İstanbul
Açık
24°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,5467 %0.06
54,8411 %0.04
6.215,03 % 0,64
62.665,47 %-1.283

İğne! Tabii ya İğne!

YAYINLAMA:
İğne! Tabii ya İğne!

Figüran krizinden sonra CHP'de ilk rozet takma töreninde; Gürsel Tekin konuşmasına "Sevgili basın emekçileri, değerli yoldaşlarım, bugün partimize katılacak yeni dostlarımız, Türkiye'nin arınma merkezine hoş geldiniz." diye başladı.

“Sevgili basın emekçileri”, tamam… Gazetecilerin orada bulunmasının açıklaması var; görevlerini yapıyorlar. “Yoldaşlar”ı da anlarım, orada olmayıp nerede olacaklar? Ama “Bugün partimize katılacak yeni dostlar” kısmı kafa karıştırıyor. “Hoş geldiniz” diye karşılandıkları merkeze, arınmaya gitmiş olmalılar.

Pilav yapmadan önce, genişçe bir kapa koyduğunuz pirinci parmaklarınızla sere sere taşları tespit eder, içinden ayıklarsınız. Buna arınma denebilir. Ama pirincin içine, mesela bir avuç pirinç daha katarak, arındıramazsınız. Ancak hacmi genişletirsiniz. Katılım töreninin, arınmayla nasıl bir ilgisi olabilir ki?

Ayrıca, o gün partiye katılmak üzere salonda bulunsaydım “Eyvah, beni arındıracaklar” endişesiyle vazgeçer salondan çıkardım. Tabii kapılar kilitlenip, çıkışlar engellenmemiş ise. Çünkü oraya arınmaya değil; partiye üye olmak, rozet takmak için gitmişimdir. Bu durumda, arındırılmaya tabi tutulsam; kendimi Kocaeli’de “Konsere” denip, AKP etkinliğine götürülmüş öğrenciler gibi hissederdim.

Salonda değildim elbette. Ama arınma törenini izledim. Arınma için ne yapılacağını merak ediyordum. Bu haftaki tören dar bir salondaydı. Bütün tören boyunca görüntüde Gürsel Tekin ile birlikte ancak birkaç kişi görebiliyordunuz. Rozeti takılan, görüntünün dışına çıkıyordu. Her nasıl arınılıyorsa, görmek mümkün olmadı.

Benim kafamda; çamur banyoları, buz havuzları, saunalar, jakuziler hatta göbek taşında hunharca hırpalanan, biraz önce rozet takmış kişiler canlandı. Kabahat benim değil. Sağır duymaz uydurur misali.

Tabii bu görüntülerin gözümün önünde uçuşmalarının sebebi, seçimlerden sonra el değiştiren AKP'li belediyelerin makam katlarından çıkan o ultra lüks banyolar, şatafatlı saunalar, jakuziler ve adeta küçük bir saray gibi tasarlanmış hamam görüntüleri. Selçuk Mızraklı’nın kayyımdan devraldığı Diyarbakır Belediyesi lüks makam odası ve arkasındaki banyo, Sancaktepe Belediyesi'ndeki jakuzi… hafızama kazınmış. Yok jakuzi değilmiş, duşakabinmiş diye tartışmalar sürse de sonu nereye bağlandı bilmiyorum.

Yani Gürsel Tekin’den rozetini taktırıp, görüntünün dışına çıkanın nasıl arındığı, doğal olarak hayal gücüme bırakılmıştı.

Buradan bir sonuca varamayacağımı anlayınca, geçen haftaki törene baktım. Hem salon daha büyük hem katılım daha fazla… Düşünsenize servisler dolusu figüranlar getirilmiş, hem daha geniş açılardan çekimler… Tören videolarını tekrar tekrar izliyorum. Rozeti takılanlar, perdenin arkasında kaybolup gitseler, tamam işte arınmaya gidiyorlar diyeceğim. Yok! Hepsi sahnede veya salonda. Saatlerce videoları didik didik edip, bir ipucu yakalamaya çalışıyorum. Ekrana yanaşmaktan, neredeyse burnum yassılaşmış, gözlerim kan çanağına dönmüş, tam umudumu kesmişken… Aniden aydınlandım.

“İğne! Tabii ya iğne!” diye haykırdım.

Saatlerce arayıp göremediğim arınma, gözümün önündeymiş. Rozetin kendisi, daha doğrusu rozetin takılmasıymış. Daha daha doğrusu, rozet takılırken, iğnenin kemiğe kadar ete batırılmasıymış, o esnada çekilen acıymış arınma. Yani ben öyle zannediyorum.  Daha geçerli bir açıklamanız varsa, duymak isterim.

 

Acıyla arınmak, yeni bir şey değil. İnsanlık tarihi boyunca ruhun, zihnin ya da vicdanın "kirlilikten" arınması için bedene acı çektirilmesi, hemen her kültürde ve inançta en temel dönüşüm ritüeli olmuştur. Gerek Mevlana’nın çilehanesindeki darlık ve mahrumiyet gerek Antik Yunan’daki trajedi sarsıntısı, gerekse Hristiyan münzevilerin kırbaçları... İnsanoğlu ne zaman "kirlendiğini" hissetse, kurtuluşu ve katarsisi hep bir tür fiziksel veya zihinsel acının süzgecinden geçmekte bulmuş. Eti geçip, kemiğe dayanan rozet iğnesi, acıyla arınmanın çağdaş bir ritüeli olmalı.

Üstelik bu arınmanın sadece siyasi alanda sıkışıp kalmasına da razı değilim. Sivil toplumda, sokakta ve ticarette de mutlak surette uygulanmalı.

Mesela bir kasaba giriyorsunuz; kasanın hemen yanında çerçevelenmiş "Personelimiz arınmıştır" yazısı asılı. O kasaptan dilediğinizi gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. Bilirsiniz ki o tezgahın arkasındaki adam, o iğnenin acısından geçmiş, nefsini göbek taşında bırakmıştır. Artık kıymaya tavuk derisi katması felsefeye aykırıdır.

Ya da bir ev alacaksınız veya kiralayacaksınız. Emlakçı büyük bir özgüvenle lafa başlıyor: "Hocam bina kayalık zeminde, malzemeden hiç çalınmadı..." Siz tam içinizden "Acaba?" diyecekken, arkadan müteahhit yanaşıyor. Sakince göğüs düğmesini çözüyor ve göğüs kafesindeki o taze, morarmış arınma iğnesi izini gösteriyor. Soru bitmiştir! Sözleşme anında imzalanır, kapora gözü kapalı yatırılır. Çünkü adam "iğneli katarsis" seansından yeni çıkmış, dürüstlük belgesini bizzat kendi vücuduna kazıtmıştır!

Fakat burası Türkiye... Her muazzam sistemin olduğu gibi, bu kutsal yöntemin de anında açığını bulup fırsatçılığa dökecek bir deha elbet çıkacaktır. İşin en riskli, en tehlikeli boyutu tam da burada başlıyor.

Siz tam kaporayı verecekken, sizi asıl büyük dolandıracak olan o uyanık, kolunu sıvayıp, üzerindeki taze morluğu veya iğne deliğini göstererek "Ben arındım hocam, bak belgem derimde!" diye gözünüzün içine bakarak yalan söyleyebilir. Oysa adam ne Gürsel Tekin’in yanına uğramıştır ne de o göbek taşında tellaklardan nasibini almıştır. Muhtemelen bir gece önce kafası güzelleşsin diye aradığı damar yolu izidir.

Neyse ki sahipsiz değiliz. Çok geçmeden, hepimizin telefonuna İçişleri Bakanlığı’ndan o hayat kurtaran toplu SMS’lerden biri düşer:

"Kıymetli Vatandaşlarımız; kendisini müteahhit, emlakçı veya kasap olarak tanıtıp, kolundaki veya bacağındaki iğne deliklerini göstererek 'Ben arındım' diyen dolandırıcılara itibar etmeyiniz. Orijinal arınma iğnesi deliğinin sadece ve sadece 'sol memenin üzerinde' olduğundan emin olunuz. Şüpheli durumları 112'ye bildiriniz. B001"

Nâzım Hikmet, “Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler” şiirinde şöyle yazar:
"Yeter ki kararmasın, sol memenin altındaki cevahir"
Nazım’ın “Cevahir” diye bahsettiği, insanın kalbi, vicdanı ve insanlığıdır.

Bugün yaşasaydı, muhtemelen dizelerini şöyle revize ederdi:
"Yeter ki kapanmasın, sol memenin üstündeki cevahir!"

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız