Kandiller yanıyor
İçimden bir türkü geçiyor:
Yüksek minare de kandiller yanar aman amman
Kandilin şavkına canım
He canım he malım bülbüller konar
Türkü, aynı zamanda 2020 yılında Elazığ'ın Palu ilçesinde bir madende asansör olarak kullanılan vagonun düşmesi sonucu hayatını kaybeden Salih Yıldız ve Âdem Yıldız adlı iki kuzenin, internet ortamına düşen son görüntülerinde yanık yanık, birbirlerinin gözlerine bakıp gülümseyerek söyledikleri türkü olarak da bilinir.
İşte böyle bir düşüş yaşıyoruz, ben ve tüm Türkiye..
Güzel İnsan Prof. İlber Ortaylı.
Tam Dünya Kadınlar Gününe özel seri olarak ülkemizde düzenlenen konser serisinin ilki olan ve Candle Experience organizasyonu ile tarihi Kırım Kilisesine(Anıt Kilise) gitmeye hazırlanırken; içimden türküye gelmeden henüz, şimdi İlber Hocaya danışmak vardı geçiveriyor. Kilise Sultan Abdülmecid tarafından, Kırım Savaşında ölenlerin anısına bir nevi anıt niteliğinde yapılmıştı ama tavandaki ahşap çatı perdesi ve 1923 yılında yapıldığı, Gellibolu’da ölenlerin anısına söylene gelen doğru mudur? En iyi siz bilirsiniz, Hocam. Bir iyi olsanız!
Neticede kendiside Kırım kökenliydi. En son İtalya Sarayı öncesi, uzun yıllardır ikinci adresim gibi olan İtalyan Kültür Merkezindeki Yunan Tarihi sempozyumda konuşmacı olmadan evvel her yıl olduğu gibi Semiha Berksoy Opera Vakfının ödül töreninde birlikte olmuştuk.
Neticede sağlık durumu hakkında tıpkı Genco Erkal’da olduğu gibi değerli Zeliha Berksoy’dan fazlaca haberleri almam mümkündü.Yola düştüğümde haberi aldım, hemen hocamı aradım. Ağlamaklı sesini bastırmak isterken “Ah Emel’ciğim on dokuz yaşında gelmişti, bizim eve ilk benimde çocukluğum, gençliğim, annemim -Kırım Prensi- dedi.
“Günlerdir ama alt yazı geçmesin, diye Televizyonda diye bakıyorum”
Ve fısıldadı yeniden kulağıma Zeliha Hocam:
1955 tarihinde Zeliha Berksoy’n babasının kurucuları arasında yer aldığı “Sanatsevenler Kulubü” son derece üst düzey ve ödül töreninde(1965) Metin Ant, Özdemir Nutku’nda bulunduğu, tabii jüride ama kadro Ankara Dil Tarihten oluşmakta. Aynı zamanda sadece ödül verilmiyor, eserler yüksek gazeteci ve sanatçılar tarafından da eleştiriliyor, yorumlanıyor.
Şimdilerle hiç mukayese bile etmeyin, tabii.
Hele hele, yeni yeni ne olduğu belli olmayan sadece sosyal medya platformlarına sadece reklama hizmet eden anlayış içinde, gazeteciliği; emeği, üstelik sanatı indirgemeye yönelik eleştiri, yorum, röportaj gibi oluşumlar yanında çerez bile kalamaz!
Neleri kaybetmişiz. Hepsi bütünün parçaları. Prof.İlber Ortaylı’nın ani ve erken kaybı tüm bunları da hatırlatıyor. Sorgulamamız ve artık yeter deyip, kendimize gelip silkelenmemizi öneriyor.
Tarih dersi olarak ortaya, kitabı koyuyor.
İşte o yıllarda, Vanda Dayı oyununa arkalardan kalkar ve en son gencecik bir çocuk kalkar, yorum yapar. Yaptığı eleştiri detaylı, natüralist tiyatroyu seven İlber Hoca’nın bu yorumuna Zeliha Berksoy’n yanında oturmakta olan kıymetlimiz annesi değerli Semiha Berksoy eğilir ve der ki: Bana bak! Bu çocuk müthiş bir şey! Bu dahi. Gel bakalım, ben bununla bir tanışayım, ardından:
Semiha Berksoy: Oğlum, sen böyle nereden çıktın?
İlber Ortaylı: Efendim, ben siyasalda okuyorum.
Semiha Berksoy: Sen bırak şimdi siyasalı kimsin?
İlber Ortaylı: Ben,İlber ortaylı
Semiha Berksoy: Ama sen çok akıllı bir şeysin. Nerden biliyorsun, bu kadar şeyi.
İlber Ortaylı: Biliyorum,
Dedikten sonra o yıllarda Semiha Berksoy’n toplanma alanı olan sanatsal faaliyetlerin yürütüldüğü, evinin kapılarını açar ve yarın bize geliyorsun, der.
Prof.Zeliha Berksoy sadece dost değil, arkadaş değil, fikir yürüttükleri aydın değil genliğinin izlerini de eksiltecek, duygusal yoğunluk yaşar.
Kolay mı, tek tek uğurladı.
Ferhan Şensoy’dan Genco Erkal’a ve şimdi de Prof.İlber Ortaylı.
Bizi biz yapanların hayatımızdaki izleri ne tarif edilir, ne gözyaşları ile hafifler.
O yüzden kuvveti bol olsun. O çok güçlü bir kadın ama önce insan.

Gözyaşlarımın katık ederek, Kırım Kilisesine, vardım. Oradaydı. O kandiller dün akşam onun içindi. Pazartesi günü ilk tanıştığımız yer, Galatasaray Üniversitesi’nde anma ve sonrası Fatih Camisinden uğurlayacağız.
Tam bayram üstü herkesi hüzne boğan, adeta yas havasına girdiren gerçekten çok değerli çok nitelikli, öğrenmeye açlığı ile bezenmiş bir ustaydı.
Tarihini bilmeyen zaten hiçbir şeyi bilemezde. Tarih pek sevilen dersler arasında olmamıştır. Ezberlemek zorunda kalmıştır, gençler okurken. O da geçmek için öğrenmek için değil. İşte bunu bize sevdirendi.
Sevmeyenlere, ilgisi olmayanlara öncelikle bir kapıyı açmıştı. Yeri doldurulmaz bir entelektüeldi.
Seni çok özleyeceğiz, İlber Hocam
Saygılarımla
EMEL SEÇEN