İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
63.457,47 %-0.49

Hoşgeldin Ağustos!

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Hoşgeldin Ağustos!

Yaklaşık olarak üç (3) ay sonra size bu satırları sıralıyorum. Bu süre zarfında ilk kez bilgisayarımı açtığımda gördüğüm, gelen son iletinin, İKSV-İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Müzik Festivali’nin 15 Haziran’daki bir duyurusu duruyordu.

Hakikaten bu yıl hakkını verdiğim (İyi ki de!), İKSV Film Festivalinin haberlerini ve seçtiğim filmleri yazmaya fırsat bulamadan, zamanın bana göre ıssız, yalnız ama durmadan düşünmeme sebep veren başka kısmına geçtim.

En son Fransız Kültür Merkezinde gerçekleşen Karikatür sanatı adına güzel bir resepsiyon ardından, Orient’de ananemin bir zamanlar dokuduğu Hereke Dokuma Tezgahların çağrıştıran sergiden henüz çıkmıştım ki:

İlk kez bir yağmur damlasının ayağımın altında ince ve narin duruşunu bu kadar duyarlı bir şekilde hissettim.

Sonrası Muhammed Ali’nin söyleminin biraz hallicesi:

-Kelebek gibi uçarım

Arı gibi sokarım-

Yağmuru oldum olası sevmişimdir, kızılır mı hiç? İnce ince İstanbul’mun kokuşmuş akşamına yüz vurmuş, insan bitkinliklerini temizlemeye çalışırken. Doğal çabasına!

 

100.YILINDA KOÇ ÜNİVERSİTESİ HASTENESİ

Kelebek gibi gösterişli uçmadım ama bir tüy gibi hafifçe yere indiğimi. Ve gülerek, düştüğümü söylediğimi ve bana yardımcı olanlar ile ilk müdahaleden sonra “basit bir burkulmadır ama basmayın siz yine de, kırılsa duramazsınız” söylemleri ile eve gelip, birkaç gün geçmesini ve yaklaşan kurban bayramı telaşası içinde tam bir şaşkınlık halinde, sonunda arife günü ambulans ile beni aldılar.

Bu olaylar ve tüm kadınlara giden yolculuğumun bütünlüğünü, hayatı gözlemlerken daha iyi gördüm.

Mayıs 2026 tarihinde, ülkemiz adına bir ilki gerçekleştiren, Hatice Gökçe Emir “Dünya Ritmik Jimnastik Şampiyonasındaki (çember ve genel tasnif) başarısını nasıl unutabilirim. Unutabiliriz! Lütfen, izlemediyseniz izleyiniz! Çemberde ikinci olarak tarihe geçtiğini hatırlatalım.

Sporun her dalı ama atletizm ve jimnastik çocukluğumdan beri hem ilgi alanım, hem içinde yer aldığım bir spor dalı olmuştur.

Biz, bizim masala devam edelim. Çünkü dediğim gibi kızlarımızı anlatmaya, bu yazının/yazıların devamı olarak da devam edeceğiz.

 

Beni almaya bir taht ile geldiler.

-Analar, tahtını yaparmış bahtını değil mi?- Bu konuyu araştıra duralım. Çünkü ucu açık bir soru.

İki kadın ve bir erkek olarak, görevliler geldi.

Şaşkınlık içerisinde, bir yanda annemin ve kedimin şaşkınlığı, ortada durumum, doğal şaşkınlığım.

İlk söz çıkıverdi:

-Beni bunla mı taşıyacaksınız?

Kendilerinden emin iki kadın, tahta beni bir Kleopatra gibi yerleştirdiler, bir güzel.

O beş katı, Herkül’e on basacak kudrette önce iki kadın sağlı ve sollu tutarak, alttan erkek arkadaş destekli ve eğer yorulurlarsa değişeceklerdi ki değişmediler. O erkek, kaptandı ve en hızlı şekilde, bayram nedeni ile bulunamayan doktorlar, kapalı servisler derken beni nihayetinde, Siz Bizim Gözbebeğimsiniz!, diye yüzüncü yılını kutlamakta olan Koç Üniversitesi Hastanesine yetiştirdiler. İsmini yanlış hatırlıyorsam, İlknur Hanım, affola!

Özeniniz ve ilginiz için tekrar teşekkürler. Her geçtiklerinde, o sanki içindekinin sesini için için haykırıcasına tüm geçtiği sokaklara “acelemiz var!” dercesine. İçinde olanlara şifa dilediğim, ambulansa ilk kez bindim. Sohbet ettik, ertesi gün için vardiya değişeceklerdi.

Sakin, soğuk mekâna ama dışarıda çoğunluğun, yeni bir bayram telaşı sırasında, acilden girdik yaklaşık olarak varışımız ile öğle saatlerinden ancak akşamüstüne odaya geçilebildi.

Bir sürü röntgen, muayene, doktorların yoğunluktan gelebilmesi. Karar verme sürecim, zira içinde maddi, manevi öncesi ve sonrası hem ruhen, hm ekonomik, hem sağlıksal nedenler ve doktoruma sorduğum;:

-Başka bir oluru yok mu? İlla olmak mı zorundayım. Annem yaşlı ve yalnız, sonra…

Ya sonra…

Şarkıdaki gibi bugünlerin yarınları var…

İşte o an saliselerin; sessizlikle karıldığı, nerdeyim, ne oldu, hepsinden öte kabulleniş, şaşkınlığı büyük bir olgunlukla karşılama.

Kendi sessizliğinde, kendine ulaşma.

Kendin için, en iyi ve doğru kararı verme.

Doktorumun, asistanı ile cevabı:

-İstiyorsanız gidebilir siniz ama bu şekilde olmaz. Zaten bayram olduğu için bayram sonrasına bu sefer sarkar ve poliklinik randevu ne zaman ise alacak geleceksiniz.

Bende tüy inişi ki, normalde en hasarlı olanlar böyle olurmuş.

Hem kırık hem çıkık.

Bilenler bilir, her şeyin hakkını veririm.

Birkaç zamandır ışığımın parladığını söyleyen güzel gönüllü dostlarım kadar. Çokça ne kadar gezdiğim, dur- durak bilmediğim!!! Hem arkamdan, hem yüzüme söyleniyordu.

İyi ki yapmışım!

Helâl olsun, bana.

Kültür- Sanat hayatına kattıklarım ortadadır.

Yatarken, hayatta spor dalında ödüller ve ödül hayalleri futbolda sürülürken, ben hayal kurmadım. Ben hak ettiğimi zaten biliyorum.

Zamanında farklı kategorilerde beş erkek arasında ve Kültür Sanat dalında “tek kadın olarak lâyık görülmüşüm”.

 

Sizin, hangi iş kolunda olursanız olun yaptığınız iş ortadadır. Birde mütevazı iseniz mükemmel ötesi. Adeta tadından yenmez, denilen tabir burada kullanılabilir. Bu cümlenin devamı, doktoruma bağlanacak çünkü. “Mütevazilik” işte unuttuğumuz bir başka değer daha.

Laf aramızda ne kadar özlemişim yazmayı.

Binlerce hamd.

 

GÖZBEBEĞİ OLMAK

 

Koç Üniversitesi Hastanesi kocaman bir alan, bu yerleşke içinde bürokrasi işlemleri, bayram sırasında izinli olanlar, birçok hasta ama öyle güzel baktılar ki bana.

Ambulans tahtını taşıyan o görevliler beni öyle bir doktora teslim ettiler ki. Benim, kendimi teslim etmem zorunlulukla birlikte kaçınılmazdı.

Tam yerinde, tam zamanında, tam tamındaydık.

Öncelikle ilk günden ve hâlâ devam etmekte olan süreç boyunca ilk günkü nezaketi, bilgisi, samimiyeti, verdiği güven ve mütevazılığı ile Kurban Bayramının ilk günü ailesinden sonra hastanede olan Doktorum, Allah onun yolunu açık etsin.

 

Doç.Dr.Lercan Aslan

Yıllar önce doğduğum hastaneden (Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalından) mezun olan doktorum ve ekibine, beni yeniden hayata kazandırdıkları ve köklenmeme sebep oldukları için sonsuz minnettarım.

 

Geldiğim an ödem olmasa beklenilen o öğlenden, akşamüstü odaya geçene kadarki sürede su bile niye içirmiyorlar, diyordum. Sıcakta dilim damağıma yapıştı, bari bir pamukla ıslatsak! Oysa hemen operasyona almak içinmiş. Evraklar, röntgenler ve derken farkında değilim.

Hocamın asistanlarından; Doktor Kaan Bey ve Bayram Ali Bey. Ameliyatıma giren Doç.Dr. Olgar Bey, narkozitör testini yapan ama ameliyat günü başka arkadaş girecekti, hepsine yeniden teşekkür ederim. Unuttuklarım ve yanlış ifade ettiklerim var ise affola. Bulunduğum katta ilk karşılayan, Zehra hemşire ve kaldığım uzun süreçte nöbet değişim, bayram ve sonrası performanslarına şahitlik ettiğim, tüm hemşirelerimiz.

Ameliyata girerken Cansu Hemşire, çıkışta Ayşegül, ayrılırken yine Zehra Hemşire. Ezgi,  Aylin ve yeniden Cansu. Ameliyathaneye indirirken ve diğer zamanlarda yardımcı olan Emre ve Osman, beyler.

Cansu Hemşire, odamda rutin işlemimi yaparken:

-Affedersiniz, size bir şey sorabilir miyim?

ES: Elbette.

-Sizin mesleğiniz nedir? Sizde tam bir yazar havası var.

ES: Nokta atış hemşire hanım. O yüzden eliniz hafif.

-Ya yanılmadım. Çok zarifsiniz, bir kere çok incesiniz.

İkimizde gülümsüyoruz,

ES: Sizde öylesiniz. Çok teşekkür ederim, emeklerinize.

 

Salgın ve afet döneminde birçok farklı hastanenin mekânlarında nelerle uğraştıklarına şahidim ve böylesi büyük bir kompleks binada, her ne olursa olsun hasta sağlığı için gösterdikleri özene, görev bilincine tekrar teşekkürler. Ve elbette arife, bayram “Biz hep buradayız” diyen emar ve röntgende nöbetçi çalışan İbrahim Bey, Özgür bey.

 

Bir bütünün parçası olduğunuzu kavradığınızda ve herkesin işin içinde olduğu ama sadece farkındalık kazanmışların, çıtayı bir yükseğe taşımak için görevli olduklarını, bilince. Her şey daha kolay oluyor.

 

Beni hiç yalnız bırakmayan ve hastaneye koşa koşa ilk gelen, sevgili Leman Dorsay’n dediği gibi:

“Düşün ki bu bir fırtına, atlatacaksın. Bende yaşadım ve daha iyi olacaksın.”

Şarköy’den hiç bırakmadan sürekli soran, merak eden, kendi hasta olsa da bir an olsun benim videoları izlemekten vazgeçmeyen. Ve sonunda, yokluğumda, hepsini izlemeyi tamamlayan, sevgili Celile Hanım’n dediği gibi,:

“Canım, öyle güzel parlıyordun ki! Nazar ama eskisinden daha güçlü olacaksın!”

 

Evet, dostlar 26 Mayıs 2026 tarihi saat 18.05’de odaya geçtiğimde KOÇ HEALTHCARE Hoş geldiniz! diyor ve oda sıcaklığını 25 derece gösteriyordu.

Benim için ömrümden altı (6) aylık yeni süreç böylece başlamış oldu.

Sürecin hepsini anlatamam ama yaşayan benim, yüreğimde. Hafızamda.

Bazen bir musibet olarak nitelendiğimiz/ algıladığımız olayların hangi gerçeklerin perdesini kaldıracağını bilemeyiz.

Sonra da iyi ki deriz.

Çünkü gitmesi gereken gider.

Kalması gereken kalır.

 

Neler mi, dendi.

Kimse kusura bakmasın, biz cahil bir toplumuz ya da olayları algılayışımız, karşındakinin yüreğine değil de duvara okunur gibi bazen.

Dolayısı ile bana gereksiz ve özensiz söylenmiş olanda duvara çarpar gider.

Nasıl gitmesin?

Hastane odasında operasyon anınızı bekliyorsunuz ve sözde espri niyetine, gülerek:

-Kurban bayramına kurban mı oldun, şimdi!

-Keşke kolun olsaydı! O zaman yürürdün!

-Aman canım, ayak mı bende mühim bir şey sandım.

Ananemle başlayan süreçte, ananem dedem ve rahmetli dayımın yattığı yere yakın konumda olmanın huzuru ve ilk kez bayramda ziyaretlerine gidememenin rahatlığında, camdan onlara dua okuyarak.

Ve çıktıktan sonra da her kontrolde önünden geçerken, duamı yine eksik etmediklerim…

Ve sürecin en önemli kısmında annesinden aldığı hoşgörü, şefkat ve anaçlığı bir an olsun eksik etmeyen canım teyzem Ayten ve Aziz çiftine. İkisi de hasta ve eniştem hem pankreas ve karaciğer onkoloji bölümünde yaşam mücadelesinde ve seksenlere gelmişken.

Bana o ananemde gördüğüm; sevgiyi, şefkati, aile sofrasını, özeni, merhameti, sabrı sundular.

Ve evlatları. Benim iki kanatlı meleklerim Ali ve Arzu. Hakları ödenmez.

Bizim Bayrampaşa merdivenlerindeki danslarımız unutulmaz!

Acilden, ameliyat olana kadar sürede yanımda olan Doğan’a.

Beni “kızım”, nasıl oldun? Diyerek soran, sürekli merak eden değerli dostlarım Atilla & Leman Dorsay çiftine.

“Keşke Yalova’da olsan, daha çabuk ayağa kalkardın” diyen Yönetmen Korhan ve Güven Yurtsever çiftine.

Sevgili Celile Emre’ye.

Elbette, büyüğüm, emekçim, hepsi ama en çok arayanı-soranı “Yeşilçam sensiz çekilmiyor. Gel artık!” diyen makinist, Ali Koçoğlu’na.

Görüntülü olarak görüşmek ve hasret gidermek durumunda kaldığım, yokluğumda bunalıma giren  pati dostum oğlum Şair Tesla’ya.

Beni, ben olduğum için ve yaşamda her şeyin insana dair olduğunu bilerek; kalp kırmadan, incitmeden, severek, sevgiyi verip –alarak hatırlayan ve büyüten canlarıma sonsuz teşekkürler…

İnsanın en çok bu zamanlarda morale ve desteğe ihtiyacı oluyor.

Sadece fizikken değil ruhu da acıyor insanın, yaşamdan koptuğunuz ve atıl bir zaman diliminde olmayı ancak gerçekten yaşamış olanlar bilebilir.

 

Değerli Dostlar,

Süreç uzun, kısa bir ara taksiminden sonra repertuarımıza geçeceğiz.

Bizi dinlediğiniz, okuduğunuz, merak ettiğiniz için sonsuz teşekkürler…

 

Neydi o moda cümle?

Bir yere gitmedik, geri geldik!

Devamı gelecek…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız