CRES: Bu bir seyahat yazısı değildir!
Adriyatik’te bir ada düşünün. Ana karadan biraz açıkta, meşe, kestane, gürgen ve çam ağaçlarıyla kaplı bir adada orman yangını riski düşük bir tatil yapabiliyorsunuz. Risk düşük diyorum, çünkü belediye başkanı ve çalışanlarına göre yangın işini koyunlar hallediyor. Konumuz Cres’in güzelliği değil; o güzelliğin ranta feda edilmemesi, sermaye transferinin ucuz mezesi yapılmaması, siyasetçinin imar kararından pay almaması.
Şimdi yavaşça uzanın ve bu yazıyı, ada merkezinin ana ulaşım yolu olan sahile paralel yaya ve bisiklet yolunda gezdiğinizi, istediğiniz yerde kumsala indiğinizi, hiçbir yerin şezlonglarla parsellenmediğini, engellilerin ve yaşlıların girebileceği yerlerin, hatta köpeğinizle denize girebileceğiniz bir plajın bile olduğunu düşünerek okuyun. Adada yaşayan akbabalar için izleme ve bakım merkezleri bile var. Yani tatile gelenler dışındaki canlılar için de altyapısı olan bir ada.

Cres; sekiz ayını turizm, on iki ayını hayvancılık, birkaç ayını da zeytincilikle geçiren bir ada. Yerli nüfusu üç binden azken turizm nedeniyle yaz aylarında nüfusu 300 bine değil, 30 bine değil, 14 bine çıkıyor. Yıllık bir milyon gecelik konaklamaya, 30 bine yakın koyun nüfusuna sahip olan ada; kendi zeytin, bal vb. üretimini ekolojik ve iklim ölçütleriyle, aslında yapılması gerektiği gibi yürütüyor. Burada asıl ilginç olan, adanın en büyük otelinin ve en büyük kampının (ki ikisi turizmin yarısı demek) oldukça ekolojik olması. Kampın bahçe bakımından sorumlu olan ve kendisine “hortikültür sorumlusu” diyen kişi, sonbaharda ziyaretçilerin azaldığı dönemde topladıkları zeytinle geçen yıl nasıl dört bin litre zeytinyağı yaptıklarını, nasıl her şeyi dönüştürdüklerini anlatıyor. Kampı gezdiğinizde bizdeki gibi bir peyzajın asla olmadığını, kampın kurakçıl ve aromatik bitkilerle donatıldığını, kamp parselleri arasında bile çit bitkilerinden bir duvar yapıldığını görüyorsunuz. Bir başka kamp çalışanı ise insanları rahatlatacak sarılma bahçesi, romantizm köşesi gibi tasarımlarını gösteriyor. Kampta bırakılan malzemeleri atığa çevirmemek için ikinci el takas dolapları yaptıklarını ve bunun ne kadar işe yaradığını gözü parlayarak anlatıyor. O an aklınıza Viktor Frankl geliyor: Acaba “İnsanın Anlam Arayışı” böyle bir şey midir? Gördüğü sorunun politikasını üretmek ve gerçekleştirmek insanı bu kadar mı mutlu eder?

Aslında Cres Belediyesi Türkiye’deki hiçbir belediyeye benzemiyor; bizimkilerin tam tersi. Ölçütleri, adanın tek tatlı su kaynağı Vrana Gölü’nün kullanım kapasitesi, adalıların geliri, kültürü, dayanışması. Bizdeki gibi “müteahhide nereden imar veririm, ihale veririm” motivasyonuna sahip değiller.
Hâlâ seyahat yazısı değil, değil mi? Şimdi biraz neden gittiğimizi konuşalım.
Almanya’nın ilk cumhurbaşkanının vasiyetiyle onun adına kurulan Friedrich-Ebert-Stiftung’un (FES) düzenlediği Eko-Island 2026 buluşması için oradaydık. Ev sahibi Cres Belediyesiydi; Yunanistan’dan, atık meselesiyle adını duymuş olabileceğiniz Tilos Belediyesi, Türkiye’den de Adalar Belediyesi katıldı. Bu üç belediye de turizm merkezli ve aralarında bir işbirliği kurmak buluşmanın en büyük motivasyonu. Peki benim rolüm neydi? FES’in davetiyle, farklı coğrafya, siyasi arka plan ve mevzuata sahip bu üç adayı tek bir potada inceleyerek her sektörün girdisi olan enerjideki geçişi anlatmam istendi. Orada özetle, daha önce çalıştığım belediyelerden edindiğim birikim ve sahip olduğum belediyecilik envanteriyle Türkiye’de turizm belediyelerinin nasıl asfalt ve beton belediyeciliği yaptığını, bunun günün sonunda sadece iklimi değiştirmekle kalmayıp halkı da ne kadar yoksullaştırdığını anlattım. Bu sunuşu Cres Belediye Meclisinde yapmak çok keyifliydi.

Sunuşumda kullandığım bir hesabı paylaşayım. Cres Belediyesinde bir yönetici bize adada tarımsal üretimin ekonomik katkısını takip ettiklerini ve hesapladıklarını söyledi. Bu işi yapan, izleyen, takip eden bir belediyemiz var mı bilmiyorum ama Cres Belediyesi yapıyor. Bana verilen rakama göre adanın yıllık tarımsal üretimi 3 milyon euro; bu da kişi başına yaklaşık 1.100 euro ediyor. Asıl ilginç olan, Türkiye’de otomobil merkezli ulaşımın kişi başı maliyetinin 2024 tüketimi ve bugünkü yakıt, sigorta, vergi ve yeni araç maliyetini hesapladığımızda bundan daha fala olması Yani Cres kişi başı 1.100 euroyu adada üretip adada tutuyor; bizde ise daha fazlasını halktan alıp küresel fosil yakıt ve otomobil şirketlerine aktarıyoruz.
Türkiye ile 5 Fark
Cres Belediyesi ve belediyeciliği ile Türkiye’deki belediyecilik arasındaki fark nedir? Önemli bir soru. Benim gözüme çarpan beş başlığı sıralayayım.
Bence bir numaralı fark, ekonomiyi yerelleştirmede. Kesinlikle bir Bodrum, bir Marmaris Belediyesi ile zerre benzerlikleri yok. Belediyede 20 kişi (yazıyla yirmi) çalışıyor ama bu kadar yerel ekonomi bilgisi toplamaları, benim gibi veri-analiz-politika seven birini çok tatmin etti. Bu bilgiler toplandığı için belediye politikası da bunun üstüne kurulu. Düşünebiliyor musunuz, belediyeniz adadaki işletmelerin ne kadar yerel ürün kullandığını takip edip buna göre politika öneriyor. İşte Cres adasında bu yapılıyor.
İkinci önemli nokta, bu bilgiyi müşavirlik kalitesinde işlemeleri ve uygulamada da kusursuz olmaları. Pek çok konuda mühendislik planları çok iyi; bir kentin altyapısında bu kadar molozsuz bir ortam görmedim. Çöp diye bir sorunları yok; zaten atık politikaları var ve bunu geliştiriyorlar. Yani politika var, uygulama var; son ürün ve hizmet de oldukça iyi. Bütün kaldırımlar ve asfaltlar sanki bu sene yapılmış gibi kusursuz. Çünkü bizdeki gibi bakımı ihmal edip yenisini müteahhide ihale etmek yerine var olana bakıyorlar!
Üçüncüsü, halktan ve doğadan yana politikaları olması. Mesela belediye yerel nüfusun ticari işletmelerde istihdamını takip ediyor, kolluyor. Bununla da yetinmiyor, adanın ekolojik kısıtlarına dikkat ediyor. Örneğin tatlı su kaynağı Vrana Gölü’nün kullanımının ekolojik sınırlar içinde kalmasını takip ediyor. O yüzden yeni konut yapımı denince yüzleri biraz ekşiyor ve rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Atık, enerji, istihdam ve atık su konusunda projelerinden çok politikaları var. Adada 6,5 MW’lık güneş enerjisi kurulu ve 2040’a kadar %100 yenilenebilir ve sıfır emisyon hedefini uyguluyorlar.
Dördüncüsü siyaset. Adada siyaset değil, belediye başkanı değişiyor. Kazık çakmış belediye başkanı yerine kazık çakmış bir politika görüyorsunuz. Mesela belediye başkanı Marin Gregorović 36 yaşında; 2021’de seçilmeden önce başkan yardımcısıymış. Yani politika el değiştirmeden sürmüş. Sosyal politikaların da atlanmaması için ekleyeyim: kreşler ücretsiz ve çatılarında PV paneller var; belediye huzurevi için yeni alan ayırmış ve buna destek veriyor. Hatta başkan feci bir Beşiktaş taraftarı ama konumuz bu değil.
Beşinci ve sonuncusu: Herkes öyle mutlu, öyle heyecanlı ki inanamazsınız. Gittiğimiz kampta 140 kadar çalışan var ve her sorumlu, yaptığı işin doğa ve toplum boyutuna dair kafasında bir politikaya sahip; bunu uyguladığı ve geliştirdiği için de çok heyecanlı. Kamp özel sektöre ait ama politika bütün adada aynı.

Gelelim dedikodulara. Tilos Belediye Başkanı Maria Kamma-Aliferi de oradaydı; hem adasını ve belediyeciliğini anlattı hem de Cres’i alıcı gözle inceledi. 800 nüfuslu Tilos’un nüfusu yazın 8 bine çıkmıyor, 1.800 civarında kalıyor. Ama bu büyüklükte bir ada bile “Just Go Zero” adlı bir atık politikasına sahip. Evet, el kadar bir adanın atık politikası var; dahası PV ve rüzgâr türbinleriyle elektriğini kendi karşılıyor ve fazlasını yandaki adaya satıyor!
Cres adasında her şey güllük gülistanlık değil. Bütün bu anlattıklarım bazı şeylere rağmen yapılıyor; eleştirilmesi gereken noktalar var. Mesela adanın turizm kapasitesinin neredeyse yarısı İtalyan bir şirkete ait. Ama güzel olan, belediyenin “biz ne yapabiliriz ki” diyerek sıyrılmak yerine politika üreterek şirketi adanın parçası yapması. Yine de mesele bu değil. Türkiye’deki gibi her şeye sadece “ihale edilecek proje” diye bakmıyorlar; politika üretip onu planlarla detaylandırıyor, projeyle destekliyorlar. Yani gidiş yolları doğru.
Evet, seyahat yazısı olmayan bir politik seyahat yazısı okudunuz. Türkiye’de hiçbir belediyede göremeyeceğiniz; yerel ekonomi ve ekolojinin öncelikli olduğu, insandan ve doğadan yana kısıtların dikkate alındığı, her şeyin izlendiği, politikanın üretildiği ve belediyenin “bizim yetki alanımız değil” demediği, hatta bunu dememek için politikalarda “mevzuat analizi raporları” hazırlandığı şirin bir Adriyatik adacığı. Doğru duydunuz; pek çok politikada Cres’imizin mevzuat analizi var, belediyemiz bunu bile yapıyor.
Cres, Türkiye’deki belediyeciliğin tam zıttı; olması gereken hali.