Kıbrıs’ta yön ve hedef sapması önlendi
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan BM 81. Dönem Genel Kurulu’na açılışının 22 Eylül 2026 Salı günü hitap etti.
Kapsamlı ve muhtevalı konuşmasında Kıbrıs konusuna da yer verdi.
Türkiye’nin Kıbrıs uyuşmazlığının çözüm şekline dair önceki 4 Genel Kurul’da açıkladığı görüşünü ve uluslararası topluma yaptığı çağrıları tekrarlayarak şunları ifade etti:
“Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.”
[I once again repeat the call I have made at the United Nations General Assemblies: The sovereign equality and equal international status of the Turkish Cypriot people must be recognized, and the inhumane isolation to which they have been subjected must finally come to an end. I call upon the international community to recognize and establish political, diplomatic, and economic relations with the Turkish Republic of Northern Cyprus.]
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının yaptığı açıklamaya göre, Sayın Cumhurbaşkanı BM Genel Kurulu’nda Kıbrıs konusunda dile getirdiği bu görüşlerini, daha sonra gerçekleştirdiği bazın ikili temaslarında da ifade etmiştir.
BMGS Guterres’e “Ada'da Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımayan hiçbir önerinin netice vermeyeceğini” söylemiştir.
İngiltere (Birleşik Krallık) Başbakanı Andy Burnham'ı kabulünde de muhatabına “Kıbrıs Türk halkının Ada'daki egemen eşitliği ve uluslararası statüsünün tanınmadığı hiçbir formülün sonuç vermeyeceğini” vurgulamıştır.
Erdoğan’ın önceki 4 yılda Kıbrıs uyuşmazlığının çözümü hakkında beyan ettiği görüşlerini bu defa da tekrarlamış olmasını çok önemsiyorum ve çok zamanlı buluyorum.
Çünkü 2025 Ekim ayı sonunda KKTC’de Cumhurbaşkanı olarak göreve başlayan Sayın Tufan Erhürman, çok geçmeden 19 Aralık 2025’te Kıbrıs Rum lider Hristodulidis ile görüşmüş ve “BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm” üzerinde mutabakata varmıştı. Yani KKTC adına yeniden federal çözüm arayışına yönelmeyi kabul etmişti.
Bu mutabakat BMGS Guterres’in 5 Ocak 2026 tarihli raporunda kayda geçmişti.
KKTC Cumhurbaşkanı son 9 – 10 ay boyunca BM yetkilileriyle ve Rum tarafıyla yürüttüğü temas ve görüşme sürecini “Türkiye ile istişare halinde” gerçekleştirdiğini ifade etmekteydi. Bu da sanki Türkiye’nin “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm hedefinden” vazgeçip tekrar federal çözüme yönelmeyi kabul ettiği anlamına gelmekteydi. Türkiye’nin siyasetinin tutarlılığına ve inandırıcılığına uluslararası plânda gölge düşürmekteydi.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın iki gün önce BM Genel Kurul kürsüsünden Kıbrıs konusunda dünyaya verdiği mesaj ve yaptığı KKTC’nin tanınması ve KKTC ile siyasî, diplomatik ve ticarî ilişki kurulması yolundaki çağrı, Millî Kıbrıs davamızda yaratılmak istenen yön ve hedef sapmasını kuşkusuz önleyecektir.
Bütün dünya ve KKTC’deki KKTC olgusunu özümseyememiş, içselleştirememiş olan unsurların, Türkiye’de iktidarda hangi yönetim olursa olsun, Türk Milleti’nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızı, KKTC halkını yeniden çeşitli tehdit ve tehlikelere, baskılara, mahrumiyetlere maruz bırakabilecek, Ada’nın Türkiye’nin millî güvenliğine yönelik bir şer yuvası haline getirebilecek gelişmelere göz yummayacağını anlamaları gerekir. Ada’da 1974’ten bu yana hüküm süren çatışmasızlık, huzur ve sükûnet ortamı, Türkiye’nin Kıbrıs uyuşmazlığındaki barışçı ve yapıcı rolünün somut kanıtını oluşturmaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM hitabındaki Kıbrıs’a dair kesin ifadelerini, Ocak ayında görevi Guterres’ten devralacak olan yeni BMGS’ne Türkiye’nin görüş ve tutumunu açıklayan bir ön tezkere mahiyetinde görmek de mümkündür.