İstanbul
Parçalı bulutlu
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,1265 %0.03
53,2709 %0.1
6.424,83 % 0,08
62.940,00 %-0.345

Merhaba Karşı Kıyı Merhaba Pisagor’un Şehri

YAYINLAMA:
Merhaba Karşı Kıyı Merhaba Pisagor’un Şehri

Geçtiğimiz haftalarda sizlere Almanya’dan, İsviçre’den ve farklı şehirlerden seslenmiştik. Bu kez rotamız çok daha yakın. Öyle yakın ki, Kuşadası sahilinden baktığınızda karşı kıyıda olduğumuzu bildiğiniz bir yere gittik.

O hâlde hoş geldin yaz, hoş geldin Ege adaları.

Ege Kültürüyle Harmanlaşmak

Kendimi bildim bileli Ege kültürüyle yaşamış, İzmir ile Bodrum arasında sayısız kez gidip gelmişimdir. Çocukluğumun yazları hep böyle geçti. Ayvalık da bu hikâyenin hep bir köşesinde vardı elbette. Taş evleri, dar sokakları, sakız kokusuna karışan deniz havasıyla hafızamda yer eden yerlerden biri oldu.

Bu yüzden Ege benim için hep özeldir ve itiraf etmeliyim ki ben bu bölgeden başka bir coğrafyada yaşayabileceğimi hiç düşünmedim. Buna alışkanlık mı dersiniz bilemem; lakin o samimiyeti, o yüzlerden eksilmeyen sabah gülümsemesini başka hiçbir şehirde görmedim, göremem.

Kısacası sabah kahvesini denize karşı içmek, zeytin ağaçlarının arasından geçen yollar, güneş batarken yavaşlayan hayat ve o Ege kokusu… Bunların hepsi yıllardır tanıdığım bir dünyanın parçaları.

Yaşadığım bölge Karadeniz olsa da her gün biraz daha özlemle Ege’ye kavuşacağım günleri sayıyorum. Önümüzde okul tatili var ve biz oğlumla birlikte iki buçuk ay boyunca Ege kıyılarında olacağız. Bu süre zarfında kendimize bir hedef koyduk. On İki Adalar’ın tamamını bu yaza sığdıramasak bile mümkün olduğunca çok adayı görmeye karar verdik. İlk rotamız ise elbette Samos oldu.

Merhaba Samos

Samos’a giderken aslında tamamen yabancı bir yere değil, kültürünü bildiğim bir kıyıya gidiyordum. Çünkü Ege’nin iki yakası arasında pasaportlar olsa da sofralar aynı, sıcaklık aynı, müzikler benzer. En önemlisi de aynı denize bakan insanların birbirine ne kadar yakın olduğunu hatırlatıyor.

Feribot Kuşadası’ndan ayrılırken açıkçası bir keşfe değil de eski bir dosta gidiyormuşum gibi tanıdık bir his oluştu içimde.

İtiraf etmeliyim ki adaya ayak bastığım ilk anda beni şaşırtan şey, beklediğimden çok daha hareketli olmasıydı. Bayram tatilinin etkisiyle Vathy Limanı oldukça kalabalıktı. Kafeler doluydu, limana sürekli yeni yolcular geliyordu.

Aslında bu durum bana yıllardır bildiğimiz bir gerçeği yeniden hatırlattı. Ege’nin iki yakası birbirine düşündüğümüzden çok daha yakın. Bayram tatili gelince bizim kıyılarımız nasıl hareketleniyorsa, karşı kıyı da aynı heyecanı yaşıyor.

Vathy’nin en güzel tarafını keşfetmeniz için sokaklarında yarım saat geçirmeniz bile yeterli. Tipik bir Ege kasabasının sıcaklığını adım adım hissederken, dünyanın dört bir yanından gelen insanların yarattığı canlılığın içinde kendinizi kaybolmuş buluyorsunuz.

Farklı bir ülkedesiniz ama hiç yabancılık çekmeden geçirdiğiniz o gün, sizi bu adaya ister istemez hayran bırakıyor.

Bizim Samos’taki ilk durağımız Vathy oldu. Ama oğlumla bir karar aldık. Bu ada bizi kendine hayran bıraktı. Yeniden gelip adanın diğer şehirlerini de görmeye, sokaklarında daha uzun vakit geçirmeye karar verdik.

Önümüzdeki hafta şehirde görülmesi gereken yerleri, lezzet duraklarını, mutlaka tatmanız gereken lezzetleri, ulaşım ve konaklama detaylarını anlatacağımız kapsamlı bir yazıyla yeniden karşınızda olacağız.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız