İstanbul
Açık
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2419 %0.03
53,1273 %0.38
6.782,11 % 2,36
81.263,53 %0.434

Ben olsam firmaya reklam hizmeti faturası gönderirdim

YAYINLAMA:
Ben olsam firmaya reklam hizmeti faturası gönderirdim

Bosch Türkiye'nin Anneler Günü için hazırladığı "Tam bi' anne hikayesi" başlıklı reklam filmi sosyal medyada tartışma yarattı.

Bu tartışmalar olmasa konudan haberim olmayacak.

Reklamı buldum izledim. Bir mağazada iki kadın müşteri annelik üzerine sohbet ediyorlar. Reklamın sonunda eve gelen anne, “oğluşum” diye seslenince ağzında oyuncağıyla, köpek geliyor. Meğerse çocuk diye bahsettikleri evcil hayvanmış. Kerata bi de bir tatlı. Tabii tatlılığı tartışmaları engellemiyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, sosyal medya hesabından "Annelik, reklam diline indirgenerek değersizleştirilecek bir kavram değildir" diye tepki gösterdi.

Açıklamayı anladığımı söyleyemem. “Reklam diline indirgenen” nedir? Değersizleştirme kriterlerinden biri reklam diline indirgemek midir?

Ürünün hedef kitlesi anneler ise, annelere hitap etmesi doğal değil midir? Anneleri reklam diline indirgememek için, babalara veya dayılara amcalara mı hitap edilmeliydi.

Mesela “Dayılar, anneler gününde kız kardeşinize layık bu fırsatı kaçırmayın!” gibi mi?

O reklamın sonunda kameraya koşan köpek değil de bir çocuk olsaydı; aynı bakanlık 'annelik reklam diline indirgeniyor' diye ayağa kalkacak mıydı? Yoksa anneliği bir süpürgeyle pazarlamak sadece çocuk söz konusu olduğunda mı 'mübah' sayılıyor?

Mesele; anneliğin 'değersizleşmesi' değil; anneliğin çizilen sınırların dışına çıkma ihtimali midir? Korunan, anne değil de konulan tanım mıdır?

Bakan Göktaş "Annelik; bir iletişim kurgusu değil, bir neslin ve bir geleceğin taşıyıcısıdır." diye devam ediyor sözlerine.

Kabul ediyorum; “İletişim kurgusu”, "reklam diline indirgemek" ifadesinden daha sofistike ve entelektüel görünümlü. Ama hayatın içinde var olan herhangi bir şeyi iletişim kurgusu dışına taşımak, hayatın doğal akışına aykırı değil mi?

Aynı reklamda anne, çocuklarına börek açıp evi süpürseydi; bu da bir "iletişim kurgusu" (çünkü o da bir senaryo) olmasına rağmen, bakan buna "kurgu" demeyecekti. Belki de "gerçek değerlerimizin yansıması" diyecekti. Bir iletişim kurgusu yapmış olacaktı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, reklamın yargıya taşınacağını duyurdu. İddianame nasıl düzenlenecek diye merak ettim doğrusu. Duruşma: “Sayın Hâkim, reklamdaki kadın, köpeğe “oğluşum” demek suretiyle…” diye mi başlayacak.

***

RTÜK Başkanı Mehmet Daniş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Aile kavramı üzerinden ekranlarda değer erozyonu yaratılmasına izin vermeyeceklerini” söyledi.

Daniş, "Anne-evlat bağı gibi derin, kurucu ve toplumsal devamlılığın temelini oluşturan bir değerin, ticari kaygılarla esnetilmesi, sembolleştirilmesi ve sıradanlaştırılması kabul edilemez" dedi.

"Anayasamızın 41. maddesinde aile yapısının temel unsurları bellidir" diyerek sözlerine devam eden, Daniş: "Anne, baba ve çocuk. Ailenin kurucu unsurları dışındaki her türlü konumlandırma, hayatın olağan akışına aykırı bir anlatıdır." ifadelerini kullandı.

Mehmet Daniş gücünü anayasanın 41. Maddesinden alıyordu. Anayasada “Anne, baba ve çocuk(lar) ve kediler ve köpekler…” diye yazmadığına göre, bir kediye annelik yapmak veya bir köpeğe “oğluşum” demek de anayasaya aykırı olmalıydı.

Anayasa, ancak “evladım” denilen o kediye/köpeğe vatandaşlık hakkı (miras, askerlik, seçme seçilme) talep edildiğinde geçerli bir hukuki argüman olur. Kişinin kendi duygusal evreni, devletin resmi tanımlarıyla sınırlanamayacak başka bir evrendir.

***
Anayasa, bir kadının, köpeğine "evladım" demesine engel ise, bir sevgilinin diğerine "hayatım" (hayat ona ait değildir) ya da bir arkadaşın diğerine "kardeşim" (aralarında kan bağı yoktur) demesine de engel olmalıdır.

“Bir Dede Korkut kahramanı olan Bamsı Beyrek, 16 yıllık zindan hayatının ardından hürriyete erişir. Atı Dengiboz’la karşılaştığında her ikisinde de samimi bir sevinç peyda olur. Dengiboz, 16 yıldır görmediği Bamsı Beyrek’e adeta temenna eder. Bunun üzerine Bamsı atına şöyle seslenir:

At demezem sana
Kardaş direm
Kardaşımdan ileri”

Muhtemelen, Bamsı Beyrek’in anayasamızın 41. Maddesinden haberi yoktu. Yoksa bir at olan atına, “kardaşımdan ileri” demezdi.

Ama belki bu kısıtlama kadınlarla sınırlıdır. Erkekler atına kardaşım, köpeğine evladım diyebiliyordur.

***

Eğer bir kadının köpeğine "oğluşum" demesi annelik kavramını törpülüyorsa, bir annenin öz evladına “Kuşum”, "kuzum", “aslanım” demesi de evladın "insan olma vasfını" törpülüyor demektir!

Bence parklarda, çocuk bahçelerinde, okul önlerinde her annenin başına bir hitap denetçisi konmalıdır:
— "Hanımefendi, az önce çocuğunuza 'paşam' dediniz. Çocuğunuzun rütbesi nedir? Orduyu mu aşağılıyorsunuz, yoksa monarşi mi getirmeye çalışıyorsunuz? Lütfen anayasal sınırlara çekilin ve sadece 'evladım' diyerek hitap edin!"

***

Firma, reklamı yayından kaldırmış. Niye kaldırmasın ki? Pazarlama dünyasında "Streisand Etkisi" olarak bilinen durum söz konusu.

Streisand etkisi, saklanmaya, gizlenmeye, sansürlenmeye veya kaldırılmaya çalışılan bir bilginin genellikle internet gibi araçlarla daha geniş kitlelere ulaşması fenomenidir. Tepki gösterilen reklam, Üç beş gün kısıtlı bir izleyiciye ulaşmayı hedeflenmişken, Bosch'un milyarlar harcasa ulaşamayacağı bir "erişim" ve "akılda kalıcılık" sağlamış durumdadır.

Belki de şu anda firma, bu deneyiminden yararlanıp, benzer yeni projeler üretmeyi planlıyordur. Mesela; anne olduğu belli olan bir kadın, koltukta yayılmış çekirdek çıtlıyordur. Kamera yerlere saçılmış çekirdek kabuklarına odaklanır, ekrana bir ses düşer “Bosch varsa, kaygı yok. Çekirdek yiyen anneler için!”

İşte!.. Yeni bir tepki dalgası için gereken her şey hazır. En azından anne, tanımlanmak istenen anne profilinde değildir. Yani annelik kavramı törpülenmektedir. Zira anne, kendi arzuları (çekirdek çitlemek, dinlenmek, eğlenmek) olan bir "birey" değil, odağında her zaman "öteki" (çocuğu) olan bir işlevdir.

İlgili birimlerden şöyle bir açıklama gelebilir: "Görüntülerde annenin çekirdek kabuklarını yere atması, sadece hijyen kurallarını ihlal etmekle kalmamış; aynı zamanda Türk toplumunun 'evini mabet bilen' ve yerin temizliğine atfettiği manevi kutsallığa yönelik açık bir tezyif (aşağılama) girişimi olarak değerlendirilmiştir."

Buyurun! Tetiklenen yeni bir “Streisand etkisi”

***

Bence Bosch’a yüklü bir reklam hizmeti faturası kesilmedir.

Bu tepkiler nedeniyle görünürlüğünü ne kadar arttırıldığı ölçülebilir, bunun reklam karşılığı kolaylıkla hesaplanabilir.

Tahsil edilen reklam bedeli:
RTÜK,
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı;
'Çocuk yerine köpek' propagandası başlığıyla haber yapan Yeni Şafak gazetesi;
ve reklamı daha görünür kılan diğer tüm paydaşlar arasında adil bir şekilde bölüştürülebilir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız