Soyan soyana
Şu Türkiye toprakları nasıl da bereketliymiş. Herhalde sonsuz zenginliğe sahip ki, Osmanlı’dan beri gelen soyuyor, giden soyuyor.Siyasetçisi, bürokratı, iş insanı, finansçısı, sivil toplumcusu, yargı mensubu, güvenlikçisi, küçük esnafı hiç fark etmiyor. Zaten atasözümüzde var. Bal tutan parmak yalar, diye... Sayın okur, bu meslekleri sayarken toptancılık yaptığımı sakın düşünmeyin. Her çuvalın içinden çürük meyve çıkıyor. Her meslekte bir takım yolsuz, bozuk insanın çıkması doğal da bizdekiler biraz fazla geliyor; hele de son yıllarda ortaya saçılan rezilliklere baktığımda, bizim memleketin temeli çok sağlammış ki bunca edepsizliğe rağmen hala sapasağlam ayakta durabiliyor, diyorum.
Yazacağım hikayeyi muhtemelen çoğunuz biliyorsunuzdur. Ben hafıza tazeleyeyim. Osmanlı döneminde, memleketin birinde bir kadı varmış ama ne kadı... Yolsuzluk ve uğursuzluğunu bilmeyen yokmuş. Zamanla kadı efendinin marıfetleri padişahın kulağına gitmiş. Sadrazamına sormuş; o da olanları doğrulayınca kadı efendi görevinden azledilmiş. Memleket ahalisi kadı efendinin son gününde evine gitmiş. Hem veda edecekler hem de kadı efendiyle biraz da saraka geçeceklermiş. Ama bir de ne görsünler! Kadı efendi ağlıyor.
Sormuşlar: “Kadı efendi, neden ağlarsın?”
Kadı efendi cevap vermiş:
“Ey ahali, kendime değil, yakın gelecekte başınıza geleceklere ağlıyorum. Odanın şu köşesinde duran para küpünü görüyor musunuz? Bu küpün dolmasına bir parmak kalmıştı. Yeni gelen kadı boş küpünü getirecek. Bakalım onu hangi imkanlarla dolduracaksınız?”
Bakıyorsunuz, bütün ana muhalefet partisi belediyelerinde yolsuzluk skandalları peşpeşe patlıyor ama iktidarın yerel yönetimleri pirü pak. Arada bu fon soygunu rezaleti gibi, milyonlarca kişiyi mağdur eden üstü örtülmesi imkansız bir yolsuzluk ve keriz silkeleme olayı patlak verirse işlerin rengi değişiyor. Bir bakıyorsunuz AKP iktidarının bir eski bakanı ve halihazırdaki genel başkan yardımcısı kocasıyla birlikte balon misali şişirilmiş bir fona bir kaç yüz milyon yatırmış. Dört ay sonra karı koca milyarları cebe atıp fondan çıkmışlar. Bildiğiniz gibi paraların cebe atılmasının hemen sonrasında o fon ve diğerleri batmış. Ne uyanıklık ama... Olay patlak verip bir gazeteci kendisine ulaşınca da yüzü kızarmadan verdiği cevap:
“Şu anda meşgulüm.”
Herhalde o anda istiflediği paraları nereye koyacağını düşünmekle meşguldü.
Hatırlatırım. Pandemi döneminde bir Sanayi ve Ticaret Bakanı hanım vardı. Bu hanım kendi şirketinin üretimi dezenfektanları başında olduğu bakanlığa fahiş fiyatla satıp kesesini doldurmuştu. Marifetleri ortaya çıkan kadın istifa etmek zorunda kalmıştı. Pardon, istifa değil, görevden affını rica etmiş, bu ricası kabul olmuştu. Ama devleti zarara uğratmak suçundan hakkında adli soruşturma açıldığını duymadık.
Şimdi şişirilen fonlarla voli vuran AKP Genel Başkan Yardımcısı da istifa etmiş. Ancak AKP’nin internet sitesinde hala genel başkan yardımcısı görünüyor. Görevden affı kabul edilmedi mi acaba? Edilmediyse neden? Biraz daha voli vurması mı bekleniyor?
İtikadı bütün olan bu hanım kızımız 2009 yılında ailesinin zor durumda olması nedeniyle AKP yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden burs alarak ABD’ye eğitime gitmişti. Elektronik mühendisi diplomasıyla Türkiye’ye döndü. AKP’den milletvekili, bakan, genel başkan yardımcısı oldu. Eğitim için ABD’ye giderken beş parası olmayan bu hanım kızımız 10 küsur yıl içinde nasıl yüzlerce milyon lirayı bulup bu fonlara yatırabildi acaba? Bizdeki bir başka atasözü de “Devletin malı deniz, yemeyen domuz”dur.
Geçmişe bakıyorum. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller hakkında yolsuzluk iddiaları TBMM gündemine gelmişti. Ancak Yılmaz ve Çiller birbirlerini aklayarak Yüce Divanlık olmaktan paçayı kurtarmışlardı.
Daha yakın geçmişte ise bir yazar kasa fırlatma olayı var ki işte o son koalisyon hükümetini tarihin çöğlüğüne atmış, “Üç Y’ye, yani yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara son vereceğiz” sözü veren AKP’nin önünü açmıştı. Ancak üç Y sözü veren iktidarın son 24 yıllık icraatına baktığımda Y’lerin üçü de yerli yerinde duruyor.
Haksızlık yapmak istemem. Sistem bu. Yakın geçmişte de yolsuzlukları nedeniyle istifa eden ya da cezaevine giren bir kaç bakan vardı. Hatırladıklarım, 1978’deki Ecevit azınlık hükümetinin Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı’yla Sosyal Güvenlik Bakanı Hilmi İşgüzar. İkisi de yolsuzluk ve rüşvet almak suçundan cezaevine girmişlerdi. Bir de Turgut Özal’ın ilk ANAP Hükümeti döneminde Devlet Bakanı İsmail Özdağlar da rüşvet iddiasıyla Yüce Divan’da yargılanmıştı.
Atlamayayım, 1970’li yıllarda bütün dünyada patlak veren Lockheed şirketi rüşvet skandalında dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Emin Alpkaya’nın adı geçmiş ancak bütün suç Lockheed’in Türkiye temsilcisi Nezih Dural’ın üstüne yıkılmıştı.
Sistem böyle. İstediğini, kurban etmeye karar verdiğini anında harcar, geri yanını kollar, elletmez. Zincirde zayıf halka olmayacaksın kardeşim. Oldun mu anında okka altına gidersin.