Tom nurları
“Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı” der, atalarımız.
Bu söz son zamanlardaki Hollywood’n eski yüzleri için hiç geçerli olmasa gerek. Çünkü ne “Şeytan Marka Giyer” 2006 yılı ilkinden sonra ikinci olarak tam yirmi yıl sonra bir araya gelen kadro yine iş yapıyorken. Üstelik benimde en sevdiğim huyu ve suyu ile benzeşlik, mesleki anlamda da örtüştüğüm, Andrea rolü ile Anne Jacqueline Hathaway itibar kaybetmedi. Christopher Nolan bile The Odyssey’de, Kraliçe Penelope için onu tercih etmişti. Hatta üçüncü işi yarın izleyeceğimiz, “Gerçeğin Diğer Kıyısı” filminde rol alıyor. Ben, daha da ileri gidiyor ve bitin biti; üstlerin üstü gb bile olabilir, diyorum. 2024 yılı “The Return” Filmi-Queen Penelope performansı ve duru güzelliği ile hâlâ yıllara cesurca meydan okuyan Juliette Binoche.
Aynı şekilde diğer eski oyunculardan; bugün konusunu aktaracağımız ve Tom Cruise’n eski eşi olan Nicole Kidman ile Sandra Bullock’lu, Aşkın Büyüsü ilki 1998’ di. Yenisi 2026. Hâlâ rağbet var. Hâlâ çok tatlılar. Tabii Tom Cruise’den boşandıktan sonra ilk performansı, Moulin Rouge! Eşsiz güzellik yani bana kalırsa orada bir Rita Hayworth ‘dı.(1918-1987)
Aradan yıllar geçti ama gerçektende ne varsa eskide varmış, demeye devam ediyoruz. Tom Cruise beklerken, ertesi gün Brad Pit’i izleyeceğiz.
Seksenlerin ilk başlarından itibaren hayatlarımızda olan yakışıklılar kasıp kavurmaya devam ediyor.
1981 yılında “Sonsuz Aşk” ile sinemaya geçiş yapan ve şimdiye kadar hiçbir ödül sahibi olamayan Tom Cruise, Sinemaya Katkılarından Dolayı, geçtiğimiz yıl onur ödülü sahibi oldu.
Benim için Tom Cruise, Top Gun (1986) Türkiye’ de de 1987 yılında fırtına estirdi. O zaman bu zaman onca film, bende o tadı veremedi. Bu filmde artık zamanı geldiğini düşündüğüm işte o performans Tom Cruise’de gelmiş. Hemen burada parantez açalım, ensesinde ise boy farkı ile Johnny Depp, Charles Dickens’n klasiği “Ebenezer: A Christmas Carol” ile geliyor. Anlayacağınız bizim yakışıklılar performans da; ne hız kesmeye, ne de birinciliği kaptırmaya pek niyetli değil gibiler.
DIGGER – KAZICI
Ödüllü, Meksikalı Yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun 129 dk boyunca, dünyanın en güçlü ve de dolayısı ile zengin insanlarından Texaslı Petrol Milyarderi hani seksenlerdeki Dallas dizisi ve J.W.Ewing misali. Daha da fazlası çünkü o Digger Rockwell çünkü ve hikâyesi beyaz perdeye aktarılıyor.
Küreselliği olağanlaştırıp, sonrada yaratılanı kurtarmaya kalkan, Tanrı’lığa soyunmanın bir analizi olarak çıkmakta.
Yaratılanı kurtarmak!
Esas mesele burada işte çünkü Tanrıdan daha çok Tanrı ki, filmin sonuna doğru tüm olanlardan sonra ustaca tüm din ve inançları, insanlara sorgulatarak; Tanrı’ya bile bir külçe altın karşılığında satış yapabilen usta bir pazarlamacı aynı zamanda, Digger.
Nereden baksanız, çok cesur bir film.
Film ile ilgili çok yazmak istemiyorum. Çünkü Türkiye’de ilk izleyenlerden birisi olarak (29.09.2026 sabah, 10.30’da Tims tarafından ve Ppr medya işbirliğinde. Kanyon Paribu Cineverse salonunda izlediğimiz,İlk basın gösterimi) sonrası ise akşama İstanbul Modern açılış –gala ile sinefillere gösterilecek.
Filmin açılışı şöyle diyor:
Film sizi bir serüvene çıkaracak, tadını çıkarın. Fazla spoiler vermeyin!
Bende aynı zamanda filmin yapımcısı da olan Tom Cruise’a önce “Hoş geldin!” diyorum. Çünkü gelmiş geçmiş en iyi versiyonu bulacaksınız. Sanat disiplinleri arasında kendisi ile de yüzleşen ve para kimde ise düdüğü çalmanın ötesinde.
Özet şunu sordurtuyor:
Siz, bu evrene sorunlar, çözümsüzlük aşamasına gelene kadar ne kadar olumsuz katkıda bulundunuz?
Film, yıllar öncesi Truman Show’n (1998) ilk izlediğimizdeki esrarı, büyüsü ve şaşkınlığının fazlasını yaratacak ölçüde.
Bana göre yılın EN İyi Filmlerinden biri ve kesinlikle; hem En İyi Erkek - hem yardımcı erkekte (ABD Başkanı rolündeki, John Goodman, muhteşem) yerini açık ara alır. Elbette yardımcısı, danışmanı Dr.Ganesh rolünde Rıza Ahmed’de kezâ.
Dr.Ganesh demişken ki sahnelere dikkat!
Yağmur ve buzdağının görünen kısmı.
Elbette kısa rolü olsa da çalışkan ve performansları ile taktir ettiğim, Sandra Hüller’i bu yıl üçüncü işinde görüyoruz. Burada Emma rolü olarak Digger’i dizginlemeyi yer yere becerebilen (çevreci) kadın olarak, hem önce “Kurtuluş Projesi”nde gördük. Hem bu yıl IKSV de “Rose” filmi, gerçek hikaye ile muhteşem ötesi bir oyunculuk performansına şahitlik ettik.
Muhteşem dekor, makyaj, teknik, tadı damağımda kalan Digger filmi çıkışı, bir animasyona girdik. Ama yeniden oynasa izlerdim, eminim sizleri de büyüleyecek.
Hayattan geçerken; öylesine denize, toprağa attığınız bir kâğıt parçasındaki sorumluluğunuz, filmde örnekleme yapıldığı gibi Amerika’nın düşmanı sürekli Rus-Çin’ miş gibi kendinden kaçarak, başkasını suçlayarak değil. Kendine dönüp bakmanın ve elbette nesli tükenen hayvanları biz umursamadığımız gibi onlarda bizi umursamıyor. Tespitler hep açık ve net olarak sunuluyor.
Ve bir gemide olduğumuzu, Nuh’n gemisi üzerinden ironi yaparak, kara mizahın ve tiyatronun /fars ile vodvil’n bu derece iyi şekilde harmanlanarak sinemaya aktarılmış olması, yine ayrı üzerinde konuşulacak bir değerlendirme içermekte.
Film, bizim Van kedisine benzeyen ama yaşlılıktan Digger’a göre 38, veteriner hekime göre 200 yaşındaki hayatının anlamı Maggie adlı Bembeyaz kedisi ile başlayan hikâye ve Maggie’ye yaklaşımı, Maggie’nin sahibine yaklaşımını. İnsan-Hayvan faktörü üzerinden nasıl hayvanlaşıyoruz? Sorusunu izleyiciye sordurtan. Avrupa mahkemesindeki Show’u ile büyüleyen, Tom Cruise yani, Digger.
Dedelerinden aldığı mirası kazarak, bugünlere geldiğine göre emir erlerine ast-üst ilişkisindeki tavırlar muhteşem.
Matruşka gibi oyun içinde oyun. Bol süprizli ve son ana kadar dersini veren bu filmi kaçırmayın!
Ben, bazı yerlerde bir aktivist olarak da gözlerim doldu ama Tom Cruise’u ve ekibi ayakta alkışladım, yüreğimde.
Digger ne diyor?
Petrol, dünyanın sütüdür!
Dünyada petrol uğruna neler yaşandığını/ yaşatıldığını da göz önüne getirerek, soluksuz izleyeceğinize eminim.
Hem gülecek, hem eğlenecek hem de düşüneceksiniz.