İstanbul
Açık
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,2055 %0.06
53,9420 %0.06
6.157,31 % 1,29
66.380,07 %2.4

Ait Olması Gereken Coğrafyadan Koparılan Bergama Sunağı

YAYINLAMA:
Ait Olması Gereken Coğrafyadan Koparılan Bergama Sunağı

2012 yazıydı.

Bergama Akropolü’nün taş basamaklarını çıkarken önümde binlerce yıllık bir medeniyet vardı. Basamakları tırmanırken açıkçası bir eksiklik hissediyordum. O gün bunun nedenini tam olarak bilmiyordum. Babam biraz bahsetmişti fakat yerinde gidip o boşluğu görmek kafamı oldukça karıştırmıştı.

Bir tabelada “Zeus Sunağı” yazıyordu.

Karşımda ise sadece taş temeller vardı. İşte hissettiğim o eksiklik tam olarak buydu.

Fotoğraf çektirdim, yürüdüm, manzarayı seyrettim. Her şey güzeldi ama içimdeki eksiklik hissi hiç geçmedi. O boşluğun aslında neyi anlattığını ise yıllar sonra anlayacaktım.

2014 yılında Berlin’deydim.

Pergamon Müzesi’ne girdiğimde karşıma çıkan devasa yapı bana hiç yabancı gelmedi. Bir an durdum. Sonra içimden geçenleri bağıra bağıra söylemek istedim ama müzeden kovulmayı göze alamadığım için kendimi frenledim.

İki yıl önce Bergama’da sadece izlerini gördüğüm Zeus Sunağı, bütün görkemiyle karşımdaydı.

Sonra aklıma tek bir soru geldi:

“Bir medeniyetin kalbi, doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzakta olmalı mı?”

Zeus Sunağı, MÖ 2. yüzyılda Pergamon Krallığı döneminde inşa edildi. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Helenistik dünyanın en önemli kültür, bilim ve sanat merkezlerinden biri olan Bergama, görkemli yapılarının yanında; kütüphanesi, tiyatrosu ve mimarisiyle de döneminin en güçlü kentlerinden biriydi. İşte Zeus Sunağı da bu büyük uygarlığın en önemli simgelerinden biri olarak inşa edildi.

1878 yılında başlayan kazılarla Alman mühendis ve arkeolog Carl Humann tarafından ortaya çıkarılan sunağın parçaları, dönemin Osmanlı yönetiminden alınan izinlerle Berlin’e taşındı. Bugün ise dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Pergamon Müzesi’nin en önemli eserlerinden biri olarak sergileniyor.

Hukuki tartışmalar yıllardır sürüyor.

Almanya, eserin dönemin yasalarına uygun şekilde götürüldüğünü savunuyor.

Türkiye ise Zeus Sunağı’nın ait olduğu yere, Bergama’ya dönmesi gerektiğini dile getiriyor.

Hukuki süreç devam ediyor.

Peki ya vicdani süreç?

Kültürel mirası sadece taştan ibaret görmek büyük bir yanılgı olur.

O eser, doğduğu coğrafyada anlam kazanır.

Bugün Bergama’ya gidenler, sunağın yükseldiği yerde sadece taş temelleri görüyor.

Berlin’e gidenler ise onun bütün ihtişamını.

İnsan ister istemez düşünüyor…

Acaba bu hikâyenin sonu değişebilir mi?

Dünyanın birçok ülkesinde yıllardır kültürel miras eserlerinin iadesi konuşuluyor. Benzer talepler Yunanistan’dan Nijerya’ya kadar birçok ülke tarafından dile getiriliyor. Belki bir gün Zeus Sunağı da ait olduğu topraklara döner.

Hatta dönmeli.

Çünkü doğduğu coğrafyadan koparılan bir eser, yer değiştirmiş olmuyor; ait olduğu tarihten de uzaklaşıyor.

Ben 2012 yılında Bergama’da onun eksikliğini gördüm.

2014 yılında ise Berlin’de varlığını.

Aradan yıllar geçti ama aklımda hâlâ aynı soru var:

Bir milletin hafızası gerçekten valizlere sığar mı?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız