Aşk Romanlarının İki Yirmi Dört Saati
“Leylaklar soluyor” diye yazdı. “Güneşin son ışıkları pencerenin biraz aralık kalmış perdesinden içeri sızıyor ve tozlanmış piyanonun üzerindeki vazoyu yakıcı bir akşam kızılına boyuyor.
İyi geceler anne, ben artık yokum
Salonu aydınlatan üç köşe lambasından birini daha kapatıyorum. Turuncu bir loşluktayız şimdi. Televizyondan yayılan mavimsi ışık, duvarlarda ara sıra parlıyor ve artık hepsini ezberlediğim fotoğrafları ölgünce aydınlatıyor. Fotoğraflar. Anneme, babama, bana ait fotoğraflar.
En iyi dostu Mozart’dı
Müdür beyin imzasını taşıyan özel izin belgesini bekçiye gösterdi ve demir parmaklı kocaman bahçe kapısının açılmasını bekledi. Çıktı. Babasının kendisi için özel olarak yaptırdığı Oxford model keman kutusunu dikkatle taşıyarak Taksim’e doğru yürüdü. Zambak sokağa girdi.
Kahverengi gözleri vardı
Başını hafifçe sağa çevirdi. Sadece çevirdi. Eğmedi. Bükmedi. Yaşamı boyunca nefret ettiği bu iki hareketin hiçbirini yapmadı. Çenesini avucuna dayadı. Son zamanlarda yüzünden hiç eksik olmayan o acı hüzün, hemen gelip gözlerine yerleşti.
‘Kötü, deli ve tehlikeli’…
Mor. Güneş yükseldi ve kızıl ışıkları Ege’nin karanlık mavi sularına vurdu. Her taraf mor bir renge büründü. Missolonghi’nin küçük beyaz evleri koyu bir erguvan moruna boyandı. ‘Palaşkerme’ tipindeki yelkenli gemi mor ışıklarla yıkanırken, askerler ön güvertede tören düzeni aldı.