İstanbul
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,6598 %-0.00
56,4947 %-0.30
6.784,88 %0.72
77.302,93 %0.48

Ozempic çağı tesadüfleri: Ünlülerin yıllarca verilemeyen kiloları bir anda nasıl gitti?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Ozempic çağı tesadüfleri: Ünlülerin yıllarca verilemeyen kiloları bir anda nasıl gitti?

Yıllarca diyetisyen kapılarında aşındırılan yollar, bir türlü verilemeyen o meşhur “son 10 kilo”, pazartesi başlayıp çarşamba bozulan diyetler ve televizyon ekranlarında izlediğimiz bitmek bilmeyen spor serüvenleri… Şov dünyasının kilo verme hikâyeleri uzun yıllar aşağı yukarı aynıydı. Bir ünlü kilo vermek istediğinde önümüzde mutlaka bir diyetisyen, bir spor programı, bir detoks listesi ve bolca “irade” beliriyordu.

Sonra bir şey değişti.

Dünyada Ozempic ve benzeri GLP-1 ilaçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, yıllardır verilemeyen kiloların birbiri ardına verildiğini görmeye başladık. Türkiye’de de benzer bir tablo ortaya çıktı. Yıllarca kilolarıyla mücadele eden, defalarca diyet ve spor programı deneyen isimler bir anda ciddi fiziksel dönüşümler yaşadı. Ardından da aynı tanıdık reçeteler ekranlara ve sosyal medyaya taşındı: Bol su, düzenli beslenme, pilates, yürüyüş, şekeri ve karbonhidratı kesmek…

Ata Demirer yaklaşık 30 kiloluk değişimini uzun bir beslenme ve spor süreciyle açıkladı. Bergüzar Korel, kendisine yöneltilen iğne iddialarını reddederken yoğun spor ve beslenme düzeninden söz etti. Yasemin Sakallıoğlu ise iki ayda 12 kilo verdiğini anlatırken özellikle iğne kullanmadığını söyledi. Işın Karaca da kilo kaybının ardından benzer biçimde iğne iddialarını reddetti. Büşra Pekin’in dönüşümü diyet ve yüz yogasıyla, Hadise’nin fiziksel değişimi ise yoğun antrenman ve beslenmeyle açıklanıyor.

Bu isimlerin herhangi birinin kesin olarak Ozempic kullandığını söylemek için elimizde yeterli kanıt yok. Zaten yazının meselesi de bu değil.

Mesele, bize anlatılan hikâye.

Çünkü bugün tartışılması gereken şey, bir insanın kilo vermek için modern tıbbın imkanlarından yararlanması değil. Bunun ayıp, gizlenmesi gereken bir başarısızlık ya da “kolay yol” gibi gösterilmesi.

Bir insan doktor kontrolünde kilo verme ilacı kullanabilir. Bunun utanılacak hiçbir tarafı yoktur. Nasıl ki kalp hastası ilaç kullanıyor, diyabet hastası tedavi görüyor, başka bir hastalığı olan insan tıbbın imkanlarından yararlanıyorsa, obeziteyle mücadele eden birinin de tedavi alması başlı başına bir ahlaki mesele değildir.

Fakat iş ünlülere ve onların milyonlarca takipçisine geldiğinde başka bir şey oluyor. Tıbbi destek ihtimali anlatının dışına çıkarılıyor; onun yerine “Ben istedim, irade ettim ve başardım” hikâyesi konuyor.

İşte problem burada başlıyor.

İradenin pazarlanması

Çünkü ünlüler yalnızca kendi kilolarını anlatmıyor. Aynı zamanda milyonlarca insana bedenleri hakkında ne düşünmeleri gerektiğini de öğretiyor.

Yıllardır kilo vermeye çalışan sıradan bir insan düşünün. Instagram’da veya televizyonda yıllarca kilosuyla mücadele etmiş bir ünlünün şimdi bambaşka bir bedene sahip olduğunu görüyor. Ardından onun “sırrını” dinliyor: İki litre su, gluteni bırakmak, akşam yemek yememek, pilates, yürüyüş, disiplin…

Bunu uyguluyor.

Kilo vermiyor.

Ve sonunda kendisine dönüp şu soruyu soruyor:

“Ben neden yapamıyorum?”

İşte toksik olan kısım tam olarak bu.

Çünkü “Ben tıbbi bir destek aldım” demek yerine “Ben sadece iradeli davrandım” dendiğinde, kilo veremeyen insanın önüne sağlık problemi değil, karakter kusuru konuluyor. Sanki yeterince istemediği, yeterince disiplinli olmadığı, yeterince güçlü olmadığı için başaramıyormuş gibi.

Oysa kilo verme süreci hiçbir zaman yalnızca iradeden ibaret değildi. Biyoloji, hormonlar, metabolizma, genetik, psikoloji ve sağlık koşulları işin içinde. Bugün bunlara bir de modern tıbbın geliştirdiği tedaviler eklenmiş durumda.

Dolayısıyla bir ünlünün bu imkanlardan faydalanması sorun değil.

Sorun, faydalandığı halde bunu bir “irade destanı”na dönüştürmesi.

Estetik operasyon geçirip “sadece iyi bir krem kullanıyorum” demek ne kadar samimiyse, tıbbi bir desteği gizleyip “bol su içtim, pilates yaptım” demek de o kadar samimidir.

Sırrı irade olanlar kulübü

İşin belki de en ironik tarafı ise şu: Kilo veren ünlü, yalnızca yeni bir bedene kavuşmuyor; aynı zamanda yeni bir otorite kazanıyor.

Bir gecede sağlıklı yaşam gurusu oluyor.

Ne yediğini anlatıyor. Ne yemediğini anlatıyor. Takipçilerine diyet tavsiyeleri veriyor. İradeden, disiplinden, kararlılıktan söz ediyor.

Oysa aynı insanların bir bölümü yıllarca kendi kilolarıyla mücadele etmişti. Diyetisyenler, spor programları, ameliyatlar, çeşitli beslenme yöntemleri ve sayısız “yeni başlangıç” denendi. Sonra, kilo verme ilaçlarının küresel olarak yaygınlaştığı dönemde, bedenlerde olağanüstü değişimler görmeye başladık.

Bu elbette tek başına “Hepsi Ozempic kullandı” demek değildir.

Ama zamanlamayı ve ortaya çıkan kültürel dönüşümü görmezden gelmek de mümkün değil.

Üstelik artık bu mesele sektörün içinde bile açıkça konuşuluyor. Demet Akalın’ın yıl içerisinde yaptığı açıklamalar, zayıflama iğnelerinin ünlüler arasında kullanımını doğrudan gündeme taşıdı. Daha da önemlisi, Akalın kendisinin de bu yöntemi kullandığını ve ciddi bir sağlık sorunu yaşadığını saklamadı. Tartışmanın ardından farklı isimlerin adının geçmesi de meselenin artık yalnızca sosyal medya dedikodusu olmaktan çıktığını gösterdi.

Ve belki de buradan çıkarılması gereken en önemli sonuç şu:

İğne kullanmak ayıp değil.

İğneyi kullanıp iradeyi satmak sorunlu.

Çünkü birincisi kişinin kendi bedeniyle ilgili bir tercih veya tıbbi tedavisidir. İkincisi ise milyonlarca insana pazarlanan bir hikâyedir.

Bu hikâyenin faturası da yalnızca ünlülere çıkmaz.

Kendi bedenini değiştiremeyen, sürekli diyet yapıp başarısız olduğunu düşünen, her yeni kilo verme videosunu izleyip kendisini biraz daha yetersiz hisseden milyonlarca insana çıkar.

Belki de bu yüzden artık “Ben nasıl zayıfladım?” hikâyelerini dinlerken yalnızca verilen kiloya değil, anlatılan hikâyeye bakmak gerekiyor.

Çünkü yıllarca verilemeyen kiloların bir anda verilebilir hale gelmesi kadar dikkat çekici olan şey, bunun ardından ortaya çıkan “Ben sadece istedim ve başardım” anlatısı.

Modern tıp ilerledi.

Kilo verme tedavileri değişti.

Ama bazı ünlülerin hikâyesinde nedense hâlâ tek bir kahraman var:

İrade.

Ne kadar kullanışlı bir kahraman.

Çünkü onun sayesinde kimse doktora, ilaca ya da haftalık doza bakmak zorunda kalmıyor.

Bütün başarının sahibi siz oluyorsunuz.

Başarısızlığın da.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız