İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,6663 %0.03
53,2545 %-0.13
6.043,03 % 0,32
59.471,92 %-0.903

İnsan Doğduğu Şehri İçinde Taşır

YAYINLAMA:
İnsan Doğduğu Şehri İçinde Taşır

“Dönüşe 2 Yıl Kala”
 

İşiniz gereği, eğitiminiz gereği ve daha birçok sebepten dolayı doğduğunuz, büyüdüğünüz ve benliğinizle bütünleştiğiniz memleketinizden aniden taşınabiliyorsunuz.
Ama işin gerçeği şu ki; şehir insandan kolay kolay taşınmıyor.

Uzun zamandır başka bir şehirde yaşıyorum. Düzenim o şehirde, alışkanlıklarım, günlük hayatım o şehirde akıyor. Sokakları biliyorum; hangi yolda trafik olur ezbere sayabiliyorum, markete kimin hangi saatte geldiğini bile tahmin edebiliyorum. Çok tuhaf değil mi? Çoğu zaman gün içinde gördüğüm bir insanı yeniden görebiliyorum. Buna hiç alışkın değilim.

Büyüdüğün şehirden uzak kaldığın gibi, bir de ufak bir şehirde yaşamak açıkçası oldukça zor oluyor. Fakat zamanla bu durum şu cümleyi doğuruyor:

“Yani kısacası yaşamayı öğrendim.”

Ama ait olmak…

Sanırım o başka bir şey.

Çünkü insan doğduğu, büyüdüğü ya da ruhunu bıraktığı şehirleri içinde taşımaya devam ediyor.

Denizden gelen iyot ya da gevrek kokusunu,
vapur düdüğünü
veya sadece rüzgârın tenine değdiği anda irkilip birden kendine geliyorsun.

Ve bir anda özlüyorsun ama öyle büyük cümlelerle değil. Sessizce.
Kimseye söylemeden.
Söylesen ne çare?

Kim anlar ki seni?

Benim gibi memleket hasretine düşen anlar lakin… kalabalığın ortasında bile içine çöken o tanıdık hisle:

“Benim şehrim şimdi nasıldır acaba?”

Mesela bir şehri özlemek, sadece sokaklarını özlemek değilmiş; bunu öğrendim.

İnsan bazen o şehirdeki hâlini de özlüyormuş.

Daha hafif olduğu zamanları.
Daha az yorulduğu günleri.
Henüz bazı kayıpları yaşamamış hâlini.
Daha çok güldüğü kendini.

Bu yüzden memleket dediğimiz şey aslında sadece doğduğumuz yer değil.

Bir çocukluk sesinde, anne çağırışında, baba gölgesinde…
Bir pencere önüne vuran akşam güneşi misali içine işler o sıcaklık.

İnsan başka şehirlerde yaşayabiliyor.
Kök salabiliyor.
Hatta mutlu da olabiliyor.

Ama…

Köklerinin ait olduğu, gözünü açtığın ve büyüdüğün şehir senden hiç çıkmaz.

Ne kadar uzağa gidersen git, insan gecenin bir vakti gözlerini kapatıp aynı şeyi fısıldar:

“Bir gün yine döneceğim.”

Belki temelli, belki kısa bir süreliğine.
Veya sadece bir kahve içip o havayı içime çekmek için.

Ama döneceğim.

Çünkü insan, kendinden tamamen uzak yaşayamaz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız