İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,6600 %0.12
53,1528 %0.09
6.130,13 % 1,67
59.934,24 %-0.309

Berlin'den Rosa'ya: Topal ayağıyla dans eden bir devrimcinin güncel mirası 

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Berlin'den Rosa'ya: Topal ayağıyla dans eden bir devrimcinin güncel mirası 

Birkaç ay önce Berlin Yahudi Müzesi'nin o ağır, tarih yüklü koridorlarında adımlarken, dikkatimi çeken ve beni adeta olduğu yere sabitleyen isimlerden biri Rosa Luxemburg oldu. Ziyaretimden paylaştığım o birkaç kare, yalnızca bir müze gezisinin hatırası değil; bugünün siyasi yönelimsizliğine ve bürokratik kireçlenmesine verilmiş tarihi bir cevabın görsel fısıltılarıydı.  

 

Onun diyalektiğine göre toplumsal bir hareket, her zaman bıçak sırtı bir denge üzerinde, iki büyük uçurum arasında yürüyen bir ip cambazı gibidir: Ya kitlesel karakterini yitirecek ya da nihai amacından vazgeçerek sıradan bir burjuva reform hareketine dönüşecektir. Peki Rosa, bu ince çizgide nasıl yürüdü?  

 

Kuşları Seven Bir Devrimci  

Rosa Luxemburg’u sadece barikatların keskin dilli hatibi veya ekonomi politiğin soğuk kuramcısı olarak kodlamak, onun devrimci ruhunun en can alıcı damarını ıskalamak demektir. O, hapishane hücresinde bir baştankaranın ötüşünde evrenin şarkısını duyacak kadar yaşama aşık, botanik defterlerine titizlikle çiçekler çizen bir doğa sevdalısıydı. Her şeye rağmen hayata sıkı sıkıya tutunan bu eşsiz karakteri, John Berger şu kusursuz tespitle özetler:  

  "İşçileri ve kuşları sevdi. Topal ayağıyla dans etti. Ona ilişkin her şey büyüleyici ve sahicidir."  

Ana akım siyasetin hantallıkla can çekiştiği, aşırı sağın karanlık bir dalga gibi yükseldiği ve neoliberalizmin hem doğayı hem de emeği hunharca sömürerek kendi sonunu hazırladığı bir "yönelimsizlik" çağındayız. Böyle bir çağda Rosa’yı anmak, tozlu bir tarih dersini tekrarlamak değil; onun militarizme ve sömürgeciliğe karşı ödün vermez tutumunu, kitlelerin yaratıcı enerjisine duyduğu sarsılmaz inançla birleştirmektir. O, siyaseti bir "teknisyen" soğukluğuyla değil, bir düşünce liderinin tutkusuyla, bizzat hayatın ta içinden kurmuştur.  

 

Hata Yapma Lüksü ve Yanılmazlık Yanılsaması  

Luxemburg’un Lenin’in merkeziyetçilik anlayışına getirdiği eleştiri, bugün "lider odaklı" ve "merkez komite fetişisti" yapılar için hâlâ sarsıcı bir tokat niteliğindedir. Rosa, yanılmazlık zırhına bürünmüş bir önderliğin, aslında hareketin ölüm fermanı olduğunu savunur. Bugünün lider kültlerine edilmiş bir isyan niteliği taşıyan o ünlü sözü şöyledir:  

"Gerçekten devrimci bir işçi hareketinin yaptığı hatalar, en iyi Merkez Komite’nin yanılmazlığından tarihsel olarak ölçülemeyecek kadar yararlı ve değerlidir."  

Bugünün siyasi partileri, üyelerini bilinçli özneler olarak mı görüyor, yoksa sadece yukarıdan verilen emirleri sorgusuz sualsiz uygulayan birer nefer olarak mı? Luxemburg, tam da bu noktada "disiplin" kavramını kışla mantığından koparıp özgür iradenin kolektif aklına taşır.  

 

Özgürlük, Her Zaman "Farklı Düşünenin" Özgürlüğüdür  

Bolşeviklere yönelik en sarsıcı uyarısı, demokrasinin bir "burjuva lüksü" değil, sosyalizmin ciğerlerine çektiği yaşamsal hava olduğu yönündedir. Kamusal yaşam baskı altına alındığında, sadece bir zümreye veya partiye tanınan haklar, yaratıcı gücü kurutur ve hareketi bir avuç bürokratın yönettiği cansız bir gölgeye dönüştürür.  

 "Özgürlük, sadece hükümeti destekleyenlere, sadece bir partinin üyelerine tanınan bir hak değildir. Özgürlük, her zaman ve yalnızca farklı düşünenin özgürlüğüdür."  

Bugün "iptal kültürü" (cancel culture) veya otoriter popülizmle daralan kamusal alanımızda, Rosa'nın bu ilkesi önümüzü aydınlatan bir kutup yıldızıdır. Farklı düşüncelerin çatışmadığı bir ortamda, siyasal yaşam uyuşur ve bürokrasi tek egemen güç haline gelir.  

Masa Başı Mühendisliği Değil, Yaşayan Örgütlenme  

Luxemburg’a göre örgütlenme, bir mühendislik projesi gibi masa başında çizilen mekanik bir ürün değil; yaşayan, diyalektik bir süreçtir. Kitlelerin kendiliğindenliğini (spontaneity) savunması, başıboşluğu kutsamak değil; örgütün mücadelenin sıcaklığında, aşağıdan yukarıya doğru filizlenmesi gerektiğinin altını çizmektir.  

Modern toplumsal hareketlere baktığımızda, örneğin Sarı Yelekliler gibi sendikal ve partiler üstü dalgalanmaların, onun "kendiliğindenlik" teorisini adeta bir kehanet gibi doğruladığını görürüz. Örgütlenme bu canlı enerjinin üzerinde yükselmediği sürece, kitlelerin iradesini boğan bir bürokratik aygıta dönüşmeye mahkumdur.  

Devrimci Reel-Politik ve Milliyetçilik Tuzağı  

Luxemburg’un "Devrimci Reel-Politik" kavramı, hayalperest bir idealizm ile ilkesiz bir reformizm arasındaki o incecik köprüdür. Günlük reform mücadelesini sosyalist hedefin karşısına koymaz; aksine onları, kitlelerin özgüvenini ve siyasal bilincini geliştiren pedagojik araçlar olarak görür.  

Öte yandan, belki de en tartışmalı ve öngörülü olduğu alan ulusal ayrılıkçılığa bakışıdır. O, "ulusların kendi kaderini tayin hakkı" gibi sloganların nasıl karşı-devrimin bir Truva Atı'na dönüşebileceğini sert bir şekilde uyarır. Özellikle Ukrayna örneği üzerinden yaptığı analiz, sınıf siyaseti ulusal sloganların gerisine düştüğünde, ezilenlerin nasıl dar bir milliyetçiliğe hapsedilebileceğine dikkat çeker. Gerçek kurtuluş sınırlarla bölünmekte değil; emperyalist savaşa ve sınıfsal sömürüye karşı enternasyonal ve birleşik bir cephe kurmaktır.  

  İğneyle Kuyu Kazarak Geleceği İnşa Etmek  

Rosa Luxemburg’un mirası, duvarda asılı duran romantik bir ikon değil; bugünün modern krizlerini, ekolojik yıkımlarını ve sansür mekanizmalarını anlamak için elimizdeki en keskin neşterdir. O, bizleri geçmişi romantikleştirmeyi bırakıp "iğneyle kuyu kazma" sabrına davet ederken, kitlelerin gündelik bilincini büyük bir fikirle birleştiren canlı bir dil inşa eder.  

Eğer bizler bugün Rosa'nın "farklı düşünenin özgürlüğü" ilkesini modern otoriterliğe karşı bir kalkan yapamazsak, insanlığın bir daha şansı olmayabilir. Şimdi kendimize sormanın tam vakti: Eğer bugün Rosa aramızda olsaydı, modern krizlerimize hangi "farklı düşünen" çözümü getirirdi ve biz, onun o topal ayağıyla başladığı cesur dansa eşlik edecek cesarete sahip miyiz?  

Rosa Luxemburg’la ilgili yukarıdaki yazıdan ilham alarak ve onun yer aldığı görsellerde ilham olarak görsel tasarla. Hiper realistik olsun. Renkli olsun. Kaliteli ve tutarlı olsun. 16:9 ölçeğinde. Yazı olmasın. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız