İstanbul
Parçalı bulutlu
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3346 %0.01
51,3419 %-0.05
6.406,80 % -3,26
70.742,28 %0.592

Karikatürdeki o adam, iade-i itibarı hak ediyor

YAYINLAMA:
Karikatürdeki o adam, iade-i itibarı hak ediyor

Yiğit özgür’ün tek karelik karikatüründe; kadın adama “Yanındaki kadın kimdi?” diye sorarken, adam kollarını pencereye doğru uzatarak, dışarıyı gösterip “Millet aç, aç!” diye tepki verir.

Uzun yıllardır bildiğim, yeri geldikçe sözünü ettiğim karikatüre konu olan pespayeliğin, daha güçlü bir anlatımı olamaz… diye düşünürdüm. Yanılmışım.

Çünkü o karikatürdeki pespayelik bile, bir noktada açıklama yapma ihtiyacı hissediyor. Soruyu duyuyor, cevap üretiyor; absürt de olsa bir bağ kurmaya çalışıyor.

Oysa “inkâr” refleksi başka bir şeydir. Orada artık açıklama yoktur, bağ yoktur, mantık yoktur. Soruya cevap verilmez, soru ortadan kaldırılmaya çalışılır. Gerçek tartışılmaz; başka bir şeye dönüştürülür..

Refik Erduran (31 Ağustos 2013) köşe yazısında, “Karın yatakta başka kadınla mı yakaladı? ‘Ne olduğundan hiç haberim yok’ diye dikileceksin. ‘Kocana tuzak kurmuşlar, içkisine hap atıp uyutmuşlar. Huysuzlanma!’ diyeceksin” deyip, Kemal Tahir’e atfedilen “İnkar, yiğidin kalesidir” sözünü hatırlatır. 

İşte bu yüzden inkâr, sadece bir kaçış değil, başlı başına bir stratejidir. Yakalanmış olmanın yarattığı rahatsızlığı gidermek için değil, o rahatsızlığın varlığını bile inkâr etmek için devreye girer. Ve bu refleks, en çıplak hâliyle, Erduran’ın yazısındaki, aldatmayı içselleştirmiş o tipte görülür.

Onun refleksi bambaşkadır. Yakalandığında duraksamaz; daha utanmaz, daha rezil bir özgüvenle inkâr eder, küçümser, durumu kontrol altına almaya çalışır. Çünkü onun meselesi doğruyla yanlış değil, yakalanmış olmanın yarattığı konfor kaybıdır. Onun için inkâr, bir çıkış yolu değil, zaten en baştan kurulmuş bir savunma hattıdır.

Siyasette de tablo farklı değil; yakalanan aktörün ilk refleksi çoğu zaman gerçeği açıklamak değil, inkâr ederek pozisyonunu korumaktır.

Bakın karikatürdeki o adama; yakalanmışlığın o en süfli telaşı içinde, pencereden dışarıyı gösterip 'Millet aç!' diye bağırıyor. Zekâmıza küfür, haysiyetimize hakaret, yalanın en rüküş, en beceriksiz hâli... Bundan daha aşağılık bir inkâr biçimi olamaz diye düşünüyorsunuz değil mi? Yanılıyorsunuz. 

Bu adamın o sefil çığlığında bile bir telaş, bir panik, bir parça 'yakalanmış olmanın utancı' var. Yalanı o kadar derme çatmadır ki, aslında bir "yalan" bile değildir; sadece o anki panikle savrulmuş bir çığlıktır. Bu "sarsaklık", insan olmanın o en zayıf, en zavallı ama en "tanıdık" halini yansıtır.

Karikatürdeki o adam, zekâmızla alay etmiyor, gerçeğin varlığını reddetmiyor. O sadece yakalandığı anın ağırlığı altında eziliyor. 

Asıl pespayelik; karısı tarafından yatakta yakalanmış veya yolsuzluğu eldeki resmi belgeye dayanan adamın 'Bu bir hayal', “O belgeler sahte” diyen o mermer soğukluğundaki içselleştirilmiş militan inkarında başlıyor.

İşte bu yüzden senelerce “Millet aç, aç!” diyen karikatürdeki o adama “pespayelik” payesiyle haksızlık etmişiz. En fazla “sarsak” olabilecekken, ona “pespaye” demişiz. İşte bu yüzden, o adamdan özür diliyorum.

İtibarını iade ediyorum.

***

Özgür Özel, "Küçük turpun büyük marifetleri" diyerek duyurduğu basın toplantısında Akın Gürlek'in mal varlığını açıkladı. Özel, Gürlek'in konutlarının ve sattığı mülklerin toplam değerinin 452 milyon lira olduğunu öne sürdü. 

Özel, "Mevcut taşınmazlarının ortalama değeri ve satılan mülklerinin toplam ortalama işlem hacmi 452 milyon lira. 1. Derece Hâkim maaşı alsa bile bu kadar serveti edinmesi için tam 190 yıl, yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Ama marifetli Akın Bey bunları 19 yılda yapmış" dedi.

Buna karşılık Akın Gürlek “Terörle mücadele ediyorum.” diye açıklama yaptı. Yetmedi “Muhittin Böcek, seçilmek için Özgür Özel’e ödeme yaptı” dedi. “Özel, asrın yolsuzluğunu perdelemek için yapıyor” dedi…

Söyledikleri doğru veya yanlış olabilir. Lakin bunlar mal varlığı iddiasına açıklık getirmiyor. Milletin aç olmasının, adamın yanındaki kadını açıklamaması gibi.

Ama Akın Gürlek başka şeyler de dedi: “Gerçek dışı ve sahte belgeler” dedi. “Güya ID numaraları falan vermiş ama ID numaralarında Akın Gürlek yazıyor mu, yazmıyor." dedi.

Terörle mücadele, Muhittin Böcek, asrın yolsuzluk davası… gibi ifadelerle yetinmesini tercih ederdim. Bu davranış şeklini hiç değilse kendime açıklayabiliyordum. Ama ötesi bende yok.

***

“Ya ortalık yangın yeri Milletin umrunda değil turpun küçüğü. Büyüğü de umrunda değil.Türkiye'de şu anda pek çok kişi “Acaba Türkiye’de petrol fiyatları artar mı? Benim masamdan bu pideyi bu adamlar alır mı, çalar mı?” diyen Cüneyt Özdemir “Millet aç aç!” ifadesini hatırlatan ifade kullanmıyor. Resmen “Millet aç aç!” diyor. Karikatürün tarihi daha eski olmasa, konuyu Cüneyt Özdemir’den çalmışlar diye yemin edebilirdim. 

***

Bir kamu görevlisinin geliriyle izah edilemeyecek mal varlığı doğal olarak zihnimde gerilim yaratırken, Nevşin Mengü’nün kendi programında yaptığı açıklaması imdadıma yetişti.

“Böyle birşey söyledi Özgür Özel. Ciddi bir iddia. Tapuları gösterdi, tapu ID numaraları üzerinden. Şimdi ne alaka? Belki Akın Gürlek’in aileden kalan bir şey. Bize ne?… Yani bir yandan bakacak olursak…” dedi

Tam ben de “Belki Akın Gürlek’in aileden kalan birşey. Bize ne?” diye zihnimdeki gerilimden sıyrılmışken, Akın gürlek’in konuk olduğu bir programda kendisi hakkında anlattıkları gözüme ilişti: Öğrencilik yıllarında maddi olarak çok zorlandığı, üniversitede notlarını satarak para kazandığını, söylüyordu. “Genelde ailem ticaretle uğraştı ama çok parlak bir ticaret geçmişi yok.” diye de ekledi. 

Yani açıklanan belgelere rağmen “Belki de aileden kalan bir şey. Bize ne? “ fikrine ikna olmuşken, kafam yeniden karıştı.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız