İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,6600 %0.12
53,1528 %0.09
6.130,13 % 1,67
59.934,24 %-0.309

Değişimin Hududu ve Yarını

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Değişimin Hududu ve Yarını

“Bugün Türkiye’nin gündemi nedir?” sorusuyla ülke turuna çıktığımızı farz edelim. Siyaseti aşinalıkla takip eden çoğu yurttaş, yüksek ihtimalle mutlak butlan kararıyla CHP içindeki çatışmalı görünümden kendince bahsedecektir. İktidara daha yakını bu kararı tamamen CHP’nin iç sorunu olarak geçiştirecek, muhalifiyse iktidarın CHP’yi bölmek için yaptığı son girişim olarak nitelendirecektir.

Peki ülkeyi, gündelik siyasetin gerilimli çehresinden soyutlanarak ele alırsak, nasıl bir manzarayla karşılaşırız? Bir tarafta atanamamış öğretmenlere layık görülen korkunç muamele, bir tarafta bakanlıktan aldığı söze rağmen emeğinin karşılığını alamamış maden işçileri, bir tarafta bayramda torununa harçlık veremeyecek duruma gelmiş emekli, bir tarafta kıt kanaat geçinen ve günlük yaşayan işçi, bir tarafta üniversitede nefes alabileceği en ufak bir alanı olmayan ve geleceğe dair derin bir umutsuzluk hisseden öğrenci …

Peki mutlak butlan dışında konuştuğumuz başlıklar neler? Sürekli kayyım atanan farklı sektörlerden farklı şirketler, NATO zirvesi bahanesiyle hukuksuzca tutuklanan yüzü aşkın kişi, kağnı hızında ilerleyen ve ne konuşulduğundan habersiz kaldığımız isimsiz bir “süreç”, ayda bir dillendirilip soğutulan “yeni anayasa” tartışması, İBB davasında her gün yenisini işittiğimiz savcıların hukuksuz uygulamaları, CHP’nin tutuklamakla bitmeyen belediye başkanları…

Peki bu manzara ve gündemin içerisinde muhalefet ne durumda? Saray eliyle parti içinde suni bir iktidara gelmiş bir ekip, seçilmiş gibi davranıp seçilmişin dahi alamayacağı olağanüstü kararlarla, kendince partiye bir “dizayn” çekiyor. Diğer tarafta da bundan sonra ne olacağını endişeyle bekleyen seçmenine ve örgütüne somut bir yol haritası sunamayan, açıkçası dışarıdan ne yapacağına kararsızmış görülen seçilmiş CHP yönetimi.

Değişimin Hududu

Bugünlerde tekrardan hareketlendirdiğimiz ve benim de Başkan Yardımcısı olarak görev aldığım Biz Topluluğu’nun, daha önce de atıfını yaptığım bir çalışması var; “değişim” kavramının en çok konuşulduğu, tartışıldığı Kasım 2023 kurultayından aylar önce, seçim sonrası yaşanan düş kırıklığı ortamında yayımladığımız; “Muhalefette Değişim: Değişimi Tanımlamak ve Somutlaştırmak” isimli rapor çalışması. Şimdi dönüp tekrar tekrar bakıyorum da zaman, bu çalışmayı güzel yaşlandırmış sanki.

“…Türkiye Cumhuriyeti’nin kolektif hafızasında gömülü siyasi kültüründe kapıkulluğu olgusunun ve ittihatçılığın baskın öğeler olarak göründüğü de açıklanmalıdır. Meşruiyetini kandan ve dinden alan patrimonyal bir otoritenin ekseninde kurumsallaşan bir devletten, dar elitinin çözülüşü önlemek maksadıyla uygarlaştırmaya çalıştığı ve bunu militarist düsturla yaptığı bir devlete, ardından da tüm bu çabalara karşın yeni bir devleti yine militarist düsturla yeni devleti inşa eden bir kurucu kadronun varlığı çizgisel olarak önemlidir. -Bu sözcükler eleştiri ya da tenkit için seçilmemiştir, tarifin belirginleşmesi için seçilmiştir.- Bu dönüşümle beraber önce kapıkulluğu daha sonra da ittihatçılık kolektif hafızada siyasi kültürün baskın öğeleri olarak yerini almıştır. Bu siyasi kültürün değişerek de olsa yaşıyor olduğunu düşünmekteyiz. Ve bu durumun Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasinin içkinleşebilmesi için mühim bir kilometre taşı olarak kabul ettiğimiz parti-içi demokrasinin tesisi hususunda zihinsel bir blokaj işlevi gördüğünü öne sürmekteyiz...’’ (Biz Topluluğu, Parti İçi Demokrasi Raporu, 4)

Türkiye’deki siyasi partilerin yapısını ve işleyişini düzenleyen yürürlükteki siyasi partiler kanunun partilerin iç yapısındaki çıkar endeksli düşünce yapısını ve dar-elit kadrolaşmaları beslediği hepimizim malumu. Çözülmeyi bekleyen bu kadar soruna rağmen siyaset zümresinin gündeminin bu kadar dar ve kadro temelli çatışmalara sıkışması -yaratılan gündemin iktidar güdümüyle suni olarak oluşturulmuş olmasına rağmen- toplumu umutsuzluğa ve siyasete karşı bıkkınlığa itiyor.

Türkiye’de iktidarın bir an evvel değişmesinin gerektiği olabilecek en çıplak şekilde ortadır. Ancak oldukça otoriterleşmiş ve devletin sınırsız sermayesini, nüfuzunu tamamen ele geçirmiş bir hükümete karşı değişimin, bugüne kadar alışılagelmiş siyasi metot ve yöntemlerle gerçekleşemeyeceği de yine olabilecek en çıplak şekilde ortadır. Eğer bugün bir siyasi irade Türkiye’de olumlu bir toplumsal değişimi tetiklemek istiyorsa, öncelikle kendi içerisinde toplumsal beklentileri anlamlandırabilecek ve elde ettiği politik girdiler ışığında siyaset üretebilme kapasitesine sahip bir politik örgütlenme modeli geliştirmelidir, geliştirmek zorundadır.

Mevcut otoriterleşmenin koşulları altında bu politik örgütlenme modeli, tek bir siyasi partinin kurumsal kimliğine sıkıştırılacak kadar hassas kalmamalı, sivil toplumun bütün unsurlarıyla bütünleşik bir zeminde kurgulanarak inşa edilmelidir. Kısacası kurumsal muhalefet bugün Türkiye’yi içerisinde bulunduğu otoriterleşme sarmalından eğer kurtarmaya niyetliyse, bugüne kadar denenmiş ve ısrarla denenmeye devam eden miting endeksli siyaset ve Ankara merkezli pazarlıkların kalıplarını aşarak yeni bir siyaset pratiği üretmek zorundadır.

“Parti-içi demokrasinin örgütlenmenin başarısıyla yakından ilişkili olduğunu savunuyoruz. Zira partilerdeki oligarşik eğilimlerin artması ve ahbap-çavuş ilişkilerinin katılaşması durumunda oligarşik yapının ‘kazanımları bölüşmemek adına’ örgütün genişlemesinin önünde engeller oluşturduğunu görmekteyiz. Örgütlenmenin güçlenebilmesi için üyelerin söz hakkının artırılması, oligarşik eğilimlerin parti-içi demokrasiyle sınırlandırılması gerekmektedir.” (Biz Topluluğu, Muhalefette Değişim: Değişimi Tanımlamak ve Somutlaştırmak, 21)

Kasım 2023’teki değişim, oldukça travmatik bir seçimin ardından muhalif seçmene bir nefes olmuştu. Bu değişimin kendisinden azade ismi ve umudu, Mart 2024 seçimlerinde ana muhalefet partisi olmaya alışagelmiş bir siyasi geleneği on yılların ardından birinci parti yapmış ve iktidar umudunu yeşertmişti. Bu umudun uzun zamandır tecrübe ettiğimiz ve 19 Mart 2025’le beraber en keskin halini görmeye başladığımız otoriterleşmenin içerisinde tekrardan çiçek açabilmesi için, söz konusu değişimin acilen retorikten örgütsel düzeye sıçraması gerekmektedir.   

Değişimin Yarını

“‘Kartel’ kavramı esasında siyasi partiler tipolojisinde önemli bir yer tutmakta ve siyaset bilimciler ‘Kartel Partiler’ tartışmasını yapmaktadır. Burada bahsi geçen kartel partiler, siyasi sistemde tekelleşmek için devlet aygıtının imkanlarını kullanan ya da çeşitli güçlü sermayedarların gücüyle birlikte siyasi sistemde diğer aktörleri dışarımlamaya ve denklem dışında bırakmaya yönelik bir yaklaşım sergileyen partileri açıklamaktadır. Bu çerçeveden bakıldığında iktidar partisi, kartel bir parti haline gelmiştir. Ve fakat biz, burada halihazırda var olan ‘kartel parti’ kavramından hareketle ‘Parti-İçi Kartelleşme’ kavramsallaştırmasını yapıyoruz. Parti-içi kartelleşme kavramsallaştırmasını da özellikle liderlikle birlikte ele değerlendiriyoruz. Parti içi kartelleşmeyi esasında önceki başlıkta tartışılması sürdürülen parti-içi demokrasi noksanlığının ve örgütlenmedeki oligarşik eğilimlerin hat safhaya ulaşmasıyla görülen bir statüko hali partilerin tavanlarında kümelenen politbürolar olarak tanımlıyoruz.” (Biz Topluluğu, Muhalefette Değişim: Değişimi Tanımlamak ve Somutlaştırmak, 31.)

Siyasi partilerin liderlerinin örgütünü iyi temsil ederek siyasetteki kırılmalara karşı partisine ve seçmenine istikamet tarif edebilecek kapasitede bulunması elbette önemlidir. Ancak mevcut siyasi partiler kanunun tanıdığı geniş yetki havuzu, liderleri örgütten ve seçmenden kopuk hale getirerek siyasetteki çıktıları Ankara merkezli dar bir kalıba sokmaktadır. Bu dar kalıp son mutlak butlan hadisesinde de gözlemlenebileceği gibi önde gelen siyasi aktörleri toplumun gündemine karşı oldukça vurdumduymaz bir görünüme sokmakta veya olağanüstü durumlardaki hareket kapasitesini kısıtlamaktadır.

 “Liderlik ve parti-içi kartelleşme kavramsallaştırmasıyla ele aldığımız durum, toplumda beliren değişim ve dönüşüm talebinin gerçekleştirilebilmesiyle yakından ilgilidir. Zira liderlik anlayışının yeniden değerlendirilmediği ve liderin etrafındaki dar-elitle birlikte neredeyse sınırsız olan yetkilerini kullanmaya devam etmesi sadece değişim ve dönüşüme öncülük edecek bir siyaset anlayışı ve siyaset pratiğinin can bulması konusunda değil; var olan kazanımların da değişimi talep eden vatandaşlar için kaybedilmesi tehlikesi konusunda da vahim riskleri barındırmaktadır.” (Biz Topluluğu, Muhalefette Değişim: Değişimi Tanımlamak ve Somutlaştırmak, 34.)

Değişim iddiasıyla yola çıkan seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi bugünlerde en büyük sınavını vermektedir. Partinin konforlu alanlarından çıkarak birikmiş öfkeyi yeni bir siyasi harekete dönüştürmek, gerçek anlamda “değişmiş” ve “dönüşmüş” bir örgütlenme modeliyle mevcut otoriterleşmeye karşı muhalefette yeni bir cephe açmak artık kendileri için tarihsel bir zorunluluktur. Cumhuriyet Halk Partisi tekrardan meşru ve seçilmiş yönetimine iade edilse dahi; parti içerisinde kartelleşmiş, donuklaşmış ve kişiler etrafında kümelenmiş bir örgütsel yapıdan kurtarılmalıdır.

Türkiye Değişmek Zorundadır

Türkiye son bir yıldır otoriterleşmesinin yeni bir safhasını idrak ediyor. Bu yeni safhaya karşı verilecek mücadele, yeni bir siyaset pratiğiyle temellendirilmelidir.

Değişim mottosuyla yola çıkmış ve kendisine meşru politik alan açmış bir siyasi kümelenme, hangi partide devam edecekse etsin, umudu örgütüne ve seçmenine daha derin bir değişimle sunmalıdır.

Bu metinde yazılanların özellikle hazine yardımının kesilerek sıfırdan yeni bir partinin kurulacağı gerçeklikte pratiğe dönüştürülmesi elbette kolay olmayacaktır. Ancak süreç, yeni bir siyaset ve örgütleşme pratiğini zorunlu kılmaktadır. Ve bu yeni pratik, arkadaki halk desteğiyle beraber yeni bir siyasi partide daha hızlı kurumsallaştırılabilir.

Velhasıl Türkiye’de siyaset bütün zümreleriyle değişmek zorundadır. Türkiye öğretmenlerin yerlerde sürüklendiği, madencinin bakanlık kapılarında süründüğü, öğrencinin nefes alamadığı, emeklinin ileri yaşında hayatta kalmak için çalışmak zorunda kaldığı; renksiz, umutsuz ve hayalsiz bir ülke olamaz, olmamalı.

 Ve Türkiye’yi değiştirme sorumluluğunun ağırlığını hisseden herkes, bu değişimi kendisinden başlatarak topluma nefes olmalıdır, olmak zorundadır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız