İstanbul
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,2841 %0.04
56,0850 %-0.06
6.882,23 %-0.28
79.029,36 %1.33

Bir Tabloya Moda Gözüyle Bakmak

YAYINLAMA:
Bir Tabloya Moda Gözüyle Bakmak

Geçen hafta Arkas Sanat Alsancak’taki “Moda ve Resim” sergisini oğlumla ziyaret ettik. Tabii İzmir sıcağı bizi biraz yordu fakat sergiye girdiğimiz andan itibaren bir dönemin ruhu bizi karşıladı ve büyülendik. Resimlere bakarken gözüm sürekli kıyafetlere gitti. Kumaşlara, kesimlere, eteklerin hacmine, belin nasıl vurgulandığına, omuzların nasıl taşındığına, erkek ceketlerinin duruşuna, aksesuarlara, ayakkabılara, şapkalara…

Neden biliyor musunuz? Giyim bir çağın en açık anlatılarından biridir. 

İnsan yaşadığı dönemi konuşmadan da anlatır. Ne giydiğiyle anlatır. Nasıl göründüğüyle anlatır. Kendini dünyaya hangi silüetle sunduğuyla anlatır. Bu sergi de bunu hissetmemek mümkün değil. Resim ile modayı yan yana getiren yaklaşım, izleyene iki ayrı alan değil, iç içe geçmiş tek bir hikâye sunuyor.

Sergide 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan figürler arasında dolaşırken şunu çok net görebiliyorum: Moda, dönemlerin estetik anlayışını taşıyan en güçlü dillerden biri. Bir kadının elbisesindeki dantel, eteğin katları, korsajın bedeni nasıl biçimlendirdiği, kolların yapısı, kumaşın ağırlığı, hatta duruşun kendisi… Hepsi yaşanılan zamanın kodlarını veriyor.

Eski bir tabloya bakınca ilk anda yüz ifadesi, renk, kompozisyon dikkati çekebilir. Benim gözüm ise hep kıyafetin anlattığı yere takılıyor. Çünkü kıyafet, resmin içinde sessiz duran ama en çok şey söyleyen katmanlardan biri. Bir toplumun incelik anlayışını, zarafet ölçüsünü, kadın ve erkek rolleriyle kurduğu ilişkiyi, gösterişe ne kadar alan açtığını, neyi şık bulduğunu, neyi ağırbaşlı saydığını orada görmek mümkün.

Arkas’taki serginin etkileyici tarafı, modayı vitrin mantığıyla sunmaması. Burada resim üzerinden giyim kültürünü okumak, bu muazzam değil mi? O yüzden bu sergide elbiselere bakarken aklımdan “ne kadar hoş” cümlesi geçmekten çok, “bir dönem kendini tam da böyle kurmuş” düşüncesi geçti.

Bir Dönemin Silüetini Okumak

Zaman çizelgesinin yer aldığı bölüm de bu duyguyu çok güçlendiriyordu. 1810’lardan 1900’lere uzanan kadın silüetleri yan yana geldiğinde değişim neredeyse gözle tutulur hale geliyor. Bel çizgisi yükseliyor, alçalıyor. Etek genişliyor, toparlanıyor, arkaya hacim alıyor. Omuzlar biçim değiştiriyor. Bedenin hangi kısmının öne çıkarıldığı sürekli dönüşüyor. Bu değişim, modanın ne kadar canlı bir hafızaya sahip olduğunu gösteriyor. Açıkçası o dönemlerde moda da zaman dursaydı ve o şekilde giyinmeye devam etseydin. Ne kadar asil, değil mi?

Kadın giyimine bakınca bedenin dönem dönem yeniden tasarlandığını hissediyorsunuz. Doğal formun üzerine kurulan bir çizgi, bir süre sonra daha yapılandırılmış hale geliyor. Korselerle sıkıştırılan bel, kabarık eteklerle genişletilen alt silüet, yüksek yakalar, kat kat kumaşlar, ince işçilikler… O yıllarda zarafet fikri, rahatlıktan çok biçim üzerinden tanımlanıyor gibi duruyor. Bugünden baktığınızda bu görüntü estetik açıdan büyüleyici; ama aynı zamanda çok şey düşündürüyor. Moda, güzelliğin tanımını kurarken bedene de yön veriyor.

Sergi salonunda yer alan dönem kıyafetleri ise bu duyguyu daha da güçlendiriyor. Resimde gördüğünüz bir dünyayı üç boyutlu biçimde karşınızda görmek, tarihle aranızdaki mesafeyi azaltıyor. Bir elbisenin eteği ne kadar ağır duruyor, dantel ne kadar emek istiyor, katmanlar bedenin çevresinde nasıl bir hacim oluşturuyor; bunları gözle izlemek, tablodaki figürleri daha yakından anlamayı sağlıyor.

Açık tonlardaki elbiseler özellikle dikkat çekiciydi. Pastel renkler, dantel geçişler, katlı etekler, bel vurgusu, yumuşak ama iddialı bir kadınlık hali… O giysilerde el emeği, sabır ve incelik çok belirgin. Bugünün hızlı üretim düzeni düşünülünce, o dönemin kıyafet anlayışında zanaatin ne kadar merkezde olduğu daha da iyi anlaşılıyor. Bir giysi orada işlev görmekten öte, kimlik de taşıyor.

Zarafet, Statü ve Kimlik 

Erkek modası da en az kadın giyimi kadar ilginçti. İşlemeli kumaşlar, güçlü yaka formları, aksesuar kullanımı, dikkat çekici ayakkabılar, cep saati gibi tamamlayıcı unsurlar… Erkek kıyafetinin daha geri planda kaldığını düşünmek kolay; fakat sergi bu fikri kırıyor. Erkek giyimi de dönemin sosyal görünürlüğünü çok net taşıyor. Güç, sınıf, zarafet ve temsil arzusu kıyafet üzerinden kuruluyor.

Vitrinde yer alan aksesuarlar da serginin en keyifli bölümlerinden biriydi. Ayakkabılar, yakalar, kravatlar, cep saati, küçük detaylar… Bunların her biri, modanın kıyafetten ibaret olmadığını hatırlatıyor. Asıl bütünlük, o tamamlayıcı parçalarla kuruluyor. Bir dönemi anlamak için eteğe bakmak yetmiyor; ayakkabının burnuna, saatin zincirine, yakanın sertliğine de bakmak gerekiyor. İşte o ayrıntılar, dönemin yaşam biçimini daha görünür hale getiriyor.

Tuvalden Günümüze Modanın Hafızası

Benim çok ilgimi çeken eserlerden biri, John William Godward’ın 1901 tarihli “Pompei’li Bir Kadın” tablosuydu. İlk bakışta renk dengesi insanı çekiyor. Turkuaza yakın arka planın önünde, mor ve toprak tonlarının birlikte duruşu son derece etkileyici. Fakat tabloya biraz daha dikkatli bakınca, giysinin taşıdığı estetik doğrudan öne çıkıyor. Drapeli yapı, omuzdan inen form, kumaşın bedende bıraktığı iz, boyundaki ince detay… Çok güçlü bir görünüm. Üstelik bugün bile bir moda çekiminde yer alabilecek kadar güncel hissi veriyor.

Bu da modanın çizgisel değil, döngüsel bir hafızaya sahip olduğunu düşündürüyor. Tarihsel referanslar değişik dönemlerde yeniden hayat buluyor. Antik çağ etkisi, Viktorya dönemi izleri, romantik silüetler, yapılandırılmış omuzlar, yüksek yakalar… Hepsi bugünün modasında başka yorumlarla karşımıza çıkabiliyor. Demek ki moda, geçmişi terk etmiyor; onu dönüştürerek yanında taşıyor.

 

Sergide yer alan tabloların büyük kısmı, giyimi bir arka plan öğesi gibi kullanmıyor. Tam tersine, figürün toplumsal konumunu ve ruhunu görünür hale getiren ana unsurlardan biri olarak ele alıyor. Bir kadının oturuşu, eteğinin yayılışı, kumaşın parlaklığı, saçının biçimi, elindeki aksesuar… Bunların tümü, figürün dünyasını kuruyor. Resim ile moda arasındaki bağ da tam burada başlıyor. Ressam figürü tuvale aktarırken, dönemin giyim hafızasını da istemeden kayıt altına alıyor.

Bu yüzden böyle sergiler bana hep çok kıymetli geliyor. Çünkü moda tarihini anlamak için podyum arşivlerine bakmak elbette önemli; ama resim sanatı çok daha derin bir tanıklık taşıyor. Orada stilize bir sunum değil, yaşanmış bir çağın görüntüsü var. Bir dönemin güzellik anlayışı, beden algısı, gösteriş ölçüsü ve zarafet fikri tabloların içinde yaşamayı sürdürüyor.

Arkas Sanat’tan çıkarken aklımda en çok şu düşünce kaldı: Giyim, insanlık tarihinin en sessiz ama en etkili anlatılarından biri. Bir elbise, bir ceket, bir ayakkabı, bir eldiven, bir yaka; hepsi dönemin sesi gibi. Üstelik bu ses, yıllar geçse de kaybolmuyor. Tuvalde kaldığı yerden konuşmaya devam ediyor.

 

Ben sergiyi gezerken resimlere baktım, ama gördüğüm şey kıyafetin çok ötesindeydi. Bir çağın kadınlık algısını gördüm. Erkekliğin nasıl temsil edildiğini gördüm. Zarafetin hangi detaylarla kurulduğunu gördüm. Kumaşın kültüre dönüştüğü o ince alanı gördüm. Moda yazıları yazdığım yıllardan tanıdığım o his geri geldi; kıyafetin hiçbir zaman yüzeyde kalmadığını, daima daha derine indiğini bir kez daha hatırladım.

Bence serginin en güzel tarafı buydu.

Aslında bir gardırobun, bir dönemin, bir estetik anlayışın içinde dolaşıyorsunuz.

Moda gelip geçen bir heves değil.

Moda, toplumların kendini aynada izleme biçimi. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız