlarında ırkçılık yalnızca toplumsal bir refleks değil, aynı zamanda devlet politikasıydı. Apartheid rejimi (1948–1994) boyunca siyah çoğunluk siyasal, ekonomik ve mekânsal olarak sistematik biçimde ezildi. Beyaz azınlığın lehine kurulan bu düzen, siyah Güney Afrikalılar için derin bir kolektif travma yarattı. Bugün kimi analistlerin “intikam şiddeti” olarak nitelendirdiği bazı çiftlik saldırıları, bu travmanın gölgesinde okunuyor.

Ancak tarihsel haksızlıklar, bugünkü şiddetin gerekçesi olamaz. Geçmişteki baskı, bugünkü etnik nefreti meşru kılmaz. Özellikle EFF lideri Julius Malema’nın “Kill the Boer” (Çiftçiyi öldür) gibi sloganlarla siyasal söylem üretmesi, yalnızca toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Bu ifadeler mahkemelerce “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirilmiş olsa da, sahadaki şiddeti kışkırtma potansiyeli taşıdığı aşikâr.

Uluslararası düzlemde bu tartışmalar giderek büyüyor. 21 Mayıs 2025’te Trump, Beyaz Saray’daki konuşmasında Güney Afrika’da beyaz çiftçilere karşı işlenen suçların “soykırım boyutuna ulaştığını” ileri sürdü. Trump, aynı zamanda Afrikaner topluluğuna iltica desteği sağlayan bir kararnameyi imzalayarak bu iddiayı resmiyete taşıdı.

Afrikanerler, 17. yüzyılda Hollandalı sömürgecilerin torunları olan, Güney Afrika’da yerleşik bir beyaz azınlık topluluğudur. Afrikaans dilini konuşan bu grup, uzun yıllar ülkenin ekonomik ve siyasal elitini oluşturmuş, apartheid rejiminin de ana destekleyici kitlesi olmuştur. 1994 sonrası demokratikleşme sürecinde iktidardan düşseler de, özellikle kırsal alanda tarım sektöründe hâlâ etkili bir topluluk olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Bugün yaşadıkları şiddet, hem tarihsel konumları hem de sembolik statüleri nedeniyle ulusal ve uluslararası kamuoyunda özel bir dikkatle izleniyor.

Güney Afrika hükümeti Trump’ın söylemlerini reddetse de, çiftlik cinayetlerinin veriyle takip edilememesi, güvensizliği daha da artırıyor. AfriForum’un 2023 yılına ait raporuna göre 2019–2022 arasında 1.402 çiftlik saldırısı yaşandı; bunlardan yalnızca 66’sı mahkûmiyetle sonuçlandı. Başka bir deyişle, %95’ten fazlası hâlâ cezasız. 2023’ün ilk çeyreğinde kaydedilen 77 çiftlik saldırısından sadece 9’unda şüpheliler yakalanabildi. Bu adalet açığı, yalnızca çiftçileri değil, kırsalda yaşayan tüm halkı tehdit ediyor.

Güney Afrika'da yolsuzluk, kamu güvenliği ve adalet sisteminin etkinliğini ciddi şekilde zayıflatıyor. Transparency International’ın 2024 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde ülke, 180 ülke arasında 82. sırada yer aldı. Ibrahim Afrika Yönetişim Endeksi’ne göre ise Güney Afrika, yolsuzlukla mücadelede kıtanın en büyük gerileyen ülkesi oldu. Bu durum, özellikle kırsal alanlarda devletin hem güvenlik hem de adalet sağlama kapasitesine dair inancı sarsıyor.

Ayrıca Güney Afrika’daki “Witkruis Monumenti” (Beyaz Haç Anıtı), saldırılarda öldürülen beyaz çiftçiler anısına dikilmiş binlerce haçla bu sessiz krizin fiziksel bir hafızasına dönüşmüş durumda. 2025 itibariyle 70 binden fazla Güney Afrikalının ABD’ye iltica başvurusunda bulunmuş olması da bu korkunun istisnai değil, kitlesel olduğunu gösteriyor.

Evet, Güney Afrika’da şiddet tüm toplum katmanlarını etkiliyor. Siyah Güney Afrikalılar da yüksek oranda suç mağduru. Ancak bu gerçeği kullanarak çiftlik cinayetlerindeki orantısızlığı ve potansiyel ırksal motivasyonları görmezden gelmek, çözüm yerine inkâr üretmek anlamına gelir.

Çiftlik cinayetleri ne yalnızca beyazların sorunudur, ne yalnızca siyahların öfkesinin anlaşılır bir yansımasıdır. Bu mesele, adaletin, güvenliğin ve toplumsal barışın nerede durduğuna dair bir sınavdır. Ve bu sınav, sadece Güney Afrika’nın değil, küresel medyanın, insan hakları savunucularının ve siyasetçilerin de sınavıdır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *